Yaz aylarında nüfusu katlanan Çeşme, son yıllarda kuraklık, su kesintileri ve hızla artan yapılaşma baskısıyla mücadele ediyor. Bir yanda yeni otel ve konut projeleri yükselirken, diğer yanda yarımadanın doğal dokusunu korumak için yıllar içinde sit statüsü verilen alanlar üzerindeki baskı giderek artıyor.
Şimdi bu alanlardan biri olan Mamurbaba, yarımadanın geleceğine ilişkin yeni bir tartışmanın merkezinde.
Doğal sit statüsündeki bölgede yapılması planlanan Castello Fontana Otel Projesi; büyüklüğü, öngördüğü yapılaşma ve yaratacağı nüfus nedeniyle çevre örgütleri ile hukukçuların tepkisini çekiyor. Eleştirilerin odağında yalnızca yüzlerce yapıdan oluşacak bir proje değil, Çeşme’nin zaten sınırlı olan su kaynaklarının, altyapısının ve doğal peyzajının bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı . v
DOĞAL SİT ALANINDA 272 BLOK
Arıkan Proje Geliştirme AŞ tarafından Çakabey Mahallesi’nde yaklaşık 180 bin metrekarelik alanda yapılmak istenen Castello Fontana Otel Projesi, “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüsündeki doğal sit sınırları içinde yer alıyor.
ÇED dosyasına göre projede 272 blok, 769 oda, bin 470 yatak, 41 açık yüzme havuzu ve 473 araçlık otopark bulunuyor. Castello Fontana Projesi, Arıkan Proje Geliştirme AŞ tarafından geliştiriliyor. Şirket, projenin uluslararası lüks otel zinciri Minor Hotels’in Anantara markasıyla hayata geçirileceğini açıkladı. Basına yansıyan bilgilere göre proje arazisinin hissedarları arasında Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas ile Günay Guy Pagy de yer alıyor. Bu iddialara ilişkin şirketlerden kamuoyuna yapılmış ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor.
Projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci kapsamında 28 Temmuz’da düzenlenen Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılımı Toplantısı ise tamamlanamadı.
İzmir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün hazırladığı tutanakta, halkın proje hakkında bilgi almayı reddetmesi nedeniyle toplantının sonlandırıldığı belirtildi. Tutanakta ayrıca altı sayfalık itiraz dilekçesinin İl Müdürlüğüne teslim edildiği kaydedildi.

“TURİZM YATIRIMI MI, REZİDANS PROJESİ Mİ?”
Çeşme Yarımadası Çevre Derneği ve Çeşme Kent Konseyi Başkanı Dr. Ahmet Güler, projenin kamuoyuna turizm yatırımı olarak tanıtıldığını ancak fiilen rezidans projesi niteliği taşıdığını savundu.
Projede yer alan 272 bloktan yalnızca birinin otel olarak planlandığını öne süren Güler, “Bir blok otel, geri kalanlar konut niteliğinde. Ruhsat 34 oda üzerinden alınmış ancak ortaya çıkan proje çok daha büyük. Bunu turizm yatırımı olarak sunmak artık kimseyi ikna etmiyor” dedi.
Proje tanıtım dosyasında ise yapıların apart otel ve butik otel olarak planlandığı, işletme döneminde yaklaşık 150 kişiye istihdam sağlanmasının hedeflendiği belirtiliyor.
Güler ayrıca, ÇED süreci tamamlanmadan projedeki bağımsız bölümlerin internet üzerinden ön talep formu aracılığıyla pazarlanmasının da hukuken ve etik açıdan tartışmalı olduğunu savundu.
Basına yansıyan bilgilere göre yaklaşık 120 metrekarelik birimler için 780 bin avro, büyük villalar için ise 5 milyon avroya kadar ulaşan fiyatlar telaffuz edildi. Şirket tarafından kamuya açık resmi bir fiyat listesi ise henüz yayımlanmadı.

TARTIŞMANIN MERKEZİNDE SU VAR
Çeşme son yıllarda özellikle yaz aylarında su kesintileri ve kuraklıkla mücadele ediyor.
İzmir Barosu Çevre ve Kent Komisyonu üyesi Avukat Nilay Sabuncuoğlu’na göre böylesine büyük bir projenin yaratacağı nüfus, su tüketimi, trafik ve atık su yükü mevcut altyapıyla birlikte değerlendirilmeli.
Sabuncuoğlu, Mamurbaba ve Alaçatı çevresinde kanalizasyon ve arıtma altyapısının yetersiz olduğunu belirterek binlerce kişiyi ağırlayabilecek büyüklükteki bir tesisin foseptik sistemiyle işletilmesinin yeraltı suları ve kıyı ekosistemi açısından risk oluşturacağını söyledi.
Ahmet Güler de benzer kaygıları dile getirerek, “769 bağımsız birimin atık suyunu foseptikle çözeceğiz demek, Alaçatı’nın ve Mamurbaba’nın yeraltı sularını riske atmak demek” ifadelerini kullandı.
Sabuncuoğlu ayrıca projedeki 41 yüzme havuzunun yaratacağı su tüketiminin de Çeşme’nin mevcut su krizi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“TAŞIMA KAPASİTESİ AŞILIYOR”
Sabuncuoğlu, doğal sit alanındaki bu ölçekte bir yapılaşmanın toprağın su geçirgenliğini azaltacağını, biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyeceğini ve bölgenin mikroklimasında geri dönüşü zor değişikliklere yol açabileceğini savundu.
Kapalı site modeliyle planlanan yerleşimin Mamurbaba’nın doğal peyzajını ve kamusal kullanımını değiştireceğini belirten Sabuncuoğlu, turizm yatırımı olarak yürütülen sürecin fiilen lüks konut üretimine dönüştüğünü öne sürdü.
Turizm amacıyla verilen yapılaşma haklarının konut üretiminde kullanılmasının hukuken “kanuna karşı hile” ve “amaç saptırması” kapsamında değerlendirilebileceğini ifade eden Sabuncuoğlu, bu değerlendirmelerin hukuki görüşü olduğunu, proje hakkında verilmiş bir yargı kararı bulunmadığını da hatırlattı.
ÇED OLUMLU KARARI ÇIKARSA DAVA AÇILACAK
Toplantının ardından yurttaşlar ve çevre örgütleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına itiraz dilekçesi sundu.
Sabuncuoğlu, projeye “ÇED olumlu” kararı verilmesi halinde yürütmenin durdurulması istemiyle iptal davası açacaklarını açıkladı. Ayrıca, izin süreçleri tamamlanmadan projedeki bağımsız bölümlerin pazarlanması nedeniyle Ticaret Bakanlığı Reklam Kuruluna da başvuracaklarını söyledi.
MAMURBABA NEDEN DOĞAL SİT?
Castello Fontana Projesi’nin yapılmasının planlandığı Mamurbaba bölgesi, Çeşme Yarımadası’nın doğal karakterini büyük ölçüde koruyabilmiş kıyı ve makilik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Bölge, doğal bitki örtüsü, yaban hayatı, kıyı peyzajı ve ekolojik bütünlüğü nedeniyle doğal sit statüsüyle koruma altında bulunuyor.
Alanın “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak belirlenmesi, yapılaşmayı tamamen yasaklamıyor. Ancak yapılacak yatırımların doğal yapıyı bozmayacak, ekolojik dengeyi koruyacak ve kamu yararını gözeten planlama ilkelerine uygun olması gerekiyor. Bu nedenle bölgede önerilen büyük ölçekli projeler, doğal alanların korunması ile yapılaşma arasındaki denge açısından yakından izleniyor.
