Midyat’taki Şengalli Ezidiler kök salıyor 

Şengal’de 2014’te yaşanan IŞİD saldırıları nedeniyle Türkiye’ye gelen Ezidilerden 205 aile bugün Midyat’ta yaşamını sürdürüyor. Ezidilerin Midyat’ı; inanç, akrabalık, güvenlik ve tarihsel bağ gibi nedenlerle tercih ediyor. Birbirine yakın mahallelerde yaşayan ailelerin gündeminde artık sadece sığınma değil barınma, geçim, eğitim, sağlık ve uzun vadeli bir yaşam kurabilme sorunları var.

Rengin Uçkan
İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet mezunu. Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansını “Türkiye’de Göç Yönetişiminde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü: Suriyeli Sığınmacılar Örneği” başlıklı tez çalışmasıyla tamamladı. Türk Kızılayı Bursa...

Şengal’de 2014’te yaşanan IŞİD saldırıları nedeniyle Türkiye’ye gelen Ezidilerden 205 aile bugün Midyat’ta yaşamını sürdürüyor. Ezidilerin Midyat’ı; inanç, akrabalık, güvenlik ve tarihsel bağ gibi nedenlerle tercih ediyor. Birbirine yakın mahallelerde yaşayan ailelerin gündeminde artık sadece sığınma değil barınma, geçim, eğitim, sağlık ve uzun vadeli bir yaşam kurabilme sorunları var.

3 Ağustos 2014’te IŞİD’in Şengal’e saldırması, bölgedeki Ezidiler için yakın tarihlerindeki en ağır kırılmalardan biri oldu. Binlerce insan öldürüldü veya kaçırıldı, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere büyük bir kesim ağır hak ihlallerine maruz bırakıldı, yüz binlerce kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. IŞİD’in Ezidilere yönelik eylemlerinin soykırım niteliğinde olduğu, sonraki yıllarda uluslararası kurumların ve yargı süreçlerinin de gündemine girdi. Saldırının ardından Irak içinde yer değiştirenlerin yanı sıra Türkiye’ye göç eden Ezidi aileler de oldu ve ilk yıllarda Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Şırnak, Siirt, Mardin ve çevresinde oluşturulan geçici barınma alanlarında yaşamaya başladılar.

İnsan Hakları Derneği’nin 2015 yılında hazırladığı “Diyarbakır-Şanlıurfa/Viranşehir-Şırnak-Siirt-Batman/Beşiri ve Batman/Merkez’de Bulunan Êzidî Mülteci Kamplarına İlişkin Gözlem ve Tespit Raporu”, dönemin koşullarını aktarıyordu. Raporda, Ezidilerin Midyat ve Nusaybin’deki geçici barınma merkezlerinde de kaldığı anlatılıyordu.

Bu ilk tablo geçen 12 yıl içinde büyük ölçüde değişti.

EV, OKUL, İŞ, SAĞLIK…

Midyat’ta bugün artık çadır veya kamp yaşamının geçici koşullarından değil, ilçe merkezinde kiralık evlerde yaşayan, çocuklarını okula göndermeye çalışan, günlük ya da düzenli iş arayan, sağlık hizmetlerinden yararlanan ve aynı kentte uzun yıllardır hayatını sürdüren 205 aile var.

Bu nedenle Midyat’taki Şengalli Ezidilerin bugünkü durumunu yalnızca 2014 sonrasında ortaya çıkan bir sığınmacı krizi olarak değerlendirmek yaşanan dönüşümü açıklamakta yetersiz kalıyor. Topluluğun sorunları acil insani yardım döneminden giderek uzun süreli yerleşmenin ortaya çıkardığı eğitim, çalışma, konut, sağlık ve sosyal hizmet alanlarına kaymış durumda. Midyat’taki tablo aynı zamanda zorunlu göçün, ilk sınır geçişinden yıllar sonra bile farklı kuşakların hayatını nasıl belirlediğini gösteriyor.

NEDEN MİDYAT’I SEÇTİLER? 

Midyat, başka birçok bölgeden ayrı özelliklere sahip. İlçe ve çevresi tarihsel olarak Ezidilerin yaşadığı coğrafyalardan biri ve bugün sayıları geçmiş dönemlere göre daha düşük olsa da bölgede Ezidi topluluğunun varlığı devam ediyor. Şengal’den gelen aileler açısından daha önce burada yaşayan Ezidilerin, akrabaların veya tanıdık topluluk üyelerinin bulunması, tamamen yabancı bir yere yerleşmek yerine sosyal olarak tanıdıkları ya da aynı kökene sahip oldukları bir çevrenin yakınında kalabilme imkânı sağlıyor.

İbrahim Seydo
İbrahim Seydo

Ezidi kanaat önderi İbrahim Seydo, ailelerin neden Türkiye’nin iş ve yaşam koşulları gelişmiş büyük şehirlerine dağılmadığını anlatırken bu noktaya özellikle dikkat çekiyor.

Seydo, “Köklerimiz, dualarımız ve kutsal yerlerimiz hep bu topraklardadır. Şengal’de büyük sıkıntılar yaşayıp evimizden çıkmak zorunda kaldığımızda, Türkiye’nin batısındaki büyük şehirlere göç etmeyi hiç düşünmedik” diyor.

Midyat’ın Şengal’e yakın olması kadar akrabalık ilişkilerinin ve bölgede Ezidi topluluğunun bulunmasının da belirleyici olduğunu ifade ediyor.

Seydo’ya göre ailelerin aynı inançtan insanların bulunduğu ve kendi kimliklerini daha rahat sürdürebileceklerini düşündükleri bir bölgede yaşamak istemeleri, Midyat’a yönelmelerinde temel etkenlerden biri. “Burada, aramıza katılan diğer Ezidi aileler ile birlikte aynı inancı ve kaderi paylaşıyoruz” sözleri, Midyat tercihinin topluluk açısından yalnızca bir yer değiştirmeden ibaret olmadığını gösteriyor.

Hayata Destek Derneği’nin “Mardin ve Batman’da Yaşayan Ezidilerin Hizmetlere Erişimi İhtiyaç Analizi Raporu” da bu yerleşim şekline ilişkin önemli veriler içeriyor. 2020’de yayımlanan çalışma, Midyat’taki Ezidilerin o dönemde özellikle Sanayi, Gölcük ve Işıklar mahallelerinde görece düşük kiralı evlerde yaşadığını belirtiyor. Raporda ailelerin çoğunlukla kendi toplulukları içinde sosyal ilişkiler kurdukları, sorunlarını toplum kanaat liderlerinin oluşturduğu yapı üzerinden çözmeye çalıştıkları ve kendilerini daha güvende hissetmek amacıyla bir arada yaşamayı tercih ettikleri ifade ediliyor. Çalışmanın sosyal uyum bölümünde de bu davranışın arkasında toplumsal hafızadaki katliamlar ve saldırıların yarattığı kaygının bulunduğu vurgulanıyor.

Bugün sahada görüşülen Şengalli Ezidiler de ailelerin Midyat’ın tamamına eşit biçimde dağılmadığını, belirli mahallelerde birbirlerine yakın yaşamaya devam ettiklerini anlatıyor. Işıklar, Seyitler ve Cumhuriyet mahalleleri topluluğun bulunduğu alanlar arasında anılırken, geçmiş raporlarda Sanayi ve Gölcük mahallelerinin de Ezidi ailelerin yoğunlaştığı yerler arasında gösterildiği görülüyor. Ancak 205 ailenin güncel mahalle bazlı dağılımına ilişkin kamuya açık resmi bir veri olmadığı için hangi mahallede tam olarak kaç ailenin yaşadığına dair kesin sayı vermek mümkün görünmüyor. Burada önemli olan yalnızca mahalle isimleri değil, topluluğun şehir içinde bile birbirinden fazla uzaklaşmaması ve daha önce de Ezidilerin yaşadığı mahalleleri tercih etmesi. Bu tercih, yıllardır devam eden akrabalık, dayanışma ve güvenlik ilişkilerinin Midyat’taki günlük yaşam üzerindeki etkisini gösteriyor.

KAMPTAN MAHALLELERE

Midyat’taki bugünkü hayatı anlamak için Ezidilerin ilk yıllardaki barınma sürecine de bakmak gerekiyor. Hayata Destek Derneği’nin 2022’de yayımladığı “Arafta Yeni Bir Yaşam Umudu” başlıklı saha raporuna göre 2014 sonrasında Türkiye’ye gelen Ezidilerin bir kısmı önce Diyarbakır’daki Fidanlık Geçici Barınma Merkezi’nde kalıyor. Fidanlık’ın kapanmasının sonra ailelerin bir bölümü farklı yerlere giderken bazı aileler Midyat’taki geçici barınma merkezine geçiyor. Midyat’taki merkezin de kapanmasının ardından Midyat’ta kalan Ezidiler ilçe merkezindeki kiralık evlere yerleşmeye başlıyor. Hayata Destek Derneği’nin bu çalışması, aileler farklı evlere dağılmış olsa bile birbirleriyle yakın ilişki içinde yaşamaya devam ettiklerini kaydediyor.

Bu değişim yalnızca barınma şeklinin değişmesi anlamına gelmiyor. Kamp döneminde birçok temel ihtiyacın kurumsal veya insani yardım mekanizmaları üzerinden karşılandığı bir düzenden, kira, elektrik, ısınma, gıda, okul masrafı, ev eşyası ve ulaşım gibi giderlerin doğrudan hane bütçesine yüklendiği şehir hayatına geçiliyor. Bu nedenle yıllar geçtikçe “Nerede kalacaklar?” sorusunun yerini “Nasıl sağlıklı bir yaşamı sürdürecekler?” sorusu alıyor.

Çalışma çağındaki yetişkinlerin düzenli gelir elde etmesi, çocukların okulda kalabilmesi ve yaşlıların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi aynı hane ekonomisinin içinde birbirine bağlı sorunlar haline geliyor. Bir alanda yaşanan sorun diğerini doğrudan etkilediği için barınma, çalışma, eğitim ve sağlık sorunlarını birbirlerinden tamamen ayrı konularmış gibi ele almak da sahadaki durumu açıklamıyor.

Midyat’ta yaşayan 20 Ezidi ile yaşadıkları sorunları anlamak amacıyla 10 Ağustos’ta yapılan bir grup çalışmasında insanların bugünkü öncelikleri sorulduğunda benzer başlıklar öne çıkıyor.

Görüşmeye katılanlardan S.A. güvenlik ve istikrarla birlikte ailelerin hukuki durumlarının belirgin olmasını önemli gördüğünü söylerken, bir başkası artan yaşam ve kira maliyetleri karşısında düzenli iş ve gelir kaynaklarının temel ihtiyaç haline geldiğini dile getiriyor.

Başka katılımcılar özellikle hasta veya yaşlı bireylerin bulunduğu ailelerde sağlık hizmetlerinin, çocukların eğitimlerinin kesintiye uğramamasının ve ağır şiddet deneyimleri yaşamış kişiler için psikolojik ve sosyal desteğin önemli olduğunu vurguluyor. Görüşmelerde maddi destek ihtiyacının da önemli bir şekilde devam ettiği dile getiriliyor.

Grup çalışmasında anlatılanlar, ailelerin tek tip ihtiyaçları olmadığını ortaya koyuyor. Bazı hanelerde okul çağında birden fazla çocuk bulunurken bazı evlerde yaşlı veya kronik hastalığı bulunan kişiler ya da engelliler yaşıyor ve kimi ailelerde düzenli çalışabilecek yetişkin sayısı sınırlı kalıyor. Bu farklılık nedeniyle aynı mahallede yaşayan iki Ezidi ailenin en acil problemi birbirinden tamamen farklı olabiliyor. Birinin önceliği kira iken diğerinin düzenli ilaç veya medikal malzeme, başka bir ailenin ise çocuğun eğitimden kopmasını önlemek olabiliyor. Bu nedenle 205 aileyi yalnızca sayısal bir göç verisi olarak ele almak, ailelerin kendi içlerindeki ekonomik, yaş, sağlık ve eğitim farklılıklarını görünmez hale getiriyor.

BARINMA SORUNUNUN BİÇİMİ DEĞİŞTİ 

Reyhan İşbirliği ve Kalkınma Derneği Proje ve Ofis Sorumlusu Mehmet Ali Konak, Midyat’taki ailelerin bugün karşılaştığı en belirgin sorunlardan birinin gelir ile konut giderleri arasındaki fark olduğunu söylüyor. Konak’a göre ilçedeki konut seçeneklerinin sınırlı olması ve kira artışları, düşük gelirli aileleri daha eski, yalıtımı zayıf veya kalabalık haneler açısından yeterli olmayan konutlara yöneltebiliyor. Düzenli bir işte ve sigortalı çalışan bir aile üyesinin bulunmadığı hanelerde bu sorun daha ağır yaşanıyor. Konak, erkeklerin önemli bir bölümünün inşaat, taş işleri veya benzeri sektörlerde günlük ve güvencesiz işlerde çalıştığını belirtiyor. İşin sürekliliğinin olmaması, hanenin bir sonraki ay elde edeceği gelirin de önceden bilinemiyor oluşu anlamına geliyor.

Hayata Destek Derneği’nin 2020 tarihli ihtiyaç analizi, ekonomik kırılganlığın yeni ortaya çıkmış bir durum olmadığını gösteriyor. Raporda, araştırmaya katılan Ezidiler arasında düzenli iş bulabilenlerin sayısının sınırlı olduğu, çalışanların ise ağırlıklı olarak kayıt dışı ve güvencesiz işlere yöneldiği tespit edilmişti. İnşaat ve hizmet sektörü raporun araştırma döneminde öne çıkan iş alanları arasında bulunuyordu. Aynı raporda görüşülen kişilerin ihtiyaçları arasında nakdi destek, sağlık hizmetleri, barınma koşullarının iyileştirilmesi ve iş bulmaya yönelik hizmetler ilk sorun sıralarında yer almıştı.

Konak’ın anlattıkları bugünkü tabloda da bu sürekliliğe işaret ediyor. Düzenli gelirin bulunmadığı bir evde kira yalnızca barınma başlığı altında değerlendirilebilecek bir gider olmaktan çıkıyor. Elektrik, su, kış aylarında ısınma, gıda, ulaşım ve çocukların okul ihtiyaçları aynı belirsiz ve sınırlı bütçeden karşılanıyor. Ailenin çalışan üyesinin birkaç hafta iş bulamaması veya sağlık nedeniyle çalışamaması, kira ödemesini ve diğer temel giderlerin sağlanmasını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle saha çalışanları nakdi yardımlar kadar kayıtlı ve sürdürülebilir istihdam imkânlarının önemine dikkat çekiyor.

İbrahim Seydo da ailelerin günlük yaşamını anlatırken aynı noktaya değiniyor. “Evler çoğunlukla eski ve kalabalık ailelere yetmiyor, geçim sıkıntısı her geçen gün daha çok artıyor” diyen Seydo, 205 ailenin hala Midyat’ta yaşıyor olmasının ekonomik güvencenin sağlandığı anlamına gelmediğini söylüyor.

Seydo’nun anlattığı tablo, şehirde geçirilen sürenin devam etmesiyle ihtiyaçların sona ermediğini, aksine kalıcı bir yaşamın giderlerinin daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Daha uzun süredir aynı ilçede oturan bir ailenin yardım ihtiyacının bulunması ile yeni gelmiş bir ailenin acil ihtiyaçları aynı olmayabilir, ancak iki durumda da gelirin yetersizliği günlük hayatı doğrudan belirlemeye devam ediyor

MESELE ARTIK SADECE OKULA KAYIT DEĞİL

Midyat’ta en hassas başlıklardan biri çocukların eğitimi olarak öne çıkıyor. Rengarenk Umutlar Derneği üyesi ve Çocuk Çalışmaları Uzmanı Bahtiyar Bayram, sahada gördükleri en önemli problemlerden birinin okula kaydolabilen çocukların bir bölümünün eğitime kesintisiz devam etmekte zorlanması olduğunu söylüyor. Bayram, özellikle Türkçesi yeterli olmayan çocukların doğrudan yaşlarına uygun sınıflara yerleştirilmesinin bazı öğrenciler açısından ciddi bir uyum sorunu ortaya çıkarabileceğine dikkat çekiyor. Öğretmeni anlamayan ve kendilerini sınıfta ifade etmekte zorlanan çocukların zaman içinde okula gitmemeye başlayabildiklerini belirtiyor. Buna akran zorbalığına dayalı sorunlar eklendiğinde eğitimden kopma riski daha da yükseliyor.

Bahtiyar Bayram
Bahtiyar Bayram

Bayram, “Eğitim alanındaki en ağır spesifik tespitimiz, okula kayıt yaptırabilen çocukların bile ilk iki ay içinde devamsızlık yaparak okuldan kopmasıdır” diyerek özellikle dil desteğine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Çocuğun yalnızca okul sistemine kaydedilmesinin eğitim hakkından aktif bir şekilde yararlanabildiği anlamına gelmediğini söylüyor. Eğitim dil desteğinin ve öğrencinin mevcut akademik düzeyine uygun tamamlayıcı programların önemli olduğunu belirten Bayram, okul içinde kendisini ifade edemeyen çocuğun zamanla geri çekilebildiğini anlatıyor. Ailelerin ulaşım, yemek ve kırtasiye gibi okul giderlerini karşılamakta zorlandığı durumların da devamlılığı etkileyebildiğini ifade ediyor. Böylece eğitim sorunu tek bir nedenden değil, dil, ekonomik koşullar, okul uyumu, eğitim materyalleri ve çocuğun sosyal ilişkilerinin birleşmesinden oluşuyor.

Hayata Destek Derneği’nin saha araştırmasında yer verdiği ihtiyaç analizi de çocukların eğitime erişiminde benzer yapısal sorunlar tespit ediyor. Raporda dil bariyeri, okul ile ev arasındaki mesafe, ulaşım giderleri, çocuğun yaşı ile devam ettiği sınıf arasındaki uyumsuzluk ve çocukların çalışıyor olması eğitim dışında kalma nedenleri arasında sıralanıyor. Araştırma ayrıca bazı ailelerde çocukların kendi dil ve kültürlerini kaybetmesine ilişkin endişelerin bulunduğunu da söylüyor.

EĞİTİMDEN KOPUŞ VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ 

Bahtiyar Bayram’a göre eğitim ile ilgili yaşanan sorunların yalnızca çocuğun okul başarısıyla sınırlı kalmamasının en önemli nedenlerinden biri çocuk işçiliği riski. Derinleşen ekonomik kriz içinde bazı ailelerde çocuğun elde edeceği küçük bir gelir bile hane bütçesi için önemli hale gelebiliyor. Bayram, Midyat’taki yerel pazarlarda, oto tamircilerinde veya tekstil atölyelerinde çocukların işçi olarak çalıştırıldığı örneklerle karşılaştıklarını söylüyor. Çocuk bir kez düzenli olarak çalışmaya başladığında okula geri dönmesi daha zor hale geliyor ve ekonomik ihtiyaçlar uzun vadeli eğitim kaybına dönüşebiliyor. Bu nedenle çocuk işçiliğini yalnızca aile tercihleri üzerinden değil, hanenin gelir düzeyi, yetişkinlerin iş imkânları ve eğitim sisteminde yaşanan uyum sorunlarıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Bayram’ın dikkat çektiği bir diğer konu kız çocuklarının eğitimden uzaklaşmasının oluşturabileceği sonuçlar:

“Özellikle lise çağında eğitimle bağı zayıflayan kız çocukları açısından erken yaşta evliliğe yönlendirilme riskinin artma ihtimali yok değil. Bunun bütün Ezidi ailelere genellemememizi özellikle belirtmek gerekiyor ve söz konusu olan sahada çocuk koruma perspektifiyle takip edilmesi gereken bir risk alanı. Her toplumda zarar verici geleneksel uygulamalarla karşılaşmamız ve bu uygulamaların kriz dönemlerinde artması olasıdır. Düzenli sosyal hizmet takibi, güvenli sosyal alanlar, çocukların okulda kalmasını sağlayacak programlar ve ailelerle birlikte yürütülecek çalışmalar burada önem taşıyor. Çocukların sorunlarının ancak kriz ortaya çıktıktan sonra fark edilmesi yerine, okul ve sosyal hizmet mekanizmalarının erken aşamada devreye girebilmesi gerekiyor”

SAĞLIKTA İHTİYAÇ AİLEDEN AİLEYE DEĞİŞİYOR 

Sağlığa erişim sorunu, Midyat’taki grup çalışmasında öne çıkan diğer temel başlıklardan biri. Özellikle kronik hastalığı bulunan kişiler, yaşlılar ve düzenli ilaç veya rehabilitasyon desteğine ihtiyaç duyan bireylerin bulunduğu ailelerde sağlık hizmetine erişim büyük önem taşıyor.

Grup görüşmesinde görüşlerini ifade eden M.R.A., sağlık hizmetleri ve sağlık güvencesinin engelli, hasta ve yaşlı bireyleri olan hanelerin öncelikleri arasında olduğunu söylüyor.

Sağlık hizmetine erişimde yaşanacak kesinti, bu haneler açısından yalnızca tedavinin aksaması anlamına gelmiyor, aynı zamanda ulaşım ve ilaç gibi ek maliyetler nedeniyle bütün aile bütçesini de etkileyebiliyor. Bu nedenle sağlığa erişim meselesi Midyat’taki ekonomik koşullardan bağımsız değil.

Bugün Türkiye’de uluslararası koruma başvurucuları ve statü sahipleri için hizmetlere erişim hukuki statü ve ilgili mevzuata göre şekilleniyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) Türkiye’deki güncel bilgilendirmelerinde sosyal ve ekonomik desteklerin farklı kamu kurumları ve kuruluşlar tarafından sağlanabiliyor olduğu belirtiliyor. Ancak hizmetin mevzuatta bulunması, her bireyin o hizmetlerden aynı kolaylıkla yararlanabildiği anlamına gelmiyor.

Ezidilerin Türkiye’deki durumuyla ilgili geçmiş raporlarda kayıt konusu da önemli bir yer tutuyor. Hayata Destek Derneği’nin 2022 yılında yayımladığı saha değerlendirmesi, özellikle 2021 sonrasında Türkiye’ye gelen bazı Ezidilerin uluslararası koruma kaydıyla ilgili sorunlar yaşadıklarını bildiriyordu. Kuruluşun aynı dönemde hazırladığı basın bülteninde de yeni gelen danışanlarla yapılan görüşmeler, kamu kurumlarından edinilen bilgiler ve saha gözlemleri üzerinden kayıt sorunu temel başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor. Bugün görüşülen aileler uluslararası koruma sistemine kayıtlı olduklarını, fakat bunun süreli olduğunu dile getiriyorlar. Bu belirsizlik onları diken üstünde tutuyor ve düzenli bir hayata devam etmelerini engelliyor.

Burada önemli bir hukuki ayrımın da dile getirilmesi gerekiyor. Türkiye’de Geçici Koruma rejimi esas olarak Suriye’den kitlesel olarak gelen kişiler için uygulanan bir koruma çerçevesi ve Iraklı Ezidilerin hukuki durumunu tanımlamıyor. Irak vatandaşlarının dosyaları uluslararası koruma ve diğer yasal kalış biçimleri çerçevesinde bireysel olarak farklı değerlendirilebiliyor. UNHCR’nin Türkiye için yayımladığı güncel bilgilendirmelere göre uluslararası koruma başvurularının kayıt ve değerlendirme yetkisi 2018’den bu yana doğrudan Göç İdaresi Başkanlığı ve il müdürlüklerinde bulunuyor. Bu nedenle Midyat’taki 205 ailenin tamamını aynı süreli hukuki statüyle tanımlamak yerine kişilerin statü sürelerinin ve dosya süreçlerinin birbirinden farklı olabileceğini belirtmek daha doğru.

Mehmet Ali Konak da güncel sorunu bu çerçevede açıklıyor:

“Bazı bireylerin resmi işlemlerinde veya statülerine bağlı güncellemelerde yaşanan gecikmeler sağlık ve sosyal hizmetlere erişim üzerinde etkili olabiliyor. Burada söz konusu olan, 2014 veya 2021 dönemindeki toplu kayıt sorunlarının bugün aynı şekilde devam ettiği durumu değil.” Konak’ın dikkat çektiği nokta, bir kişinin idari işlemlerinde ortaya çıkan aksaklığın günlük yaşamda beklenenden daha geniş sonuçlar doğurabilmesidir. İbrahim Seydo da ailelerin yaşadığı sorunları anlatırken “resmi işlerde ve kâğıt işlerinde yaşanan bazı gecikmelerin” gündelik hayatı zorlaştırabildiğini ifade ediyor.

Geçmiş travma bugünkü sosyal ilişkileri de etkiliyor

GEÇMİŞ TRAVMA BUGÜNKÜ TOPLUMSAL İLİŞKİYİ ETKİLİYOR 

Ezidi ailelerin Midyat’ta neden birbirlerine yakın yaşamayı tercih ettiklerini açıklarken güvenlik ihtiyacının önemini gözden kaçırmamak gerekiyor. Hayata Destek Derneği’nin 2020 tarihli araştırmasının sosyal uyum bölümünde, topluluğun ilk yıllarda kamplarda ve yerel toplumdan daha uzakta yaşadığı, şehir merkezine geçildikten sonra da daha sınırlı ölçüde benzer bir topluluk içi yaşamın devam ettiği belirtiliyor. Raporda bu eğilimin önemli nedenlerinden biri olarak geçmiş katliamların ve saldırıların yarattığı toplumsal hafızanın olduğu gösteriliyor. Aynı araştırmada görüşülenlerin çoğunluğunun Türkiyeli veya diğer mülteci olan komşularıyla ilişkilerini olumlu ya da normal olarak değerlendirdiği de görülüyor. Bu iki bulgu birlikte ele alındığında, Ezidilerin birbirlerine yakın yaşamalarının çevredeki herkesle çatışma veya iletişimsizlik anlamına gelmediği ortaya çıkıyor.

Bu nokta Midyat’taki topluluğu anlamak açısından önem taşıyor. Şengal’de IŞİD saldırılarını yaşayan veya saldırıların sonuçlarını ailesinden dinleyerek büyüyen bir topluluk açısından güvenlik kavramının günlük hayattaki anlamı başka gruplardan farklı olabiliyor.

İnsanların aynı kökene mensup akrabalarına ve tanıdıklarına yakın yaşaması, ihtiyaç halinde hızlı biçimde dayanışma kurulabilmesini sağlıyor. Dini ve kültürel pratiklerin birlikte sürdürülebilmesi de bu yakınlığın diğer boyutunu oluşturuyor. Bu nedenle ailelerin belirli mahallelerde yoğunlaşması kendi içine kapanan bir topluluk oluşturma arzusundan çok, geçmiş deneyimlerin ve mevcut sosyal bağların biçimlendirdiği bir yerleşme davranışı olarak görülüyor.

Toplulukla yapılan grup çalışmasında psikolojik ve sosyal desteğin ihtiyaçlar arasında sayılması da geçmiş deneyimlerin geride kalmadığını gösteriyor. Görüşmelere katılan kişiler, şiddet, kayıp ve yerinden edilme yaşamış bireyler için psikolojik desteğin öneminden söz ediyor. Grup çalışmasında ortaya çıkan değerlendirmeler, ağır deneyimlerin psikolojik sonuçlarının yalnızca saldırıyı doğrudan yaşamış yetişkinlerle sınırlı tutulamayacağını düşündürüyor. Aile içindeki anlatılar, kayıplar, parçalanmış aile ilişkileri ve uzun süreli belirsizlik katliamdan sonra doğan yeni kuşağın yaşamını da etkileyebiliyor.

AYNI AİLE, FARKLI ÜLKELERDE FARKLI HAYATLAR

Ezidi ailelerin uzun süreli yerinden edilmesinin en az göz önünde olan sonuçlarından biri ailelerin coğrafi olarak parçalanması. Hayata Destek Derneği’nin “Arafta Yeni Bir Yaşam Umudu” raporunda görüşülen Ezidi ailelerin yakınlarının Irak, Türkiye ve Avrupa’nın farklı ülkelerine dağılmış olduğu görülüyor. Midyat’ta yaşayan aileler için bu durum artık sıradan aile hayatının bir parçasına dönüşmüş durumda. Bir kişinin kardeşi Almanya’da, ebeveyni Irak’ta, başka bir aile üyesi ise Midyat’ta yaşayabiliyor. Böyle bir yapı, aile içi dayanışmayı sınırları aşan bir ilişkiye dönüştürüyor.

Bu parçalanmanın ekonomik açıdan etkileri de var. Yurt dışında yaşayan bir aile üyesinin gönderdiği para bazı dönemlerde Midyat’ta yaşayan haneye destek sağlayabiliyor, ancak bütün ailelerin böyle bir imkânı yok. Aynı zamanda yaşlı ebeveynlerin çocuklarından veya kardeşlerin birbirlerinden yıllarca ayrı kalması sosyal hayatlarını doğrudan etkiliyor. Midyat’ta yaşayan yaşlı bir kişinin günlük bakım ihtiyaçları burada kalan akrabaların üzerine düşebiliyor. Bu nedenle aile yapısının parçalanması yalnızca duygusal bir mesele değil, bakım, gelir, çocukların sorumluluğu ve sağlık hizmetlerine erişim gibi gündelik ihtiyaçların nasıl karşılandığını da belirliyor.

YARDIMDAN ÇOK SÜREKLİLİK İHTİYACI

Midyat’taki görüşmelerde dile getirilen en belirgin ortak sorun alanlarından biri, tek seferlik yardımlarla uzun vadeli sorunlar arasındaki fark. Bir ailenin sivil toplum kuruluşlarından birkaç aylık kira desteği alması kısa süreli rahatlama sağlayabilir, ancak düzenli gelir bulunmadığı sürece aynı sorun yeniden ortaya çıkıyor. Bir çocuk okula kaydedilebilir, ancak Türkçe dil desteği alamıyor ve dersleri takip edemiyorsa eğitimden kopma riski ortadan kalkmıyor. Kronik hastalığı bulunan bir kişi bir kez hastaneye ulaşabilir, ancak tedavinin ve ilaçların sürekliliği sağlanmadığında sağlık ihtiyacı artarak devam ediyor. Bu nedenle topluluğun ihtiyaç duyduğu temel konulardan biri de hizmetlerin sürekliliği olarak öne çıkıyor.

Mehmet Ali Konak yetişkinler açısından kayıtlı ve sürdürülebilir istihdamın önemini bu nedenle altını çizerek anlatıyor:

“Ailenin kendi gelirini düzenli biçimde elde edebilmesi, kira ve temel ihtiyaçların yanında çocukların eğitimini ve ailenin sağlık giderlerini de doğrudan etkiliyor.” Bahtiyar Bayram ise aynı süreklilik meselesini çocuklar üzerinden değerlendiriyor ve çocuğun yalnızca okula kaydedilmesinin yeterli olmadığını, eğitim hayatının ilgili kuruluşlarca düzenli takip edilmesi gerektiğini söylüyor. Her iki saha çalışanının anlattıkları farklı alanlardan olsa da aynı noktada birleşiyor. Midyat’taki ailelerin sorunlarının tek bir müdahaleyle ortadan kalkabilecek nitelikte olmadığı görülüyor.

Grup çalışmasına katılan Ezidilerin ifade ettiği öncelikler de bu yaklaşımı destekliyor. Görüşmelerde güvenlik ve hukuki istikrarın yanında iş, gelir, sağlık hizmetleri, çocukların eğitimi, psikososyal destek ve maddi ihtiyaçlar birlikte dile getiriliyor. Bu sorunların birbirinden tamamen ve sınırlarla ayrılması mümkün değil. Düzenli geliri bulunmayan bir ailenin barınması zorlaşıyor, barınma ve gelir sorunu çocukların eğitimini etkiliyor, eğitimden uzaklaşmak çocuk işçiliği riskini artırıyor ve sağlık sorunu bulunan bir ailede bakım yükümlülüğü ve ekonomik denge değişebiliyor.

ON İKİ YIL SONRA ARTIK BAŞKA BİR SORU SORULUYOR

2014 yılında Türkiye’ye gelen Ezidiler açısından ilk dönem soruları çok daha acildi. Nerede kalacakları, temel gıdaya nasıl erişecekleri, çocukların ve hastaların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı ve hukuki işlemlerin nasıl yürütüleceği tartışılıyordu. Bugün Midyat’ta yaşayan 205 aile için aynı soruların biçimi değişmiş durumda. Artık bir çocuğun yalnızca okula kaydedilmesi değil, okulda kalıp kalamayacağı; bir yetişkinin yalnızca iş bulması değil, yaptığı işin düzenli ve güvenli olup olmadığı; bir ailenin yalnızca bir eve yerleşmesi değil, o evin kirasını uzun vadede karşılayıp karşılayamayacağı konuşuluyor. Bu değişim, sığınma sürecinin uzun süreli bir yaşama dönüşmesinin doğal sonucu.

Hayata Destek Derneği’nin 2020 yılında çıkardığı Şengal’den Gelen Ezidiler Raporu da daha o tarihte Ezidilerin Türkiye’deki varlığının basit biçimde “geçici” olarak görülmesinin sahadaki ihtiyaçlarla uyuşmadığına dikkat çekiyor. Araştırmanın sonuç bölümünde sağlık, eğitim, ekonomik koşullar ve barınma sorunlarının ertelenemeyeceği belirtiliyor ve Ezidi toplumunun özgün ihtiyaçlarının sistematik biçimde ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Altı yıl sonra Midyat’taki saha görüşmelerinde ve saha uzmanlarının aktarımlarında aynı başlıkların farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkması bu tespiti daha da önemli hale getiriyor. Çünkü bugün dünyaya burada gelmiş ya da hayatlarının büyük bölümünü Midyat’ta geçirmiş çocuklar ve gençler de bulunuyor.

Midyat’taki 205 ailenin görünmeyen hikâyesinin bu nedenle yalnızca Şengal’den kaçış hikâyesi olarak ele alınmaması gerekiyor. Şengal’deki katliam, bu insanların neden evlerinden ayrıldığını açıklıyor ve bugün nasıl yaşadıklarını anlamak için Midyat’taki evlere, okullara, işyerlerine ve ailelerin gündelik hayatına bakmak gerekiyor. Çocuklar büyüyor, ilk gelen kuşak yaşlanıyor, aile bireyleri farklı ülkelere dağılıyor ve geride kalanların ihtiyaçları değişiyor. Buna rağmen topluluğun birbirine yakın yaşama tercihi ve Midyat’la kurdukları bağ devam ediyor. On iki yıl sonra sorulması gereken temel soru artık “Bu insanlar neden buraya geldi?” değil, “Burada nasıl bir hayat sürdürebiliyorlar?” olmalıdır.