Sinema Emekçileri Sendikası (SİNE-SEN) tarafından geçen hafta yayınlanan anketin sonuçlarına göre, sektördeki kadınların yüzde 87,2’si taciz, şiddet, mobbing veya sınır ihlali gibi ciddi sorunlarla karşılaşıyor. Yüzde 59,6’sı, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğradığını ifade ediyor. Sinema ve dizi sektöründe kadın emeğine ilişkin yayımlanan anket, baskı, ayrımcılık ve tacizin sektörde yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Bu verilerin karşılığı ise, setlerde çalışan kadınların birebir anlatımlarında somutlaşıyor.
Aleyna Doğan, Buket Kartal, Senem Şahin ve Berfin Mercan sinema ve televizyon sektöründe çalışan dört kadın. Bu dört kadının söyledikleri, ekranda gördüğümüz ışıltının arkasındaki uzun ve güvencesiz çalışma saatleri, düşük ücretler ve cinsiyetçi iş bölümüne dikkat çekiyor. Sektörün kadın emekçileri şöyle anlatıyor: “Taciz ve mobbing çoğu zaman görünmez kılınıyor. Kadınlar, bu baskı ortamında hak aramaktan çok, işini kaybetmemek ve sektörde tutunabilmek için sessiz kalmayı bir strateji olarak benimsemek zorunda bırakılıyor”. Kadınlara göre bu durum “sıradanlaşmış” sorunlar arasında.
“ERKEK İŞİ, KADIN İŞİ” AYRIMI
Aleyna Doğan ve Buket Kartal, sırasıyla iki ve beş yıldır setlerde tam zamanlı olarak kostüm departmanında çalışıyor.
Kostüm departmanının genel olarak “kadın işi” olarak görüldüğünü belirten Aleyna Doğan, bu departmanda çalışanların neredeyse yüzde 95’inin kadınlar ve queer’lerden oluştuğuna dikkat çekiyor. Buket Kartal, “Modayla uğraşıyor olmak erkeklere yakıştırılmadığı ve uygun görülmediği için erkekler genelde çok fazla tercih etmiyorlar kostüm departmanını” diyor.
Sanat departmanında beş yıldır kostümcü olarak çalışan Berfin Mercan, kadın ve erkeklerin farklı alanlarda çalıştırıldığını söylüyor. “Dekor işleri genellikle erkeklere, sahayı ve mekanı giydirme işleri ise kadınlara bırakılıyor. Herkesin güçlü yanlarını kullanması gerek, ama bazen ‘Vay be, kıza bak merdivenin tepesinde perde asıyor’ gibi tepkilerle karşılaşınca da garipsiyorum. Bu tür önyargılar, ilerleme olanaklarımı etkiliyor” diyor.
Senem Şahin, sanat departmanında çalışıyor. Setlerde işe alım süreçlerinde zaman zaman “kadın işi” ve “erkek işi” ayrımıyla karşılaştığını söylüyor: “Özellikle fiziksel güç gerektiren görevlerde erkek asistan tercih ediliyor. Bu durum, aynı işi yapabilecek olmama rağmen bazı fırsatları kaçırmama yol açıyor. Sonuç olarak, daha az tecrübe kazanıyor ve iş fırsatlarını sınırlamış oluyorum.”
Aleyna Doğan’a anketin sonuçlarını hatırlatıyoruz. Kendisinin de cinsiyetçi yaklaşımlara ve tacize maruz kaldığını ve bunun çoğu zaman sessizlikle karşılandığını söylüyor. “Tacizin kimden geldiği önemli, çünkü set ast-üst ilişkilerinin çok net olduğu bir ortam.”
Buket Kartal ise tacizin çoğu kez “bulanıklaştırıldığını” ve sınırları çizmenin zor olduğunu ekliyor: “Maalesef erkeklere karşı o sınırları çizebilmek ve yaşadığın şeyden kendin bile emin olabilmek, buna inanabilmek kolay bir durum olmuyor. Belki de en zoru bu diyebilirim. Yani ifşa kısmına gelene kadar en ufak aşama bile her zaman çok yorucu maalesef.”
Berfin Mercan, setlerde sık sık “açık, kısa, şeffaf giyindiği” yönünde eleştiriler aldığını söylüyor. Bu tür eleştirilerle yüzleşmenin önündeki en büyük engel ise “işleyiş bu şekilde” cevabı ve kovulma korkusu. Berfin, haksız eleştiriler, ayrımcılık ve taciz karşısında susmanın, kadınlar ve queerler için bir stratejiye dönüştüğünü belirtiyor: “Güç dengesizliğini fırsata çeviren çok sayıda erkek var. Susmak çoğunlukla duygusal yük ve uykusuzluk olarak geri dönüyor. Kendimizi ‘yanlış anlamış olabilir’ diye telkin etmemiz bile ciddi mental güç gerektiriyor ve işe odaklanmamızı zorlaştırıyor.”
“BİRBİRİMİZLE KONUŞMAK GÜVEN VERİYOR”
Olumsuzluklara rağmen, kadınlar ve queer çalışanlar arasında kurulan dayanışma, sektörde kalıcı değişim yaratma potansiyeli taşıyor. Senem Şahin, “Dayanışma sadece sektörde değil, hayatın her alanında güç veriyor ve daha rahat hareket etmemizi sağlıyor” diyor. Berfin Mercan, genç çalışanlar için bu tür grupların rahatlatıcı olduğunu ekliyor. Aleyna Doğan’a göre ise kadınların birbirini kollaması, güvenmesi her zaman güç veriyor.
Dayanışmanın bir diğer önemli boyutu, ifşalar. Buket Kartal, “Bir kişinin ifşada bulunması, diğer kadınların deneyimlerini paylaşmasına ve birbirine destek olmasına yol açıyor. Bu çok kıymetli. En önemli adım, ifşaların bir sonuca ulaşması ve tacizcilerin sektörden dışlanmasıdır. Zor olsa da bu yapılmalı” diyor.
Buket Kartal, genç kadın çalışanların sektörde yaşanan hataların hep kendilerinden kaynaklandığını düşündüklerini söylüyor. Deneyimli kadın emekçilerden aldığı nasihatleri de aktaran Kartal, “Kendi değerini bilmek çok önemli. Hem maddi olarak ne kadar kazanacağını bilmek, hem de yeterliliğinin kıymetini fark etmek gerekir. Eksik olduğumuz yanlarda birbirimizi destekleyerek açıkları kapatabiliriz; ekip olmak ve kadınlarla birlikte çalışmak bunun en güzel yolu” diyor.
SİNE-SEN Yönetim Kurulu Üyesi Yeliz Vurgun’a göre anket sonuçları, sinema ve dizi sektöründeki baskıcı, küçümseyici ve ayrımcı tutumlara dikkat çekiyor: “İşe alım süreçlerinde başlayan eşitsizlik, zamanla ekip şeflerinin kadınların sözünü değersizleştirmesine, ekip içinde küçümseyici ve dışlayıcı davranışlara dönüşüyor. Erkekler ‘çok yönlü ve her işe uygun’ görülürken, aynı işi yapan kadınların hak ettiği pozisyon ve ücreti alamaması bu yapının doğal bir sonucu. Ücret eşitsizliği ve yaş ayrımcılığı, bu zincirin yalnızca en görünür halkaları.”
Peki bu kadar yaygın ve büyük bir sorun neden bugüne kadar görünür olmadı? Vurgun’un bu soruya cevabı şöyle: “Sektördeki güvencesiz çalışma koşulları, yaptırım mekanizmalarının yokluğu ve erkek dayanışması.”
Öte yandan kadınların ifşa, dayanışma ve örgütlenme deneyimleri, güç ilişkilerini dönüştürebilecek bir potansiyel de taşıyor. Sendikal yapı, bu sürecin en önemli güvencesi. Vurgun, taciz ve ayrımcılıkla mücadelenin iyi niyet çağrılarıyla değil; açık kurallar, yaptırımlar ve güvenli başvuru yollarıyla mümkün olduğuna da dikkat çekiyor.
KRİTİK AÇMAZ: BAŞVURU MEKANİZMASI EKSİKLİĞİ
Raporda dikkat çeken bir veri daha var. Sendika da bunu “kritik açmaz” olarak ifade ediyor. Tam da böylesi durumlarda, bu ihlaller karşısında başvurulacak mekanizmaların eksikliği. Verilere göre çalışanların yüzde 66’sı kendilerini koruyacak bir dayanışma ağı veya hukuki mekanizma bulamıyor. Sendika bu duruma dikkat çekerek şu eklemeyi yapıyor. “Bu durum, katılımcıların yüzde 68,8’inin fiziksel güvenlik (soyunma alanı, hijyen, ulaşım) konusunda ‘hayır’ cevabı vermesiyle birleştiğinde, kadınların hem fiziksel hem de hukuki olarak korumasız bırakıldığını göstermektedir.”
Buket Kartal, bazı erkek oyuncuların kostüm departmanında kurulan yakın ilişkiyi fırsat bilerek pervasız ve rahatsız edici tavırlar sergileyebildiğini söylüyor: “Ancak ciddi taciz durumları, herkes tarafından kabul edilebilecek boyuta ulaştığında konuşulabiliyor.”
* İsimler, set işçilerinin iş güvenliğini sağlamak amacıyla değiştirilmiştir
