Antalya’nın 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı COP31 için yürütülen hazırlık çalışmaları sürüyor. EXPO 2016 Antalya Sergi Alanı ve ANFAŞ Antalya Expo Center’da gerçekleştirilecek olan zirveye, 196 ülkeden 80 binin üzerinde katılımcının gelmesi bekleniyor.
Kentte bugüne dek yürütülen çalışmalar ise bu hazırlıkların çevreye etkisini tartışmaya açtı. COP31 hazırlıkları kapsamında önce EXPO alanı çevresindeki tarım arazileri acele kamulaştırıldı. Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’ne (BATEM) ait bin dönümlük tarımsal arazinin 290 dönümü, beton dökülerek otoparka dönüştürüldü. Ayrıca EXPO alanındaki bazı yapılar ‘hurda’ denilerek kaldırıldı.
Zirve öncesinde yapılan bu düzenlemeler, tarım alanları ile doğal alanlara zarar verildiği için tepkilere neden olurken, ‘COP31’in temel ilkeleriyle ne kadar örtüşüyor?’ sorusunu da gündeme getirdi. Tartışmalar Meclis’e taşınırken, meslek odalarından da uyarılar geldi.
‘O TOPRAKLAR 200 YILDAN ÖNCE OLUŞMUYOR’
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın, BETAM arazisinin otoparka dönüştürülmesinin, tarım toprakları ve bilimsel araştırmalar açısından önemli kayıplara yol açacağını söyledi. Sünger şehirler oluşturma ve karbon ayak izini azaltma hedefi taşıyan COP31 gibi organizasyon öncesinde yapılanların çevreye tezat bir uygulama olduğunu vurgulayan Ebru Kaçın, “Maalesef kendi değerimize sahip çıkmayıp birinci sınıf tarım alanlarımızı, üstelik araştırma enstitüsü olarak kullanılan bir yeri otoparka çevirdik. Ekili alandan o tarım toprağını sıyırdılar ve yerine beton döktüler” dedi.
Günümüzde verimli tarım topraklarının çok kıymetli olduğunu, bu toprakların 200 yıldan önce oluşmadığını vurgulayan Kaçın “Betonlaşmanın değil, üretimin, bilimin, geleceğin merkezi olan yere nasıl otopark yapılır?” sorusunu yönelterek, tepkisini dile getirdi.
‘YAPILAN İŞLERDE CİDDİ EKOLOJİK ÇELİŞKİLER VAR’
İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Harun Toptan da, Antalya’daki COP31 çalışmalarının ciddi ekolojik çelişkiler barındırdığına dikkat çekti. Ayrıca kentteki madencilik faaliyetleri, kuraklık riskine rağmen su kaynaklarının halk yerine turizm yatırımlarına öncelikli tahsis edilmesi ve beton ağırlıklı ulaşım projeleri de eleştirilerinin odağında yer aldı. Toplu taşıma, raylı sistem ve bisiklet ağları yerine fosil yakıtlı bireysel araç kullanımını teşvik eden köprülü kavşak ve duble yol projelerine kaynak aktarılmasının da iklim hedefleriyle çeliştiğini söyledi.
İklim krizine yönelik bir zirve hazırlığı yapılırken doğaya zarar veren uygulamaların kamuoyunda tartışma yarattığını belirten Toptan, bu süreçte hukuki ve kurumsal itirazlarını sürdüreceklerini ifade etti.
Zirveye eş başkanlık edecek Türkiye ve Avustralya’nın fosil yakıt politikalarına da dikkat çeken Toptan, bu tablo karşısında küresel iklim krizine yönelik radikal ve bağlayıcı kararlar çıkmasının gerçekçi olmadığını savundu. Toptan, “Birleşmiş Milletler iklim politikalarını ve COP31’in yapısal sınırlarını görmek için zirveye eş başkanlık eden iki ülkenin mevcut pratiklerine bakmak yeterlidir. Ev Sahibi Türkiye henüz fosil yakıtlardan (kömür, petrol, gaz) çıkışa dair somut bir takvim dahi sunmadığı gibi enerji politikasını hâlâ bu kaynaklar üzerine kuran bir pozisyondadır. Müzakere Yürütücüsü Avustralya ise dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından biri olarak fosil yakıt ekonomisinin küresel ölçekteki en büyük aktörleri arasında yer almaktadır” dedi.
COP31’E ALTERNATİF ZİRVE: HİZ
Harun Toptan, COP31’e alternatif olarak düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi (HİZ) hazırlıklarına ilişkin son durumu da paylaştı:
“Yaklaşık 8 aydır yürütülen çalışmalar kapsamında Ankara ve İstanbul’dan başlayan süreç 10’dan fazla kente yayıldı. Yerel meclisler aracılığıyla 1000’den fazla kişi sürece dahil edildi. Emek, militarizm karşıtlığı, toplumsal cinsiyet, nükleer politikalar ve ormansızlaşma gibi başlıklarda çalışma grupları kuruldu. Siyasi çerçeve metinleri olgunlaştırıldı. Uluslararası düzeyde ise Bonn İklim Kampı, Londra İklim Eylemi Haftası ve Paris Anti-Militarist Buluşması gibi etkinliklerle bağlantılar kuruldu. Ayrıca farklı ülkelerdeki yerli ve ekofeminist hareketlerle ortak zemin oluşturuldu. Halkların İklim Zirvesi, 14-18 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek.
COP31; devletlerin, uluslararası finans çevrelerinin ve krizin asıl sorumlusu olan çok uluslu şirketlerin bir araya geldiği, kararların yukarıdan aşağıya alındığı resmi hükümetler arası zirvedir. Halkların İklim Zirvesi ise bizlerin organize ettiği; COP31’in ötesinde, iklim adaletsizliğinin gerçek mağdurlarının buluştuğu bir zirvedir.”

‘ŞİMDİ DE COP31 SONRASI BIRAKILACAK ENKAZ TARTIŞILACAK’
COP31’e ilişkin görüşlerini paylaşan Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Başkanı Mustafa Karancı ise konferans salonlarında ne söyleneceğinden çok yürürlükteki çevre politikalarının önemli olduğunu ifade etti. “Dünyanın iklim krizini, karbon ayak izini azaltmayı ve biyolojik çeşitliliği korumayı tartıştığı bir zirveye hazırlanırken; Antalya’da tarım alanlarının otoparka dönüştürülmesi kabul edilemez. Bu durum sadece doğaya değil, aynı zamanda kamu kaynaklarına karşı da büyük bir yıkım yapıldığını göstermektedir” diyen Toptan, şöyle devam etti:
“Geçmiş dönemlerde milyonlarca liralık maliyetlerle inşa edilen EXPO 2016 alanındaki devasa yapılar, bugün adeta birer hurdaymış gibi sökülüp alandan çıkarılmaktadır. Bu şehir, yıllarca büyük umutlarla kurulan EXPO alanını nasıl değerlendirebileceğini, orayı nasıl verimli kullanabileceğini tartıştı. Ne yazık ki şimdi de COP31 sonrasını, orada bırakılacak yeni enkazları tartışacak gibi görünüyor. Mevcut yapıları korumak ve dönüştürmek yerine yıkımı seçmek, hem ekonomik hem de ekolojik israftır. Hazır kurulu yapıları hurda niyetine sökenler, tarım arazilerini betonlaştıranlar dünyaya nasıl bir çevre vizyonu anlatacaklar merak ediyorum. Yetkilileri kendi düzenlediği zirvenin felsefesine uygun çözümler üretmeye, çevre dostu, şeffaf ve samimi bir yönetim sergilemesini umut ediyorum.”
SORULAR TBMM’YE TAŞINDI
Öte yandan CHP Antalya Milletvekili Mustafa Erdem, Antalya’nın COP31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasının önemine dikkat çekerken, kentte yürütülen hazırlıkların iklim hedefleriyle ne kadar örtüştüğüne ilişkin soru işaretlerini TBMM gündemine taşıdı. Erdem, tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye iki ayrı soru önergesi verdi.
Önergelerde şu sorular yer aldı:
- Kamulaştırılan alanların ne kadarı tarım arazisi?
- ÇED süreci işletildi mi?
- Tarımsal üretimde ne kadar kayıp yaşanacak?
- Alternatif alanlar neden tercih edilmedi?
- COP31 sonrasında alanlar eski niteliğine döndürülecek mi?
- Yapılacak yatırımların toplam maliyeti ne olacak?
- Kamulaştırılan alanlar ileride özel şirketlere tahsis edilecek mi?
Hazırlık sürecinin çevre ve sürdürülebilirlik ilkelerine uygun yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Erdem “İktidarın görevi iklim zirvesini fırsata çevirerek yeni rant alanları yaratmak değil, Antalya’nın toprağını ve geleceğini korumaktır” dedi.