Gazi Mahallesi’nde duvar yazıları silinip yeniden yazılıyor, Okmeydanı’nda eski siyasi sloganların üstü boyanırken yeni bir dil ortaya çıkıyor. Bağcılar’da ise kurşun izleri esnafı yerinden yurdundan ediyor. Peki neler oluyor?
Türkiye’nin gündeminde uzun bir süredir “yeni nesil çeteler” var. Farklı isimlerle anılan bu yapılar, son aylarda art arda operasyonlarla kamuoyunun karşısına çıkıyor. Kimi silah ticaretiyle, kimi uyuşturucuyla, kimi de haraçla varlığını sürdürüyor.
Çetelerin ortak noktalarından biri gençleri, hatta çocukları sürecin içine çekmeleri. Kolay para kazanma vaadi, aidiyet duygusu ve sosyal medyada “havalı” görünme isteği, birçok genci bu yapılara yakınlaştırıyor. İlişki, kimi zaman bir suç örgütünün parçası olmaya kadar uzanıyor.
Genellikle yoksulluğun yoğun olduğu mahallelerde karşılık bulan çetelerin etkisi gittikçe derinleşiyor. Okmeydanı, Gazi Mahallesi ve Bağcılar’da dinlediğimiz çok sayıda tanıklık da bu derinleşmenin-dönüşümün mahalle yaşamına etkisini ortaya koyuyor.
GAZİ MAHALLESİ
Bir zamanlar yoğun sol siyasi örgütlenmelerin ve kolektif hareketlerin görünür olduğu sokaklarda, bugün duvar yazıları farklı bir dili işaret ediyor. Eski sloganların üzerine yazılmış yeni ifadeler, yalnızca politik değişimi değil, mahalle içi güç dengelerinin ve gündelik hayatın yeniden kurulduğunu gösteriyor. Güvenlik birimlerinin yoğun varlığına rağmen, mahalle sakinlerinin anlattığı tablo, devlet görünürlüğü ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafenin hâlâ kapatılamadığını ortaya koyuyor.
GÜNAHLARA KARŞILIK GIDA YARDIMI
Gazi mahallesinde bir çete lideriyle buluştuk. 28 yaşındaki bu kişinin adını ve hangi çeteye mensup olduğunu güvenlik gerekçesiyle veremiyoruz. Anlattıkları, mahallede Volkan Reçber’den Barış Boyun’a birçok yeni nesil mafya liderlerinin yerelle nasıl ilişki kurduğuna dair ipuçları taşıyor: “Sıklıkla erzak ve et yardımı yapıyorlar. Ayda bir 50 kurbanlık et için ararlar, dağıt diye… Günah çıkarmak için.”

Kendisinin gruba nasıl dahil olduğunu, çete üyelerinin aidiyet duygusunu şu sözlerle anlatıyor: “Mahalle ortamı, arkadaş çevresi… Öyle bir anda içine giriyorsun. İşe girer gibi bir şey değil. Bir bakmışsın zaten içindesin. Tetikçilik vardı, bir dönem akşamları içip içip sağa sola ateş ediyorduk. Çoğu zaman nereye sıktığımızı bile bilmiyorduk. Şimdi daha bilinçli hale geldik. Alkol kullanırım ama uyuşturucu kullanmam. Cezaevinde yaklaşık bir yıl yattım. Çıktıktan sonra da devam ettim, çünkü bir şekilde alışıyorsun, bu yolun içinde kalıyorsun. Parası da insanın hoşuna gidiyor. Kolay para gibi geliyor. Taş atıp kolun yorulmuyor. Silah satışı, silah ticareti gibi işlerden para kazanıyorsun. Ama uyuşturucuyla hiç işim olmadı, o işlere girmem.”
Çete içi ilişkilerde aile bağlarının zayıfladığına dikkat çeken kişi, bu yaşam biçimini şöyle tarif ediyor: “Bu işlerin içinde olanın aileyle bağı kalmaz zaten. Sabah işe gidip akşam eve dönen bir düzen yok. Bu işte para gelir ama kalmaz. Kimse uzun vadede bir şey biriktiremez. Genelde en üsttekiler kazanır; yanındakiler sadece döngünün içinde kalır. İnsan bazen farkında olmadan buna da alışıyor.”
İletişim ve örgütlenme biçimlerine dair ise şunları söylüyor: “Öyle film gibi gizli yollar yok. Herkes herkesi buluyor. Telegram, WhatsApp… Nasıl bir yolun içindeysen zaten bağlantı kuruyorsun. Meslek gibi düşün. Bir gazeteci başka gazeteciyi nasıl tanıyorsa, bu işte de öyle.”
CEZAEVİNDE BİLE KENDİNİ GÖSTERMENİN DERDİNDE
Cezaevi deneyimine ve genç mahkumlar arasındaki algıya ilişkin değerlendirmesi ise dikkat çekici: “Filmler, diziler insanları etkiliyor. Cezaevinde çok genç var. Bazıları için orası bile bir gösteri alanı gibi. ‘Abi bizi TikTok’ta paylaşın’ diyen çocuklar var. Adam oraya gelmiş, hâlâ görünür olma derdinde. O kafa yapısı çok yaygın. Bilinçli olan pişman oluyor ama çoğu çocuk bunu oyun gibi görüyor.”
Cezaevi içindeki sosyal hiyerarşiye de değinen kişi, para ve statünün belirleyici olduğunu söylüyor: “İçeride paran varsa söz sahibisin. Yoksa değerin yok. Dışarıda da böyle aslında ama içeride daha sert. Gelen gidenin, giydiğinin bile bir anlamı var. İnsanlar bunu görünce etkileniyor.”
Hakkında açık soruşturma dosyaları bulunduğundan, kendisinin çete geçmişiyle ilgili daha fazla detay veremeyeceğini söylüyor: “Adam öldürmedim ama yaraladım. Bu işte kimse kimseyi sebepsiz vurmaz. Ya aynı yolun içindesindir ya da yolun kesişmiştir. Her şey planlı gibi anlatılmaz ama sokakta işler böyle yürür.”
AYDA 50 BİN LİRA KAZANSA BU İŞLERE BULAŞMAZ
Konuşma devam ederken oturduğumuz mekana 17 yaşında olduğu söylenen bir genç geliyor. Ortamda gençle ilgili şakalar yapılıyor. “Bak mesele bunun 200 bin lira borcu var” diyorlar. “Nasıl?” diye sorduğumda kumar borcuna işaret edilerek şu anlatılıyor: “Kasa yapıyordu, kasa veriyordu millete, sokakta oynatıyordu. Sanaldan, telefon üzerinden oynatıyordu. Oynayanlar buna parayı vermiyor. Oynatanları da veresiye oynatıyor, adam yol alıp gidiyor. Sonra diyor ki, ‘Gel buraya.’ 200 bin liralık oynamışsın, para nerede? Abi diyor kaçtı. Öyle bir şey yok, o parayı getireceksin!”
Çocuğun silahlı fotoğraflarını da gösteriyor ve sohbeti daha da sert bir noktaya taşıyorlar: “Şimdi buna desinler, şurayı 300 bine kurşunla, gider. Öyle düşün. Her şeyin başında ekonomi var. Yanlış anlama. Bu çocuk bugünün şartlarında ayda 50 bin lira kazansaydı, uğraşır mı böyle işlerle? Uğraşmaz. Ama ihtiyacın olduğu için gidiyorsun.”
İLK VURULDUĞUMDA 16 YAŞINDAYDIM
Geçmişte suç örgütleriyle bağlantısı olduğunu söyleyen ve hâlâ mahallede yaşayan 25 yaşındaki başka bir gençle buluşuyoruz. Omuz, kol ve bacak olmak üzere üç yerinden vurulduğunu anlatırken kurşun izlerini gösteriyor: “Ben doğma büyüme buralıyım. Buradaki gençler kolay paraya düştü. Eskiden siyasiydi, şimdi çete işine döndü. Benim çoğu çevrem cezaevinde, ben de şu yaşıma kadar üç kez vurulmuşum abla. Biz de bir zamanlar onlar gibiydik. İlk 16 yaşında vuruldum. Abi dediğim bir kişi uyuşturucu yüzünden öldü. Uyuşturucu satanlara karşıydı, onu öldürdüler. Sonra biz onlara saldırdık. Şuramdan girdi mermi, şuramdan çıktı” diyerek kolunu gösteriyor.
Mahalledeki mevcut düzeni ise şöyle tarif ediyor: “Şu an aktif olanlar 15-16 yaşındaki çocuklar. Torba tutuyorlar. Onların üstü 18-19 yaşında. Ailesi zor durumda olan çocuk bir bakıyor, arkadaşının altında araba, cebinde para… Aile ‘çalış’ diyor ama çocuk etrafına bakıyor. Sonra biri geliyor: ‘Niye çalışıyorsun, gel benim işimi yap, haftalık para veririm’ diyor. Çocuğu alıyorlar, yemek yediriyorlar, kulübe götürüyorlar. Çocuk da ailesinden kopuyor.”
Kendisinin de benzer bir sürecin içinden geçtiğini söylüyor, Mahalledeki görünmez hiyerarşiyi ise şöyle tarif ediyor: “Esas torbacıların keyfi yerinde. Rahat gezerler, satış yaparlar. Çok belli ederler kendilerini. Beygiri yüksek motorlarla dolaşırlar. Ben bıraktım artık. Şu an beni kimse vurmaz, bir tek annem vurur.”
MAHALLELİ DÖNÜŞÜMÜ ANLATIYOR
Gazi Mahallesi son yıllarda suç profilinde belirgin bir dönüşüm yaşıyor. Bu değişimin izlerini en iyi mahalle sakinleri anlatıyor. Ancak çoğu, suç örgütlerinden çekindikleri için isimlerinin yayımlanmasını istemiyor. Yerel idarede faaliyet yürüten bir yetkili A.B., tabloyu şöyle özetliyor:
“Burası polisin yoğun olduğu bir yer. Özel timlerin, karakolların olduğu bir yer. Mahalle aslında tamamen emniyetin kontrolünde. Ama buna rağmen çok rahat hareket edebiliyorlar. Eskiden birtakım siyasi dernekler vardı, bunlar bir ölçüde engel oluyordu. Torbacılık yapılamıyordu, esrar satılamıyordu. ‘Terör örgütü’ denilerek kapatıldılar. Çoğu şimdi cezaevinde. Uyuşturucuyla mücadele eden insanlar içeride, yerlerine tefeciler, mafyalar geldi.”
Yerel idarede görevli bir başka kişi C.D. ise ekonomik boyuta dikkat çekiyor:
“Aileler yardım istiyor ama yaptırım gücümüz yok. Gençlere ters gitsek bizim de ne yaşayacağımız belli değil. Ayda 300-400 bin liralardan söz ediliyor. 18 yaşındaki bir çocuk bu geliri bırakır mı? Burada gecekondu bölgelerine bakın; engelli bireyler var, yetim çocuklar var. Siyasi nedenlerle cezaevine girenler ayrı, adli suçlular ayrı. Çocuklar çıkış yolunu başka türlü arıyor. 28 bin lira maaş alıp 25 bin lira kira veren biri ne yapacak? Sorunun kökü burada, sistem baştan sorunlu.”
Mahalledeki dönüşümün bir diğer boyutu ise ailelerin konumu. Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Ve Cemevi’nde görev yapan bir yetkiliye göre süreç çoğu zaman geç fark ediliyor: “Çocuk okula gitmiyor, işi yok ama eve para getiriyor. Aile bunun kaynağını sorgulamıyor. Ne zamanki silah taşımaya başlıyor, o zaman bize geliyorlar. Ama çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor.”
“REHABİLİTASYON MERKEZİNİN YERİNDE KALEKOL VAR”
Gazi Mahallesi’nde 40’lı yaşlarda bir erkek, cezaevinden yeni çıktığını söyleyerek mahalledeki dönüşümü somut bir örnek üzerinden anlatıyor. Geçmişte uyuşturucuyla mücadele amacıyla kurulan bir merkezin bugün yerinde olmadığını vurguluyor: “Siz gelmeden az evvel esnaf bir arkadaşımızın oğlu buradaydı. Kafası gitmişti, artık ne kullandıysa bilmiyoruz. Paraya ulaştılar, bu saatten sonra laf geçiremezsiniz. Burada Hasan Ferit Gedik Rehabilitasyon Merkezi vardı, ben de orada çalışıyordum. Orayı yıktılar, yerine kalekol yaptılar.”

OKMEYDANI
Gazi Mahallesi’nden sonra adresimiz Okmeydanı.
Dar sokaklar, birbirine yaslanmış eski binalar ve duvarlarda üst üste binmiş yazılar… İlk bakışta mahalle, geçmiş ile bugün arasında sıkışmış bir hafıza gibi. Duvarlara kazınmış sloganların üzeri defalarca boyanmış, çizilmiş. Alt katmanlarda hâlâ “Uyuşturucuya hayır”, “Hesabını soracağız” ve kadın cinayetlerine karşı yazılar güçlükle seçiliyor. Neredeyse her birinin altında farklı sol fraksiyonların imzası var.
Yaklaşık 30 yıldır mahallede yaşayan bir kişi, değişimi demografiden okuyarak anlatıyor: “Mahallede genç nüfus daha az. Eski bir mahalle. Yapılar da eski olduğu için göç sirkülasyonu düşük. Buraya gelenlerin bir kısmı da korucu aileleri. O ailelerin çocuklarından bazıları politikleşip DEM Parti saflarına geçti, bir kısmı ise yozlaşmanın içine girdi.”
Aynı kişi, ekonomik koşullar ile suç örgütleri arasındaki bağı şöyle kuruyor: “Refah düzeyi yüksek yerde çeteler tutunamaz. Zengin birine ‘şunu al, şuraya sat’ diyemezsiniz ama yoksul insana bunu çok kolay yaptırırsınız.”
Mahallede anlatılanlara göre asıl kırılma, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile yaşanıyor: “OHAL’den sonra buradaki derneklerin tamamı kapatıldı. Geriye s
adece yasal partilerin binaları kaldı. O kapanıştan sonra motosikletli çeteler türemeye başladı. Bir ara saymıştım, 21 dernek vardı. Şimdi bazı binalar metruk. Sanki savaş sonrası gibi oldu.”
BABASI DEVRİMCİ OĞLU ÇETE LİDERİ
Aynı kişi, suç örgütleriyle adı anılan Volkan Reçber üzerinden kuşaklar arası kırılmaya işaret ediyor: “Babasını tanıyorum. 80 öncesi Devrimci Yol’cudur. Çok iyi bir insandır. Gaziosmanpaşa’da yıllarca örgütlenme yaptı.”
40’lı yaşlardaki bir başka mahalle sakini ise değişimi kuşak farkı üzerinden anlatıyor: “Bizim jenerasyon duruş peşindeydi. Şimdi alt jenerasyonda iş tamamen para. Sol fraksiyonların da hatası oldu, bilinçsiz hareket ettiler.”
Okmeydanı’nda 17 yıldır esnaflık yapan bir kişi, dönüşümün en sert yüzünü anlatıyor: “Arabasını biraz ileri almasını söylemek için bir çocuğun arabasının camına vurduk. ‘Kornaya basacaksın’ dedi. Tartışma büyüdü, 14-15 yaşlarında bir çocuk, dizine kadar uzanan bir silah çıkardı. Gözleri normal değildi, bir şey kullanmıştı. Mermiyi ağza vermiş, insanlara sıkacak. Böyle olayları artık sık yaşıyoruz.”
İki yıldır muhtarlık yapan Erdal Güney ise sorunun çok katmanlı olduğunu vurguluyor: “Aileler konfeksiyonda çalışıyor, çocuklarla ilgilenemiyor. Spor alanları yok. Çocuklar sokakta bir araya gelince yönlendirilmeye açık hale geliyor.”
BAĞCILAR
Bağcılar, Gazi ya da Okmeydanı gibi tek bir hafızaya yaslanmıyor. Göçle büyüyen, farklı sosyoekonomik katmanların üst üste bindiği bir ilçe. Ortak nokta ise yoksulluk ve kırılgan gelir yapısı. Bir yanda güvenlikli siteler, kartlı girişler ve lüks rezidanslar yükseliyor. Diğer yanda eski mahalle düzeni aynı sokakta yaşamaya devam ediyor. Özellikle Güneşli hattı, bu iki dünyanın en sert biçimde temas ettiği yerlerden biri.
Son yıllarda bu hatta yaşanan bazı saldırılar, mekânlardan tehdit yoluyla para istenmesi ve kurşunlama olayları, ilçedeki gerilimi görünür hale getiriyor. Görüştüğümüz ve iş yeri kurşunlanan birçok esnaf, olayların yalnızca ekonomik değil, sosyal medya etkisiyle de büyüdüğünü söylüyor.
“ÇOCUK SİLAHI TAŞIYAMIYOR AMA KULLANIYOR”
Güneşli’de adını güvenlik gerekçesiyle vermek istemeyen ancak iş yeri kurşunlanan bir dükkan sahibi şöyle anlatıyor:
“Biz sahil kenarı değiliz, Beyoğlu da değiliz, alkollü mekân da değiliz. Sebebin ne olduğunu da bilmiyoruz. Emniyet de bize bir şey söylemedi. Çocuklar kartvizit bırakmadı ama liderleri yurtdışındaymış. Önce korkutma amaçlı saldırılar oldu. Sonra sırayla para istediler. Vermeyenler dükkan kapattı. Mekân devreden çok oldu. 23-30 civarı motosikletli çocuk kurşun sıktı. Birini polis kovaladı. Çocuk silahı bile tutamıyor, 13-14 yaşında. Kaçarken silahı düşürdü.”
“SUÇ ARTIK BİR AKIM”
40’lı yaşlardaki bir esnaf ise kırılma anını 2015 sonrası olarak işaret ediyor:
“Suç artık bir moda akımı gibi. Tas kafa, şişme yelek… Bunlar moda oldu. Müşteri gibi gelip mekânı izliyorlar, sonra para istiyorlar. Vermezsen kurşun geliyor.” Polis ve güvenlik önlemlerinin arttığını söylüyor ama ekliyor: “Yüz tanıma sistemi geldi, devriye var ama baskı devam ediyor.”
Aynı esnaf, Bağcılar’ın farkını şöyle özetliyor: “Bağcılar karışık bir yer. Her kesim var. Bu yüzden kimse kimseye üstünlük kuramıyor ama işler büyürse kontrol zorlaşır.”
Hürriyet Mahallesi’nden 26 yaşındaki bir genç ise tabloyu şöyle görüyor: “Bizim yaş grubumuzda sorun yoktu ama bizden küçükler uyuşturucu ve silaha yöneldi. Sosyal medya çok etkili. Çete hayatı TikTok’ta bile var.” Aynı genç, meselenin sadece ekonomik olmadığını vurguluyor: “Parası olan da bu işlere giriyor. Kendini göstermek, ilgi çekmek için yapıyorlar. Sadece fakirlik değil.”
İstanbul’un bir zamanlar siyasi örgütlenmelerle, dayanışma ağlarıyla ya da mahalle aidiyetiyle tanımlanan mahallelerinde boşalan sosyal alanları bugün başka yapılar dolduruyor. Bu boşluk, yalnızca suç örgütlerinin değil, aynı zamanda ekonomik sıkışmışlığın, eğitimden kopuşun ve görünür olma arzusunun da zemini haline geliyor.

