‘Dünyanın en büyük adliyesi’ iddiasıyla 2013’te açılan İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda duruşma günü… 12 yaşındaki Halil, ‘bisiklet hırsızlığı’ gerekçesiyle, korkudan dizleri titrer bir halde, hakim karşısında… Duruşma sonrası, dev binanın karşısındaki boşlukta, kaybolmuş gibi etrafına bakınıyor Halil. Ne yapacağını bilemez halde, bir ileri bir geri adım atıyor. Titreyen sesiyle annesine dönüp “Kalbim sıkışıyor anne, çok korkuyorum” diyor…
CEZAEVİ KAPISINDA İKİ ANNE
Halil’in hikayesi, günümüz Türkiyesinde binlerce çocuğun da hikayesi. Annesi Emine ile, Maltepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü ana giriş kapısı önünde tanışıyoruz. Yağmur yağdı yağacak gibi, hava soğuk. Oğluyla birlikte tutuklanan Mehmet’in annesiyle akşamın sekizine kadar çocuklarının tahliyesini bekliyor.
Emine, henüz 12 yaşındaki 7’nci sınıf öğrencisi oğlu ile 13 yaşındaki arkadaşının ‘bisiklet hırsızlığı’ gerekçesiyle tutuklandığını anlatıyor. Anlattığına göre kamera kayıtlarından yakalanan iki çocuğu, mahalledeki yaşça daha büyük kişiler tehdit ederek hırsızlığa zorlamış. “Asıl yönlendirenler için tutukluluk kararı yok, delil yokmuş” diyor öfkeyle.
Detayları, 20 Ekim 2025 tarihli İstanbul Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği’nin tutanağından okuyoruz:
“Bisiklet ve elektrikli bisiklet hırsızlığı şikayeti üzerine başlatılan inceleme kapsamında, Sancaktepe’deki bir metro istasyonunun 6 Eylül 2025 tarihli kamera görüntüleri incelendi. Görüntülerden, ‘çocuklardan birinin gözetleme yaptığı, diğerinin ise bisikleti bulunduğu yerden alarak birlikte istasyondan ayrıldıkları’ tespit edildi.”
İkinci çocuğun, yani 13 yaşındaki Mehmet’in daha önce ‘iki bisiklet hırsızlığı’ ve ‘kasten yaralama’ kaydı var. 12 yaşındaki Halil’in ise bisiklet hırsızlığından iki ve gasp suçlamasıyla bir kaydı bulunuyor. 19 Ekim’de gözaltına alınan çocuklar, Sancaktepe Çocuk Büro Amirliği’ne götürüldü ve Cumhuriyet Savcısı’na bilgi verilerek soruşturma başlatıldı.
20 Ekim tarihli Başsavcılık Çocuk Suçlular Soruşturma Tutanağı’nda, Halil’e avukatı eşliğinde ‘bisiklet hırsızlığı’ suçlaması anlatıldı. Avukat, çocukların pişman olduğunu ve zararı karşılamaya hazır olduklarını ifade ederek, serbest bırakılmalarını talep etti.
Ancak İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği, ‘kamera kayıtları ve mevcut deliller’ doğrultusunda iki çocuk hakkında tutuklama kararı verdi.
ÇOCUKLAR: HIRSIZLIĞA ZORLANDIK
Halil savunmasında, “Eylemi A. isimli kişinin tehditlerinden dolayı yaptım. Hırsızlık yapmadığımız için beni ve arkadaşım Mehmet’i, A. ve ismini bilmediğim şahıslar dövüyordu” dedi. Mehmet de benzer biçimde, “B.A. ve A. isimli kişilerden dayak yediğini, bu kişilerin eylemi zorla yaptırdıklarını” anlattı. Ancak bu savunmalar Mahkeme tarafından inandırıcı bulunmadı.
21 Ekim’de hazırlanan iddianamede de, kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte yeterli ve somut delil olduğu öne sürülerek, çocukların cezalandırılması talep edildi.
İki çocuk için 23 Ekim tarihinde hazırlanan İstanbul 2. Anadolu Çocuk Mahkemesi tensip zaptında (ön hazırlık tutanağı), tutukluluk halinin devamına karar verildiği belirtilerek,
12 Kasım’a duruşma tarihi verildi. Ayrıca haklarında SİR (Sosyal inceleme Raporu) raporu istendi.
Her iki çocuk da, 12 Kasım’da görülen ilk duruşmada tahliye edildi. Savunmalarında adı geçen B.A. ve A.U. hakkında suç duyurunda bulunuldu. Bir sonraki duruşma 11 Mart 2026’da.
‘CEZAEVİ PSİKOLOJİK YIKIMA NEDEN OLDU’
Cezaevi süreci, 12 yaşındaki Halil’de psikolojik yıkıma neden olmuş. “Oğlum cezaevinde saatlerce ağlamış. Görüşte sarıldı, titriyordu. Ben cezaevi kapısında ne kadar beklediysem, o da içeride o kadar korkuyla beklemiş” diyen Emine, çocuğunun kulağında morluk olduğunu, hapiste kendisinden yaşça büyük çocuklardan şiddet gördüğünü anlattı.
Adalet sistemine güveninin kalmadığının altını çizen anne, “Oğlum içeride üç kez altına işemiş korkudan. Delil yok diye büyük çocuklara dokunulmadı. Bisiklet denilerek 12 yaşındaki çocukları 23 gün içeri atıyorsun. Ülkeyi soyanları almıyorsun. Adalet böyle olmaz…” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Dört çocuğu olduğunu, 20 bin lira kirası olan sobalı bir evde yaşadıklarını, eşinin inşaatlarda çalıştığını ifade eden anne Emine, dava sürecinde avukat ve diğer masraflar için annesinden kalan altınları satmış, komşularından borç almış: “Cebimde yol parasından başka bir şey yok.”
‘BU SENE OKULA GÖNDERMEYECEĞİM’
Emine’nin en büyük endişesi, Halil’in okuldaki durumu: “Bütün okul biliyor. Damgalanmasından korkuyorum. Bu sene okula göndermeyeceğim. Okul kendisine ceza kessin. Çocuğun sicili de kötü oldu. Kullanmak isteyenler olacak. Farklı bakacaklar. Okulunu değiştirmeyi düşünüyorum.”
Oğlunun mahallede de aynı döngü içerisine girmesinden korktuğunu belirten anne, “Burada yaşamayacağım artık. Çocuğumu koruyamam. Bingöl’deki köye döneceğim. Benim gibi nice anne var. Gerçek suçlular yatsın. Televizyonda çete, sokakta çete. Çocuğun yetişkin gibi yargılanacağı sistem çok kötü. Sistem kurulsun, eğitim amaçlı olsun” dedi.
Halil’le birlikte tutuklanan 13 yaşındaki Mehmet’in annesi Ayşe ise “Yemedim, içmedim. Korkuyoruz” demekle yetindi.
Öte yandan Halil ve Mehmet’e ‘tehdit’ yoluyla yaptırıldığı iddia edilen 12 Eylül 2025 tarihli bir başka ‘bisiklet hırsızlığı’ dosyası daha var. Bu davaya yönelik 26 Eylül’de hazırlanan iddianamede, çocukların bu kez İstanbul Çekmeköy metro durağından bisiklet çaldıkları tespitine yer verildi ve kamera kayıtlarına, ifadelere dayanılarak cezalandırılmaları talep edildi.
SİR RAPORU: KALABALIK AİLE, YETİRSİZ MADDİ KOŞULLAR
Bu davaya ilişkin 9 Ekim 2025 tarihli Sosyal İnceleme Raporu’nda; 13 yaşındaki Mehmet’in ortaokul 8’inci sınıf öğrencisi olduğu, sınıf tekrarı yaptığı, okumak yerine sanayide çalışarak motor ustası olmak istediği bilgisi yer aldı. Raporda, Mehmet’in okula devam ettiği, madde kullanmadığı, ancak bisiklet hırsızlığının ilk suça sürüklenme öyküsü olmadığı ifade edildi. Raporda yer alan bilgilere göre; Mehmet’in dokuz kardeşi var. Dört ağabeyi yaralama gibi suçlardan cezaevine girmiş.
Analizde ailenin kalabalık yapısı, maddi koşulları, yetersiz aile denetimi ve arkadaş çevresinin çocuk üzerindeki etkisine dikkat çekildi. Sosyal hizmet uzmanı, çocuğun davranışlarının bir kısmını arkadaş etki ve yönlendirmesi altında gerçekleştirdiğine dayalı görüş bildirdi.
Yine raporda yer alan bilgilere göre, Halil lise diploması alarak otobüs şoförü olmak istiyor. Sosyal hizmet uzmanı, Halil’in de muhakeme ve mantık yeteneğinin bulunduğunu ancak davranışlarını yönlendirme konusunda yeterli bilinç geliştiremediğini, arkadaş çevresinin davranışları üzerinde etkili olabileceğini belirtti. Halil hakkında da ‘danışmanlık tedbiri’ uygulanması istendi.
Davanın 26 Kasım 2025’te İstanbul Anadolu 7. Çocuk Mahkemesi’nde görülen duruşmasında Halil, bisikleti yine A.U. isimli kişinin zorlamasıyla aldıklarını anlattı. “Kendisi bizi, ‘Bisikleti çalın, getirin, yoksa sizi öldürürüm, başınıza bela olurum’ diyerek korkutuyordu. Korkup aileme söyleyemediğim için onun isteği doğrultusunda gerçekleştirdik. Bisikleti A.U.’ya vermiştik. Polis, bisikleti A.U.’dan aldı. Suçsuzum, zararı karşılamak isterim” dedi. Ancak, ‘mağdur’ sıfatıyla şikayetçi olan kişi, bisikletin polis tarafından kendisine teslim edildiğini, zararının olmadığını ifade etmesine rağmen çocuktan şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini söyledi.
Duruşmada çocukların tehdit altında eylemi gerçekleştiklerine yönelik 15 yaşındaki bir tanık dinlendi. Tanık ifadesinde, mahallede Halil ve Mehmet’e zorla hırsızlık yaptırıldığını, Halil’i eyleme zorladıklarını, Mehmet’e ‘Bana bisiklet bul’ denildiğini söyledi. Halil ve Mehmet’in dövüldüğünü dile getirdi.
Mahkeme; duruşmaya katılmayan 13 yaşındaki Mehmet hakkında ‘zorla getirme emri düzenlenmesine’, Halil’in duruşmalardan ‘bağışık tutulmasına’ karar vererek, duruşmayı 21 Ocak 2026 tarihine erteledi.
‘KORKUYORUM, BİR DAHA İÇERİ GİREMEM’
Duruşmanın ardından Halil titreyen sesiyle “Anne kalbim sıkışıyor, korkuyorum, oraya bir daha giremem. İçerisi öyle kötü ki…” sözleriyle etrafa korkuyla bakıyor. Yerinde durmakta zorlanan çocuk, bir ileriye bir geriye adım atıp, kendi etrafında dönerek bir yandan adliye sarayına seyrediyor, diğer yandan “Anne kalbim sıkışıyor” demeye devam ediyor. Oğlunun duruşma sırasında fenalaştığını belirten anne Emine ise “Çok korktuk, avukatlar müdahale etti. Ben de bilmiyorum ne yapacağım, öyle zor ki… Kendisine bir şey yapar diye onunla tuvalete bile gidiyorum” diyor.
Duruşmadan birkaç gün sonra tekrar görüştüğümüz anne Emine, oğlunun psikolojik durumunun iyi olmadığını söylüyor ve ekliyor:
“Geceleri uyumuyor, eli ayağı durmuyor. Kendi kendine olmadık şeyler söylüyor, ben de başında bekliyorum. Temizlik işlerine gidiyordum, şu an onu bırakıp gidemiyorum. Psikoloğa götürdüm, doktor ağır travma yaşadığını, aynı ortama, mahalleye gitmemesi gerektiğini söyledi. Oğlum kendi içine kapandı, sessizleşti. Bazen sinirleniyor. Şehre inip gezdirmeye çalışıyorum onu, okuldan da koptu. İyileşmesi için her şeyi yapacağım.”
CEZAEVİNDE ÇAMAŞIR SUYU İÇİP, PİL YUTAN ÇOCUKLAR VAR’
Halil ve Mehmet gibi binlerce çocuk var. Bir başka gün yine Maltepe Cezaevi önünde konuştuğumuz bir genç, yeni tahliye olduğunu söyledi. Cezaevine yeni gelen çocukların ilk günlerde naif tavırları nedeniyle zor zamanlar geçirdiklerini, daha baskın karakteri olanların diğerleri üzerinde baskı kurduğunu anlattı.
Açık cezaevinde kalan başka bir genç ise dışarı çıkmak için çamaşır suyu içen, pil yutan çocukların olduğunu öne sürdü. Akran zorbalığının da yaşandığını, kıyafet çalma, çocuklar arasında kavga ve sıcak su dökerek şiddet uygulama gibi olayların yaşandığını söyledi.
Cezaevinde servis şoförü olarak çalışan bir görevli, çocukların tümü için yatacak yerlerin yetersiz olduğuna dikkat çekti. Çocuklara eğitim veren başka bir çalışan, yerde yatan çocuk olmadığını ancak yetişkin bölümünde sorunlar olduğunu ifade etti.
‘KOLAY PARA KAZANMA HAYALİ SUÇA SÜRÜKLÜYOR’
Cezaevi önünde karşılaştığımız, müvekkil gizliliği nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen bir avukat, çocukların TikTok, Instagram gibi sosyal medya hesaplarında gördükleri şiddete başvuran akranlarından etkilendiğini anlattı. Görüşmeye geldiği 16 yaşındaki çocuk, meslek edinemeyeceğini düşündüğü için ilkokuldan sonra okulu bırakmış. Avukat, özellikle başarısız eğitim hayatının çocukları suça sürüklediği görüşünde:
Suça sürüklenen çocuklar genel olarak okulu bırakmış kişiler. Çevresindekiler de eğitimli insanlar değil. 15 yaşındaki bir çocuğun yetişkin gibi görülmesi ve buna göre hakkında hüküm verilmesi doğru değil. Adı üzerinde, yetişkin değil. Çocuklar kendi iradeleri ile bir yetişkin gibi suç işlemiyor. Yaptıklarının gelecekteki etkisini, anlamını bile bilmeyenler var. Toplumsal sorunlar, eğitim sistemi, önleyici önlemler olmadan çözümü daha fazla ceza da aramak yanlış bir yaklaşım.”
DOÇ. DR. TEMELTÜRK: EN ÇOK KARŞILAŞILAN SORUN HİPERAKTİVİTE VE DİKKAT EKSİKLİĞİ
Öte yandan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’na adli süreç kapsamında çocuklar getiriliyor. Bir kısmı kolluk kuvvetleri, diğer kısmı nadiren aileleri tarafından getirilen bu çocuklar için ilk adım psikiyatrik muayene ve sonrasında zekâ değerlendirmesi oluyor.
Görüşlerine başvurduğumuz Doç. Dr. Rahime Duygu Temeltürk, psikiyatrik değerlendirmelerde en çok karşılaşılan bulguların başında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile zihinsel yetersizlikler geldiğini anlattı. Temeltürk, bu çocuklarda dürtüsel davranışların kolayca ortaya çıktığını, davranışın sonucunu değerlendirme becerisinin zayıf olabileceğini vurguladı. Özellikle tekrarlayan suçlara karışmış çocuklarda bu tablonun daha belirgin olduğunu söyledi.
Temeltürk, çocukların aile ve mahalle ortamına döndüklerinde ruh sağlığı açısından hastaneye kontrole gelmeyi bırakmasının önemli bir sorun olduğu görüşünde: “Çoğunda psikiyatrik bozukluk olduğu için tedavilerin düzenli olması önemli. Uzmanların çocuğu düzenli görmesi önleyici tedbirlerden olabiliyor.”
Karşılaştıkları profillerin ise daha çok 14–17 yaş aralığında olduğunun altını çizen Temeltürk, şu değerlendirmede bulundu:
“Tekrarlayıcı suçlar çok fazla geliyor. 3, 4 hatta 10 suça karışanlar oluyor. İlk defa gelenlerde suçu kavrama düzeyi az olabiliyor. Gelenlerin çoğu ortaokuldan sonra eğitim sisteminden kopmuş. Açık lise veya meslek lisesi terk, sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde büyümüş ve ailelerinde suç ya da madde bağımlılığı öyküsü sık görülüyor.”
Doç. Dr. Temeltürk’e göre, tutukluluk ile sosyal çevreden uzaklaşmak çoğu zaman koruyucu olsa da cezaevi sonrası dönem daha da zor. Akademisyen, “Çocuk cezaevinden çıkıyor, suç işlememeye kararlı. Ama eski mahalleye döndüğünde sistem onu yeniden içine çekiyor. Sosyal medya da etkili oluyor. Güç eşittir para temasının işlendiği içerikler, özellikle risk altında olan çocuklar için model oluşturuyor” diyor.
Doç. Dr. Temeltürk’ün verdiği bilgiye göre, suça sürüklenen çoğu çocukta görülen ortak bir örüntü var. İlk suç çoğu zaman zorlamayla gerçekleşiyor. Ancak zamanla çocuk bu davranışı benimsiyor, çevresinden onay görüyor, hatta ‘başardığını’ hissediyor.
BARO: BAŞLICA NEDENLER YOKSULLUK VE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ
Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Cemile Didem Karaboğa ise suça sürüklenen çocuklara ilişkin Türkiye’de yıllardır ayrıntılı veri paylaşılmadığını belirterek, çocuk adalet sistemindeki yapısal sorunlara dikkat çekti. Karaboğa, özellikle yoksulluk, eğitimde fırsat eşitsizliği ve çocukların okuldan kopuşuna erken müdahale edilememesinin suça iten başlıca nedenler olduğunu söyledi.
Karaboğa, suça sürüklenen çocukların yaklaşık yarısının adli sisteme ilk kez ‘basit hırsızlık’ gibi mal varlığına karşı suçlarla girdiğini vurguladı. Onları suça iten gerçek nedenlerin ortaya çıkarılmasının zorunlu olduğunu anlatan Karaboğa, bunun da ancak etkili bir sosyal inceleme raporuyla (SİR) mümkün olabileceğini söyledi. Karaboğa, 12–13 yaşlarındaki iki çocuğun bisiklet hırsızlığı iddiasıyla tutuklandığı dosyada da sürecin hatalı yürütüldüğünü ifade etti. Duruşma tutanaklarında yer alan sosyal inceleme raporunun çocuklar tutuklandıktan sonra hazırlanmış olmasını, ‘açık kanun aykırılığı’ olarak nitelendirdi.
Toplumdaki ‘cezalar artırılsın’ yönündeki tepkilerin çözüm üretmediğine işaret eden Karaboğa, bunun bilimsel olarak da desteklenmediğini ifade etti. Çocuk suçluluğunu önlemenin temel yolunun cezalandırma değil, onarıcı adalet mekanizmalarının güçlendirilmesi olduğunu söyleyen Karaboğa, şöyle konuştu:
“Bir çocuk, mağdura ne yaşattığını anlamazsa suçu da anlamaz. Suçun sonuçlarını kavradığı, toplumun da sürece dahil edildiği onarıcı adalet modelleri olmadan bu döngü kırılmaz.”
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK SAYISI ARTIYOR
Adalet Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl, mahkeme veya savcının çocukların özel olarak ifadelerini aldığı Adli Görüşme Odaları’nda 28 bin 596 görüşme yapıldı.
Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde suça sürüklenen çocuk sayısı 2024 yılı için 322 bin 149’a ulaştı. Suç sayısı 665 bin 241. Dosya sayısı ise 322 bin 219 oldu. Geçen yıl mahkûm olan çocuk sayısı 63 bin 712 olurken, 32 bin 236 beraat kararı verildi. Geçen yıl hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunan çocukların sayısı ise 18 bin 561’i buldu.