Yargılamaların kamuoyu tarafından yakından takip edilmesi nedeniyle duruşma salonlarında olan bitene tanıklık davadan davaya daha da önemli hale geldi. Kameraların yasak olduğu, fotoğraf çekmenin mümkün olmadığı mahkeme salonlarında, yıllar içinde yaşananları belgelemek için alternatif bir yöntem öne çıktı: Mahkeme çizerliği. Bu yöntem sadece görüneni değil; salonun havasını, taraflar arasındaki gerilimi, bekleme anlarını, savunmalar, çapraz sorguları sırasındaki mücadeleyi kayda aldı. Çizgiler, çoğu zaman duyguları da gösterdi…
Fotoğrafın yasaklandığı ya da kısıtlandığı durumlarda mahkeme çizerleri, yalnızca yaşananları değil, duruşma salonundaki atmosferi ve güç ilişkilerini de görünür kılan bir görsel kayıt oluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında bu çizerlik kendini yeniden hatırlattı. Bir tarafta avukatların veya milletvekillerinin yasak olmasına rağmen telefonları ile çektiği fotoğraflar, diğer yanda yapay zekâ araçları ile üretilen görseller vardı… Ama ressamların kayıtları, daha çok öne çıtı. Daha önce Cumhuriyet Gazetesi davası, Gezi yargılamaları ve çeşitli hak ihlali davalarında da örneklerine rastlanan bu çizimler, zamanla bir tür “görsel tanıklık” pratiğine dönüştü.
Adliye koridorlarından mahkeme salonlarına uzanan bu süreçte çizerler, yalnızca bir gözlemci değil, aynı zamanda sınırlı zaman, yoğun güvenlik önlemleri ve belirsiz yasal çerçeveler içinde çalışan birer anlatıcı haline geldi. Bu alanın öncülerinden Tarık Tolunay, mahkeme salonlarında çizmenin görünmeyen yükünü, karşılaştıkları engelleri ve çizginin taşıdığı tanıklık gücünü anlattı.

Türkiye’de mahkeme çizerliği nasıl başladı? İBB davası bu sürecin neresinde duruyor?
Aslında bu iş bir anda ortaya çıkmadı. Biz ilk kez Cumhuriyet gazetesi davasında bir grup çizer arkadaşla birlikte bu işe başladık. O dönem hem kamuoyu hem de mahkeme heyeti böyle bir pratiğe yabancıydı. Sonrasında Nuriye-Semih davaları, ardından Gezi yargılamaları geldi. Yani bu bir süreklilik taşıyor. İBB davası ise bu zincirin son halkalarından biri. Bugün görünür olmasının nedeni de biraz bu davanın yarattığı toplumsal ilgi.
İlk kez bir mahkeme salonuna çizer olarak girdiğinizde nasıl karşılandınız?
Oldukça şaşkınlıkla. Cumhuriyet davasında salona girdiğimde avukatlar bile ne yaptığımı anlamadı. Önlerinde oturup çizim yapmaya başlayınca herkes dönüp bakmaya başladı. Mahkeme başkanı da “Bu kişi kim, ne yapıyor?” diye sordu. Çünkü o güne kadar böyle bir şeyle karşılaşmamışlardı. Zamanla çizimler basına yansıdıkça bu durum daha anlaşılır hale geldi.
Mahkeme salonlarında çizim yapmak pratikte ne kadar zor?
Çok zor. Çünkü alışık olduğumuz çizim ortamlarından tamamen farklı bir yerde çalışıyoruz. Normalde sessiz, kontrollü bir ortamda üretim yaparsınız. Ama burada kalabalık, gergin ve sürekli hareketin olduğu bir alan var. Üstelik fiziksel olarak da çok sınırlı bir alandasınız. Bazen ayakta, bazen sıkışık bir köşede çizim yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Bu iş için özel bir izin gerekiyor mu, yoksa tamamen yasal bir faaliyet mi?
Temelde yasal bir faaliyet. Fotoğraf ve video yasak ama çizimle ilgili açık bir yasak yok. Ancak uygulamada işler o kadar net değil. Bazen içeri alınıyorsunuz, bazen alınmıyorsunuz. Yani hukuken mümkün ama pratikte sürekli bir mücadele gerektiriyor.
Güvenlik güçleriyle yaşadığınız en zor an neydi?
Ankara’daki Nuriye-Semih (Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile kamu görevlerinden ihraç edilen Nuriye Gülmen-Semih Özakça) davalarında çok sert güvenlik önlemleri vardı. Mahkeme kapılarında ciddi müdahaleler yaşandı. Avukatların bile zorla dışarı çıkarıldığı anlara tanık olduk. Böyle bir ortamda çizim yapmaya çalışmak hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorlayıcıydı.
İBB davasında süreç nasıl ilerledi?
İlk gün içeri alınmadım. Sonrasında bazı avukatların devreye girmesiyle ikinci gün salona girdim. Hatta mahkeme başkanının izniyle en önde oturup çizim yaptım. Ama bu durum sabit değil. Bir sonraki hafta tekrar içeri alınmadık. Yani tamamen değişken bir süreç.
Sürekli hareket halindeki insanları çizerken yüzleri nasıl yakalıyorsunuz?
Bu iş tamamen refleks ve gözlem üzerine kurulu. Çok kısa sürede o yüzün karakteristik özelliklerini yakalamanız gerekiyor. Bir bakış, bir mimik… Bunları anında zihninize kaydedip kağıda aktarıyorsunuz. Bu da ciddi bir pratik ve dikkat gerektiriyor.
Çizim yaparken neyi seçiyorsunuz? Her şeyi çizmek mümkün değil sonuçta…
Kesinlikle değil. Mahkemede her an birçok şey oluyor. Ama siz bir anlatı kurmak zorundasınız. Hangi anın önemli olduğuna, hangi ifadenin o davayı temsil ettiğine karar veriyorsunuz. Bu da çizerin bakış açısıyla ilgili.

TARAFSIZLIK DEĞİL, TANIKLIK
Mahkeme çizerliği tarafsız bir kayıt biçimi mi?
Ben öyle düşünmüyorum. Bu iş yorum içerir. Bir fotoğraf makinesi gibi davranamazsınız. Orada olan bitene tanıklık ediyorsunuz ve bu tanıklık ister istemez bir bakış açısı içeriyor. Ben de çizimlerimde gördüğüm haksızlıkları yok sayamam.
Bu yaklaşım çizgilerinize nasıl yansıyor?
Daha çok duyguyu ve atmosferi öne çıkarmaya çalışıyorum. Umudu, direnci, bazen de gerilimi… Çünkü mesele sadece yüz çizmek değil, o anın ruhunu aktarmak.
Çizim ile fotoğraf arasındaki en temel fark ne?
Fotoğraf tek bir anı dondurur. Ama çizim, o anın öncesini ve sonrasını da içine alabilir. Birden fazla anı birleştirerek daha geniş bir hikâye anlatabilirsiniz. Bu da çizimi daha güçlü bir ifade aracına dönüştürüyor.
Mahkeme salonunun atmosferini kağıda dökmek ne demek?
Oradaki gerilimi, bekleyişi, insanların yüzündeki ifadeleri bir bütün olarak yansıtmak demek. Bazen bir kişinin yüzünden çok, salonun genel havasını çizmek daha anlamlı olabiliyor.
“DUYGUSAL OLARAK ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Çizerken sadece teknik olarak mı odaklanıyorsunuz?
Hayır. Orada yaşananlar sizi etkiliyor. Sonuçta biz insanız. Duyuyoruz, görüyoruz ve hissediyoruz. Bu da çizime yansıyor.

Bu sizi zorlayan bir durum mu?
Evet, zaman zaman zorlayıcı. Çünkü sadece bir gözlemci değilsiniz; aynı zamanda tanık olduğunuz şeyleri taşıyorsunuz.
“ÖNCE ŞAŞKINLIK, SONRA ALIŞKANLIK”
Mahkeme salonunda görünmez kalmak mümkün mü?
Başlangıçta hiç mümkün değildi. Herkes dönüp size bakıyordu. Ama zamanla insanlar alıştı. Artık mahkeme çizerliği bilinen bir şey haline geldi.
Hiç çizim yaptığınız için rahatsız olan biriyle karşılaştınız mı?
Doğrudan bir tepkiyle çok sık karşılaşmadım ama ilk zamanlarda ciddi bir şaşkınlık vardı. Şimdi ise daha kabul gören bir pratik haline geldi.
