‘Hassasiyetler’ çağında güldürü!

Stand-up sahnesinin üç ismi Fırat Aksal, Deniz Bağdaş ve Leyla Ezgi Dinç, büyüyen izleyici ilgisine rağmen artan linç kültürü, otosansür ve soruşturma baskısı arasında sıkışan mizah alanını anlatıyor; “bir şaka artık sadece şaka değil” diyerek, komedinin giderek daha kırılgan bir ifade alanına dönüştüğüne dikkat çekiyorlar.

Meltem Akyol
Kocaeli Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı mezunu. 2009 yılından bu yana medyanın çeşitli alanlarında politika, medya, ekoloji, kadın hakları, işçi hakları alanlarında haberler üretti. Gazete ve televizyonlarda...

Şaka artık sadece sahnede kalmıyor, salondan çıkıp sosyal medyada büyüyor, oradan da kimi zaman karakola, savcılığa, mahkeme salonlarına uzanıyor. Türkiye’de hızla genişleyen stand-up sahnesi, bir yandan daha fazla izleyiciye ulaşırken, diğer yandan giderek daralan bir ifade alanında var olmaya çalışıyor. Bugün bir komedyenin derdi sadece neyin komik olduğu değil. Ne başına iş açar, ne hedef gösterir, ne özellikle çarpıtılır… Bunları da hesaba katmak zorunda.

Hedef gösterme, ardın dan gelen linç ve jet hızıyla açılan soruşturma arasındaki mesafe kısaldıkça mizahın sınırları da yeniden çiziliyor.

Komedyenler için artık mesele yalnızca seyirciyi güldürmek değil. Aynı zamanda neyin nasıl anlaşılacağı, hatta nasıl “anlaşılmak isteneceği” üzerine de düşünmek.

ŞAKA ARTIK SADECE ŞAKA DEĞİL

Bugün üzerine çok konuşsak da ne baskılar yeni ne de komedi. Kökeni 19’uncu yüzyılın ortalarına uzanan stand-up, Amerika’da toplumsal yaşamın da bir parçası haline geliyor…

Aslında, tek başına sahneye çıkan biri, kendi gördüklerini, gündelik hayatı ve toplumdaki tuhaflıkları anlatması… Ama bu anlatım biçimi zamanla sadece Amerika’ya özgü olmaktan çıkıyor ve dünyanın her yerine yayılıyor.

Türkiye’de stand-up, 80’lerin politik ve toplumsal gerilimi içinde yavaş yavaş görünür olmaya başlıyor. 90’lara gelindiğinde ise hızla yayılıyor, sahne kültürünün önemli bir parçasına dönüşüyor. “Stand-up” lafı Türkiye’de ilk kez Rüstem Batum’un 1989’da sahnelediği “İki Ters Bir Düz Laflar” ile duyulsa da aslında bu işin kökü çok daha eskiye meddahlık geleneğine kadar gidiyor. Kahvehanelerde, meydanlarda, insanların bir araya geldiği her yerde anlatılan hikayeler aslında stand-up’ın temelini oluşturuyor.

Gelinen aşamada ise stand-up, küçük kulüp sahnelerinden büyük salonlara, açık mikrofon gecelerinden tek kişilik gösterilere uzanan geniş bir alana yayılıyor.

Hem bireysel hikayelerin hem de toplumsal gerilimlerin doğrudan seyirciye aktarıldığı bir biçime evriliyor.

Bugün Türkiye’de stand-up sahneleri hızla yaygınlaşırken, komedyenler giderek artan bir baskı ve “hassasiyetler” iklimiyle karşı karşıya. ‘Milli-manevi değerler’, ‘Türk Aile yapısı’, ‘halkın bir bölümünün hassasiyetleri’… Ya da bir meslek odası, bir şarkıcının sevenleri, bir enstrüman… Hepsi birer ‘hassasiyet’ konusu olabiliyor.  ‘Hassasiyetin’ kimin hassasiyeti olduğu da şakayı yapana muameleyi belirliyor. Bazısı sosyal medya linçi ile sınırlı kalsa da bazıları emniyete, adliyelere ve cezaevine kadar gidiyor.

ŞAKA YAPTILAR BAŞLARINA GELMEYEN KALMADI

Geride bıraktığımız ay komedyen Tuba Ulu, bir stand-up gösterisinde, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman hakkında söyledikleri nedeniyle -‘tarihi milli manevi değerlere hakaret- ile suçlandı, gözaltına alındı, adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Komedyen Pınar Fidan, “Tuz-Biber” adlı stand up gösterisinde Madımak katliamına gönderme yaparak “Alevilerin hepsini bir otele tıkıp yakabilirsin” ifadelerini kullandı, Fidan hakkında -Alevi olduğunu belirtmesine ve ironi yaptığını söylemesine rağmen- soruşturma açıldı.

Komedyen Yavuz Günal’a Çağrı filmine dair şakası nedeniyle ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ iddiasıyla 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Senegalli Komedyen Musti Kusti, sahnede yaptığı bir şaka nedeniyle gözaltına alındı, 2 gün Geri Gönderme Merkezi’inde tutuldu.

YouTube’da yayınlanan Soğuk Savaş programında yapılan şaka nedeniyle sunucu Boğaç Soydemir ve konuk rapçi Furkan Akgündüz tutuklandı.

Peki tüm bunlar komedyenleri nasıl etkiliyor, dahası bu etki yalnızca maruz kalanla mı sınırlı? Yanıtları için Kavuğu 27 yıl boyunca taşıyan Ferhan Şensoy’un tanımıyla “mikrofonda gösteri yapan” isimlerden Fırat Aksal, Deniz Bağdaş ve Leyla Ezgi Dinç’e uzatıyoruz.

 

Soldan sağa: Deniz Bağdaş, Fırat Aksal, Leyla Ezgi Dinç

 

KÖTÜ ŞAKANIN KARŞILIĞI ELEŞTİRİDİR, GÜLÜNMEMESİDİR, TUTUKLANMA DEĞİL

Türkiye’nin pek çok şehrinde farklı sahnelerde komedi yapan Deniz Bağdaş, bu yeni iklimi otosansürün giderek normalleştiği bir alan olarak tarif ediyor. Bağdaş’a göre bugün bir şaka yazma süreci eskisinden çok daha katmanlı: “Sadece ‘komik mi?’ diye bakmıyorsun. ‘Linç edilir miyim, mahkemelik olur muyum, hedef haline gelir miyim?’ diye de düşünüyorsun.”

Bu durumun bireysel bir kaygının ötesine geçtiğini vurgulayan Bağdaş, her yaşanan sorunun sahnedeki diğer isimleri de etkilediğini söylüyor: “Her linç sadece bir komedyeni susturmuyor; diğer komedyenlerin de hareket alanını daraltıyor. Birinin başına gelen şey, diğerinin zihninde sınır çiziyor. Bugün artık mesele ‘Bu şaka yanlış anlaşılır mı?’ değil, ‘Bu şaka yanlış anlaşılmak istenir mi?’”

Bağdaş’a  göre bu soru, sahneye çıkmadan önce pek çok komedyenin zihninde çalışan görünmez bir filtreye dönüşmüş durumda. Her ne kadar kendisinin “büyük bir şey yaşamadığını” söylese de sahne arkasındaki görünmeyen baskıya dikkat çekiyor: “Hiç yaşamadım diyene de kuliste ‘şu şakayı yapma, değmez’ denmiştir.”

Kadın komedyenler açısından bu alanın daha da daraldığını düşünen Bağdaş, sahnedeki algı farkına işaret ediyor: “Erkek komik değilse bu bireyseldir. Kadın komik değilse tüm kadınları temsil ediyordur.”

Özellikle cinsellik gibi başlıklarda bu ayrımın daha belirgin hale geldiğini ekliyor: “Aynı şakayı bir erkek yaptığında tolere edilirken, kadın yaptığında ‘müstehcen’ bulunabiliyor.” Bağdaş’a göre her şeyin şakası yapılabilir ancak her şakanın herkese komik gelmesi beklenmemeli.

Asıl sorunun, şakanın karşısında verilen tepkinin ölçüsünde olduğunu vurguluyor: “Kötü şakanın karşılığı gözaltı, erişim engeli ya da yurtdışı çıkış yasağı olmamalı. Kötü şakanın cevabı eleştiridir, daha iyi bir şakadır, seyircinin gülmemesidir.”

“Her şeyin şakası yapılmaz” yaklaşımını ise tehlikeli buluyor: “O zaman neyin mizahı yapılmaz? Kim karar veriyor? Devlet mi, sosyal medya mı, en çok öfkelenen mi?”

“Stand-up illa insanları rahatsız etmek zorunda değil. Ama bence iyi stand-up’ın bir yerinde genelde küçük bir rahatsızlık vardır. Çünkü komedi çoğu zaman hepimizin bildiği ama söylemediği şeyi söyler” diyen Bağdaş’a göre iyi komedi çoğu zaman bir ayna işlevi görüyor. Ve o aynada görülen şey, her zaman izleyicinin hoşuna gitmeyebiliyor.

‘TUTUKLANMA İHTİMALİ GERÇEK’

Fırat Aksal tiyatrocu ve stand-up’çı. Tuz Biber’de sahne alıyor, Apartman Sahne’de stand-up atölyesi yapıyor, aynı zamanda Baran isimli tek kişilik oyunu var. Yaptığı politik şakaları, sosyal medyanın keşfetinde binlerce izleniyor.

Aksal ise şöyle anlatıyor:
“Önceleri sosyal medyada bir videomuzun viral olması sevindirici bir şeydi. Sonra o değişmeye başladı. Bundan 2-3 sene önce bir videonuz viral olduğunda sosyal medyada linçleniyordunuz. Ama tutuklanma kaygısı yoktu. Şimdi bir video yürüdüğünde sevinmek yerine komedyenler tedirgin oluyor. ‘Acaba biri bundan bir şey çıkarır da bizi hedef haline getirir mi?’ diye düşünüyoruz. Çünkü artık tutuklanma riski var. Bu çok net bir gerçek.”

Aksal’a göre otosansür bunun “kaçınılmaz sonucu.” “Hiç otosansür yaşamayan komedyen yoktur” diyen Aksal şunları söylüyor:

“Benim bir gösterimde, dini şakalar yaptığım bir anda, bir arkadaşım sürekli etrafa bakmıştı, hani ‘bir şey olur mu’ diye. Yani sahnede bile insanlar kendini güvende hissetmiyor. Bir de bunu sosyal medyada paylaştığınızı düşünün. Gelen tehditler artık çok daha somut. İnsanlar yaşadığınız mahalleyi yazıp tehdit edebiliyor. Bu çok korkutucu bir şey. Bir şakayı sahnede anlatmakla yayınlamak çok farklı şeyler. Sahnede reaksiyona göre düzenliyorsunuz. Ama yayınladığınızda çok daha geniş bir kitleye gidiyor ve herkes farklı yorumlayabiliyor. Bu yüzden dili değiştiriyoruz. Hatta bazı şakaları hiç yayınlamıyoruz. Elbette sanatın bir sorumluluğu var. Bir şeyleri değiştirmek, daha iyi bir toplum için üretmek gibi bir motivasyon var. Ama bir noktadan sonra can güvenliği devreye giriyor. Buna rağmen birçok komedyen üretmeye devam ediyor. O karşı duruş hâlâ var.”

Komediye dönük baskının tarihi epey eski Aksal şöyle diyor: “Çünkü komedi doğası gereği hiciv içeriyor ve güç sahiplerini rahatsız ediyor.” Meselesinin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığının da altını çizen Aksal “Belki daha az ama dünyada da böyle. Ama geçmişe baktığımızda Türkiye’de siyasilerin komediye daha açık olduğu dönemler de vardı. Turgut Özal kendi parodisine gülebiliyordu. Süleyman Demirel karikatürünü sorabiliyordu. Bugün ise bu mümkün değil. Şu an bir siyasi figürü anmak bile riskli hale gelmiş durumda. Diyor ve ekliyor: “Bunlar geçici.  Bu süreçten sonra çok daha güçlü bir komedi çıkacağına inanıyorum.”

“Otosansür yapmıyorum’ diyen bir komedyen tanımadım”

Komedyen Leyla Ezgi Dinç’in Ankara’da kurdukları kulüp zamanla büyüyor. İki yıl sadece stand-up’tan geçinen Dinç, işin zor tarafına dikkat çekiyor: “Günde 5-10 sahneye çıktığım oluyordu. Bu tempo sürdürülebilir değil.”

Sektörde en büyük sorunu güvencesizlik olarak tanımlayan Dinç komedyenler üzerindeki baskıya daşr de şunu anlatıyor: “Sosyal medya ise bu mesleğin kaçınılmaz bir parçası. Görünür olmak zorundasınız. Ama görünür olmak demek aynı zamanda linçle, soruşturmalarla karşı karşıya kalmak demek. Şakalarını avukatlara danışan arkadaşlarım var. ‘Otosansür yapmıyorum’ diyen bir komedyen tanımadım. Yeni bir denge kurulmaya çalışılıyor: Hem bir şey söyleyeceksin hem kimseyi kızdırmayacaksın hem de başın belaya girmeyecek. Ama bu çoğu zaman mümkün değil.”

“NE ‘HASSAS’ KESTİREMİYORUZ”

“Hassasiyet”lerin sınırlarının belirsiz olduğunu söyleyen Dinç devam ediyor: “Ne ‘hassas’ kestiremiyoruz. Yazılı bir kural yok. Bir gün tarihsel bir figür, ertesi gün cinsellik, başka bir gün gündelik bir mesele sorun olabiliyor.”

Mizahın sınırlarına dair net bir yer çizen Dinç şöyle diyor: “Bence her şeyin şakası yapılır ama komik olmak zorunda değil. Nefret söylemiyle mizah arasında bir çizgi var ve bazen o çizgi aşılabiliyor. Türkiye’de çok acı, tutulmayan çok yas var. O yüzden kolay değil. Bir şiir alıntısı vardı, mealen söylüyorum, ‘ben de kuşların sesini dinlemek istiyorum ama bunun için savaş uçaklarının susması gerek’ diyen. Tam olarak mesele biraz bu. Biz de gündelik hayat şakası yapmak istiyoruz ama gündelik hayat biraz da bu.”

Tüm bu baskılara rağmen mizahın yolunu bulacağına inanıyor: “Sansür olur ama anlatı kendine bir yol bulur. İroniyle, metaforla… Ama soru şu: Nereye kadar?”

 

Komedyenlerin sahne programlarını takip etmek isterseniz sosyal medya hesapları şurada:

Deniz Bağdaş:

Fırat Aksal:

Lela Ezgi Dinç: