Üniversitelerin yüzde 92’sinde Kürt öğrenci kulübü yok

İstanbul’da devlet ve vakıf üniversitelerinin toplam sayısı 61. Bunlardan sadece beşinde resmi bir Kürt öğrenci topluluğu var. Binlerce öğrenci, kendi dillerini ve kültürlerini yaşamak için kendi alanlarını yaratmaya çalışıyor. Engellere rağmen… 

Kasım Sarsılmaz
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Haberleri; İletim Gazetesi, Amida Haber, Kuzey 24 ve Botan Times’ta yayımlandı.

İstanbul, geniş bir Kürt öğrenci nüfusunun ev sahibi. Gençler, üniversitelerde kurdukları topluluklarda bir araya geliyor. Bu yapılar, öğrenciler için yalnızca birer kulüp değil. Aynı zamanda kendilerini ifade edebildikleri ve varlıklarını görünür kıldıkları alanlar… Ancak 14 devlet, 44 vakıf üniversitesi ve 3 vakıf meslek yüksekokulundan yalnızca beşinde resmi olarak bir “topluluklar”:

Boğaziçi Üniversitesi Kürt Edebiyatı Komisyonu, Bilgi Üniversitesi Kürt Dili ve Tarihi Kulübü, İstanbul Tıp Fakültesi Folklor Topluluğu, Koç Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Kulübü ile İstanbul Teknik Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Kulübü.

Kulüpler; Kurmancî ve Zazakî lehçelerinde dil kursları düzenliyor, konuşma kulüpleri kuruyor. Bunun yanı sıra, 150 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan ve Kürt folklorunda önemli bir yere sahip olan Sêva Mêxikrêj (Karanfilli Elma) etkinliği, Şeva Helbestan (Şiir Geceleri), dengbêj ve hikâye geceleri ile Kürt sanatçıların katıldığı konserler organize ediyorlar. Kürtlere dair filmleri, yönetmenleriyle birlikte izleyip üzerine söyleşiler yapıyorlar. 21 Şubat Dünya Anadili Günü gibi özel günlerde ise ortak etkinlikler düzenliyorlar. Bu topluluklar yalnızca kültürel faaliyetlerde değil, karşılaştıkları baskı ve olumsuzluklar karşısında da ortak tutum alıyor ve bildiriler yayımlıyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Kulübü Başkanı Selahattin Özakçil, şunları söyledi:

“Üniversitemizde Kürt öğrencilerini bir araya getirecek, Kürt dili, tarihi ve kültürü üzerine çalışma yapılabilecek bir öğrenci kulübü yoktu ve bu bizim için bir eksiklikti. Bunu ortadan kaldırmak ve kendi varlığımızı tanıtmak amacıyla Bilgi Kurdî’yi kurduk.”

Özakçil, kulübü kurmaya karar verdiğinde dışarıdan gelen olumsuz tepkilere rağmen en büyük motivasyon kaynağının, Kürtlerle ilgili okumalar yapan Bodrumlu bir arkadaşının desteği olduğunu vurguladı. Özakçil ayrıca, önceki dönemlerde İstanbul’daki diğer Kürt öğrenci kulüpleriyle temasa geçmesinin ve onların etkinliklerine katılmasının da bu kulübün kurulmasına önayak olduğunu belirtti.

Üniversitede Kürt kimliğiyle görünmenin ve buna yönelik çalışmalar yapmanın büyük bir gurur kaynağı olduğunu söyleyen Selahattin Özakçil, özellikle Kürt kimliğini görünür kılmayı ve bu kimliğin zihinlerdeki tezahürünü dönüştürmeyi hedeflediklerini ifade etti.

Ancak İstanbul Teknik Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Kulübü (İTÜ-Kurdi), 5 Mart 2026 tarihindeki kuruluşundan kısa bir süre sonra tepki çekti. Aynı üniversitede faaliyet gösteren 40’tan fazla öğrenci topluluğu, kulüp aleyhine ortak bir bildiri yayımladı. Ortak bildiride, kulübün sosyal medya paylaşımlarında kullandığı semboller, anılan isimler ve diğer üniversitelerle düzenlenen etkinliklerde yer alan müzik grupları eleştirildi. Bu paylaşımların kültürel faaliyet sınırlarını aşarak ideolojik bir çizgiye kaydığı öne sürüldü.

KÜRT ÖĞRENCİ KULÜPLERİ BİRLEŞTİ

Ayrıca kampüslerin “ideolojik amaçlar” için kullanılmasının öğrenciler arasındaki huzur ortamını zedelediği iddia edildi ve kulübün faaliyetlerinin incelenmesi, gerekirse sonlandırılması yönünde yetkililere çağrıda bulunuldu.

Bunun ardından Türkiye’nin farklı üniversitelerindeki Kürt öğrenci grupları birleşti:

“Kürt Dili, Kültürü ve Sanatı Üniversite Toplulukları Koordinasyonu (Tevgera Komaleyên Xwendekaran a Çand û Zimanê Kurdî-TEV-KOM)”

Koordinasyon bünyesinde İstanbul, Ankara ve Van’da toplamda 10 resmi kulüp ve 6 öğrenci topluluğunun olduğu belirtildi.

Kuruluş deklarasyonunda bunun sadece bir birliktelik olmadığı, aynı zamanda Kürt hafıza, dil ve kimliğine yönelik sistematik asimilasyon politikalarına karşı ortak bir duruşun ifadesi olduğu belirtildi. Ana dilde eğitim talebinin, pedagojik bir tercihin ötesinde temel bir insan hakkı, eşitlik ve demokrasi meselesi olduğunun altı çizildi.