Erkek şiddetinin sistematikleştiği koşullarda, kadınlara kendilerini koruma hakkı hukuken tanınsa da, uygulamada ciddi eşitsizlik söz konusu. Erkek failler, şiddet eylemlerinin ardından mahkemede ‘tahrik’, ‘pişmanlık’ gibi gerekçelerle ceza indirimlerinden yararlanabilirken, kadınların ölüm tehdidi altında verdikleri karşılıklar çoğu zaman aynı hukuki esneklikle değerlendirilmiyor. Dolayısıyla kadınların meşru müdafaa hakkı, özellikle sistematik ve süreğen erkek şiddetinin var olduğu ev içi ve yakın ilişki bağlamlarında yaşamsal bir önem taşıyor.
‘EVLENDİĞİ YILDAN BERİ ŞİDDET GÖRÜYORDU’
Türkiye’de, meşru müdafaa hakkını kullanmasına rağmen ağır hapis cezalarına mahkum edilen çok sayıda kadın var. Bu kadınlardan biri de Ezgi Çeken. Evli kaldığı 3 yıl boyunca sürekli şiddete maruz kalan, 5 kez şikayet başvurusunda bulunan, koruma kararları aldıran Ezgi, baba evindeyken 21 Ağustos 2024’te bir kez daha saldırıya uğradı. Eve zorla giren boşanma aşamasındaki erkeği, babasıyla boğuştuğu sırada babasının silahıyla vurmak zorunda kaldı.
Mahkemede, “Zorla evimize giren Sezgin C., ‘Seni ya da babanı öldüreceğim’ dedi. Babamla boğuşuyorlardı, amacım onu öldürmek değildi, babamı kurtarmak istedim. Babamı öldürecekti. Sezgin defalarca uzaklaştırma kararını ihlal etti. O gün de ihlal etti. En az üç kere KADES uygulamasından başvuru yaptık fakat kimse gelip beni kurtarmadı” savunmasını yaptı. Ancak Ezgi, Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3 Temmuz 2025’te görülen duruşmada 15 yıl hapis cezasına mahkum edildi.
Ezgi’nin babası Kemal Arık, cezaevinden çıkacağı günü beklediği kızı için mücadelesine devam ediyor. Kızının ölmemek için kendini savunduğunu belirten baba Arık, öncesinde yaşadıkları süreci şöyle anlattı:
“Bu, bir meşru müdafaa dosyası. Ezgi uzun süredir şiddet görüyordu, evlendiği günden beri. Ezgi’nin şiddet gördüğünü köydeki herkes biliyor. Kızım boşanmak istedikten sonra bu kişi sürekli evimize geliyordu. Biz de her defasında şikayet ediyorduk. Ama sonra sabah bir bakıyorduk, yine kapımızın önünde. Defalarca ölümle de tehdit etti kızımı, sadece kızımı da değil beni ve ailemi de tehdit ediyordu. Bu tehditleri köyde, sokakta duyan kişiler de var. Görgü tanığımız çok yaşadığımız yerde. Kendisi uyuşturucu madde bağımlısıydı.”
O GÜN NELER YAŞANDI?
Silah patladıktan sonra kızının ambulans çağırmak için çırpındığını belirten Arık’ın anlatımıyla, o gün ölümle sonuçlanan süreç ise şöyle gelişti:
“Şahıs zorla evimize girdi, bana ve kızıma her türlü fiziksel şiddeti uyguladı. Kendi çocuğuna zarar verdi. Üzerime atladı ve ben o sırada kendimi kurtarmak için maktulle boğuşuyordum. Ben Ezgi’yi eline silahı alırken görmedim. Ezgi hedef gözetmeksizin silahı patlattı, yani kurşun bana da başkasına da gelebilirdi. Hayatında silahı ilk defa o an gördü zaten. Silah patladıktan sonra Ezgi feryat etti ve ‘Baba ne oldu? Ben ne yaptım?’ dedi. Hemen telefona sarıldı ve jandarmayı aradı. Dışarı çıkıp bağırmaya başladı kızım, ‘Ne olursunuz ambulansı çağırın’ diye. O anda sokaktan tesadüfen ambulans geçiyordu. Ezgi gitti ambulansı durdurdu. Ambulans geldi ancak maktulün ölmüş olduğu söylendi.”
‘BABA KURTULACAĞIM BURADAN’
Babası aracılığıyla duygularını aktaran Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki Ezgi, en çok çocuğunu özlüyor. Özgürlüğe kavuşma umudunu yitirmemiş, eğitimini de devam ettirmek istiyor: “İnşallah kurtulacağım buradan. Üniversite sınavlarına katılmak istiyorum.”
KAMUOYUNA YANSIYAN MEŞRU MÜDAFAA DAVALARI
Türkiye’de Ezgi Çeken’le aynı akıbeti yaşayan başka kadınlar da var. Kamuoyu gündemine de gelen bu davalardan bazıları şöyle:
– Cinsel ve fiziksel olarak eziyet uygulayan eşi Hasan Karabulut’u öldüren Çilem Doğan
– Cinsel saldırıda bulunan Nurettin Gider’i öldüren Nevin Yıldırım
– Kendisini kaçırıp tecavüz eden Ali Kalkan’ı öldüren Nafiye Kaçmaz
– Şiddet ve ölüm tehditleri sonucunda Murat Aydın’ı öldüren Rümeysa Aydın
– Sistematik şiddet uygulayan evli olduğu erkeği öldüren Aylin Işık
– Şiddet gördüğü nişanlısını öldüren Ceyda Malay…

YASA NE DİYOR?
Bahsi geçen bu dosyalarda, kadın örgütleri ‘meşru müdafaa’ hakkına dikkat çekerek, tahliye talebinde bulunuyor. Kadın hakları mücadelesinde ‘öz savunma’ olarak nitelendirilen, kadınların yaşam hakkı olarak savunduğu meşru müdafaa, Türk Ceza Kanunu’nun 25. Maddesi tarafından düzenlenmiş durumda. Yasada, meşru müdafaanın tanımı şöyle:
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”
AVUKAT MORALIOĞLU: KADINLAR İÇİN DAHA KAPSAMLI DEĞERLENDİRİLMELİ
İstanbul Barosu Adli Yardım Birimi Sorumlu Avukatı Aylin Moralıoğlu, yasanın uygulanmasındaki tartışmaları gidermek için meşru müdafaa hakkının kadınlar açısından daha kapsamlı değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. Haksızlığı yenmek için mücadele eden kişinin hareketini, hiçbir hukuk düzeninin hukuka aykırı olarak kabul etmeyeceğini belirten Moralıoğlu “Meşru savunmada; savunmayı yapanın içinde bulunduğu korku, heyecan ve telaştan dolayı, failde kusur bulunamadığından ceza verilemeyecektir. Kanunda, meşru savunmayla ilgili olarak kadın erkek ayrımı yok. Ancak insan hakkı ihlali ve toplumsal sorun olarak kabul edilmiş kadına karşı şiddetin, aile içi şiddetin sistematik olarak tekrar etmesi, meşru savunma argümanının dünyada ve ülkemizde şiddet mağduru kadınlar yönünden daha kapsamlı değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir” dedi.
CEZA HUKUKÇUSU ÇİÇEK: ÖRSELENMİŞ KADIN TEORİSİ YARGI KARARLARINA YANSIMIYOR
Ceza Hukukçusu Fırat Çiçek ise bir dosyanın ‘meşru müdafaa savunması’ kapsamında değerlendirilmesinin zorluklarından bahsetti:
“Özellikle kadına yönelik sistematik şiddet vakalarında bu ilkenin yorumlanış biçimi, mahkemeler arasında ciddi bir yeknesaklık sorunu doğurmaktadır. Geleneksel hukuk yaklaşımını benimseyen mahkemeler, meşru savunma hükümlerini dar yorumlayarak yalnızca ‘ani ve yakın tehlike’ durumlarında savunma hakkını tanımakta. Bu yaklaşım, modern kriminoloji ve psikoloji literatüründe önemli bir yer tutan ‘Örselenmiş Kadın Sendromu’ teorisinin yargı kararlarına yansımamasına yol açmaktadır. Oysa yıllar boyu şiddete maruz kalmış, psikolojik ve fizyolojik olarak tükenmiş kadınların savunma davranışları bu çerçevede değerlendirilmeli.”

BENZER EYLEMLER FARKLI KARARLAR
Çiçek, dava dosyalarından örnekler vererek, Örselenmiş Kadın Sendromu’nun süreç içerisindeki rolünün önemini anlattı:
“Somut örneklerden hareketle; Yasemin Çakal ve Melek İpek hakkındaki kararlarda mahkemeler, Türk Ceza Kanunu’nun 27/2. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi. Çünkü eylemlerin zorunluluk hali kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edildi. Buna karşın, benzer koşullar altında hareket eden Nevin Yıldırım müebbet hapis cezasına, Çilem Doğan ise 15 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu ceza Yargıtay tarafından onanmıştır. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin mevcut haliyle şiddet döngüsüne maruz kalan kadınların eylemlerini kapsamadığı, bu nedenle hükmün kapsamının açıkça genişletilmesi gerektiği kanaatindeyiz.”
‘ELLERİ BAĞLANMIŞ VE CİNSEL SALDIRIYA UĞRAMIŞTI’
Türkiye’de bu alanda kadınların meşru müdafaa hakkını sokaklarda ve adliye koridorlarında savunan ve harekete geçen birçok kadın örgütü var. Bu örgütlerden biri de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu.

Platformun İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu, takip ettikleri bir dosyadan örnek vererek, kadınların sadece olay anında değil; yargılama sürecinde de türlü zorluklarla karşılaştığını anlattı:
“Davasını takip ettiğimiz mağdur bir kadının dosyası vardı. Kadının ifadesine göre; evine gelen tamirci tarafından ölümle tehdit ediliyor, elleri yatağa bağlanarak cinsel saldırıya maruz bırakılıyor. Fail elindeki bıçakla kadının bacaklarını çizmeye başlıyor. Bu sırada kadın bütün gücüyle elleri bağlanmış şekilde bıçağı failin elinden alıp rastgele savururken, sanık kalbine gelen bıçak darbesiyle ölüyor. Kadın bağırarak yardım istiyor ve komşuları polis çağırıyor. Olay yeri incelemede de net olarak bu yaşananlar tanımlanıyor. Bu kadın yargılama boyunca ‘Keşke ben ölseydim’ dedi ve 1 yıl boyunca hapis yattı. Oysa ki bunun meşru müdafaa olduğu çok netti. 1 yılın sonunda meşru müdafaadan beraatine karar verildi. Bu dava, kadınların meşru müdafaa hakkını kullandığı dosyalardan sadece bir tanesi.”
‘ÖLDÜRÜLMEK Mİ? ÖLDÜRÜLMEYE DİRENMEK Mİ?’
Yalıncakoğlu’na göre, kadınların ölüm tehdidi altında verdikleri kararlar, ‘öz savunma’ kapsamında değerlendirilmeli. Öz savunmanın, her türlü şiddete maruz kalan kadının kendisini koruduğu bir yaşam mücadelesi olduğunu ifade eden Yalıncakoğlu “Öldürülmek mi? Bir erkek tarafından öldürülmeye direnmek mi?” sorusunu yönelterek, “Erkekler tarafından öldürülen kadınların ve çocukların sayısına göre meşru müdafaa hakkını kullanan kadınların sayısı binde birdir diyebiliriz. Hayatta kalmak için direnmek, en doğal hakkımızdır” dedi.


