Translar, sağlık sisteminde ayrımcılık ve belirsizlikle mücadele ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2024 yılından itibaren cinsiyet uyum sürecinde kullanılan hormon ilaçlarına 21 yaş altı kısıtlaması getirmesi, transların hayatını daha da zorlaştırdı. Kamu hastanelerinden destek alamayan, hormona ulaşmada sıkıntı yaşayan translar, “Bedenlerimiz ve hayatlarımız hakkında eşit, özgür ve güvenli biçimde karar verebilmek istiyoruz. Varoluşumuz da sağlık hakkımız da tartışma konusu değil, güvence altına alınması gereken temel insan hakkıdır. Talebimiz; ihtiyaçlarımızın yargılanmadan, geciktirilmeden ve güvenli biçimde desteklendiği eşit bir sağlık sistemidir” diyor.
Translarla; hormona erişim sürecinde yaşanan engelleri, ekonomik güçlükleri, sağlık hizmetlerine erişimde karşılaşılan sorunları, ayrımcılık deneyimlerini, hormona erişimin önündeki engelleri, çözüm önerilerini ve hak taleplerini konuştuk.
ALYA: SÜREKLİ AYRIMCILIĞA MARUZ KALDIM
Deniz Alya, hormona başlama sürecinde pek çok engelle karşılaşmış. Tedaviye erişimde yaşadığı zorlukları ve hak ihlallerini anlatan Alya “20 yaşında trans kadınım. Hormona başlama sürecim, artık bedenimle hiç barışık olmamam, disforilerimin aşırı tutması ve bundan kaynaklı anksiyete atakları geçirmemle başladı. Hormona erişimim aşırı zordu. Maddi olarak ve ilaca erişim açısından zorluk yaşadım ama başlamam da lazımdı” dedi.
Türkiye’de doğru bilgiye ulaşmanın da zor olduğunu belirten Alya, “Devlet hastanesinde destek alamadım. Yıldırıcı ve yıpratıcı politikalar, sağlık haklarımızın engellenmesi yüzünden daha sonra dayanışma mekanizmaları aramaya başladım. Sağlık kuruluşlarında trans kadın olduğumdan dolayı sürekli ayrımcılığa maruz kaldım, sürekli hak ihlalleri yaşadım. İstediğim tedaviye erişemedim, düzgün psikolojik desteğe ulaşamadım” diye konuştu.
Uzun araştırmalar sonucunda hormon kullanımı hakkında doğru bilgiye ulaştığını ifade eden Alya, bu süreçte öğrenci ağları, dayanışma mekanizmaları ve Hormon Hakkım Kolektifi’nin önemli rol oynadığını söyledi.
‘İŞYERİNDE SORUN YAŞADIM’
Hormon kullanımının iş ve sosyal hayatını birçok yönden etkilediğini belirten Alya, yakın çevresi ve arkadaşlarının bu süreçte kendisine destek olduğunu, ancak hormon kullanımına bağlı olarak duygusal ve hassas olduğu dönemlerde kendisini anlamayan insanların da bulunduğunu anlattı. Alya, hormona erişim ve tedavi hakkının temel bir insan hakkı olduğunun altını çizerek, özellikle iş yerinde zaman zaman sorun yaşadığını ve kendisini ifade etmekte zorlandığı dönemler olduğunu söyledi. Sosyal yaşamında hem olumlu hem de olumsuz deneyimler yaşadığını belirten Alya, “Kendimi daha iyi hissetmeye başlamam ve kendim gibi yaşayabilmem benim için çok önemliydi. Bunun yanında hormon kullanımının uyku düzenim, iştahım ve ruh hâlim üzerinde etkileri oldu. Günlük yaşamda en sık karşılaştığım durumlar ise önyargılı yaklaşımlar, yanlış anlaşılmalar ve insanların yeterince empati kurmamasıydı” dedi.
Alya, hormona erişim sürecinde zaman zaman bürokratik engellerle karşılaştığını belirterek, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan gecikmelerin, uzman hekim bulma güçlüğünün ve süreçlerin uzunluğunun hem maddi hem de psikolojik açıdan zorlayıcı olabildiğini söyledi.
Şu ana kadar bu konuda herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığını belirten Alya, birçok trans bireyin haklarını aramak için yasal yollara başvurduğunu bildiğini ifade etti. İktidarın transları hedef alan söylem ve politikalarının trans bireylerin yaşamını daha da zorlaştırdığını düşündüğünü vurgulayan Alya, hormon tedavisine erişimin kendisi için yalnızca bir tedaviye ulaşabilmek anlamına gelmediğini söyledi ve ekledi:
“Hormona erişim hakkı sağlıklı, güvenli ve kendi kimliğimle uyumlu bir yaşam sürebilmenin temel koşullarından. Trans bireyler için hormon tedavisi çoğu zaman yaşam kalitesini artıran, ruhsal iyilik hâlini destekleyen ve cinsiyet uyum sürecinin önemli bir parçası olan bir sağlık hizmetidir.”
‘HORMONA ERİŞİM AYRICALIK DEĞİL’
Hormona erişimin bir ayrıcalık ya da kişisel tercih olarak değil, temel bir sağlık ve insan hakkı olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Alya, devletin ayrımcılıktan uzak, bilimsel veriler ve insan hakları ilkeleri doğrultusunda politikalar üretmesi gerektiğini belirtti. Sağlık politikalarının ideolojik yaklaşımlarla değil, bilimsel kanıtlar, tıp etiği ve insan hakları doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.
DEMİR: PANİKLEYİP HORMON STOKLAMAYA ÇALIŞMIŞTIM
Alek Demir ise 21 yaş sınırı nedeniyle reçetelerini alamadığını anlattı. Üniversite için Ankara’ya gelir gelmez hormona başladığını belirten Demir “Hastane sürecime başlayıp reçetemi alana kadar çevremdeki insanların yardımıyla ulaştım. Reçetemi aldıktan bir hafta sonra ise yaş sınırı geldiği için artık yine çevremden destek alarak halletmeye çalışıyorum. Yaş sınırı şu anki tek problemim. 21 yaş sınırına takıldım. Her hormon vurduğumda yanımda gönüllü olarak, ben yardım istemeden birinin olmasını isterdim” dedi. Bu konuda kendisi üzerinden bir dava açıldığını belirten Demir, uygulamaya tepki gösterdi.
Hormonların reçeteli olduğuna ilişkin haberi geç gördüğünü ve büyük bir panik yaşadığını söyleyen Demir “Gezebildiğim tüm eczaneleri gezip hormon stoklamaya çalışmıştım. Korkunç bir haftaydı. O zaman yalnız olmamayı isterdim” diye konuştu.
Yasakların yıldırıcı olduğunu belirten Demir, özellikle hormon kullanımına başlandığında kişinin doğrudan hedef hâline geldiğini düşündüğünü ifade etti: “Hormon hayattır. Birçok insanın yaşamını sürdürmeye devam etmesinin tek sebebi hormon diyebilirim. insanların bilinçlenmesine ve faşist propagandaların yıkılmasına yönelik adımlar atılması gerekiyor.”
ÇATALKAYA: TRANSFOBİYE MARUZ KALIYORDUM
Doğa Teoman Çatalkaya da hormon kullandığı ilk dönemlerde transfobiye maruz kalmış. Hormon kullanmaya başladığı dönemde pandeminin devam ettiğini ve aile evinde yaşadığını anlatan Çatalkaya, buna rağmen yoğun bir cinsiyet öforisi hissettiğini anlattı: “Aynaya baktığımda kendimi biraz daha erkeksi görmek, sesimin değiştiğini fark etmek ya da bedenimdeki küçük dönüşümler bile bana günlerce mutluluk veriyordu.”
Babası tarafından zamanla transfobik yaklaşımın geride bırakılmasının aile içinde gerçek kimliğiyle daha rahat var olmasını sağladığını vurgulayan Çatalkaya, bu değişimin aile ilişkilerini de dönüştürdüğünü söyledi. Geniş ailesine açılmasının daha uzun sürdüğünü ifade eden Çatalkaya, bugün birkaç akrabası dışında çoğuyla iyi ilişkilerinin bulunduğunu belirtti.
Kamusal alanda ise özellikle hormon kullanımının ilk dönemlerinde cinsiyetinin sorgulanması üzerinden sık sık transfobiye maruz kaldığını söyleyen Çatalkaya, “Hiç tanımadığınız insanlar dahi size cinsiyetinizi sorabilecek cüreti gösterebiliyor. Bugün ise dış görünüşüm cisgender bir erkekten ayırt edilmiyor. Bu nedenle artık trans olduğum varsayımıyla değil, toplumun erkeklere yüklediği kalıplar ve beklentiler üzerinden farklı deneyimler yaşıyorum” diye konuştu.
‘ENGELLER ARTTI’
Çatalkaya ayrıca günümüzde hormona erişimin giderek belirsizleştiğine ve sağlık hizmetine erişimin keyfi uygulamalara bırakıldığına işaret etti. Kendi sürecinde bugün hormona erişmeye çalışan translarla kıyaslandığında görece daha az engelle karşılaştığını belirten Çatalkaya, “Ben başladığımda hormonlara reçetesiz erişmek mümkündü ve süreç 18 yaşında başlayabiliyordu. Bugün ise hem hukuki hem de idari uygulamalar nedeniyle bu süreç çok daha zor hâle getirildi” dedi.
Transların hormon tedavisine erişebilmesi için kullanılan F64 tanı kodunun bu yılın başında herhangi bir gerekçe açıklanmadan reçete sisteminden kaldırıldığını, bunun sonucunda pek çok transın kendi tanısıyla hormon reçetesi alamadığını söyledi. Bu uygulamaya karşı Hormon Hakkım Kolektifi’nin bir dilekçe kampanyası yürüttüğünü belirten Çatalkaya, Sağlık Bakanlığı’nın yapılan başvurulara yanıt vermediğini ifade etti. Kendisinin doğrudan karşılaştığı bürokratik engelin de bu olduğunu vurgulayan Çatalkaya, özellikle genç transların yaşadığı hak ihlalleri ve bürokratik engellerin çok daha kapsamlı olduğunu aktardı.
“Hormona erişim giderek belirsizleşiyor, süreçler standartlardan uzaklaşıyor ve sağlık hizmetine erişim keyfi uygulamalara bırakılıyor” diyen Çatalkaya, bu durumun genç transları yalnızca sağlık hakkından mahrum bırakmadığını, aynı zamanda umutsuzluğa ve yoğun kaygıya sürüklediğini söyledi. Yaşananları birbirinden bağımsız uygulamalar olarak değerlendirmediğini belirten Çatalkaya, iktidarın translara yönelik politikalarının bedensel özerkliği hedef alan daha geniş bir siyasetin parçası olduğunu ifade etti.
‘ÖRGÜTLÜ MÜCADELE HAYATİ ÖNEMDE’
Çatalkaya, translar için hormon tedavisinin yaşam kalitesini, ruh sağlığını ve toplumsal hayata katılımı doğrudan etkileyen temel bir sağlık hizmeti olduğunu söyledi. “Hormona erişim yalnızca bir ilaca ulaşma meselesi değildir; sağlık hakkının, beden özerkliğinin ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürme hakkının ayrılmaz bir parçasıdır” diyen Çatalkaya, son yıllarda hormona erişimi giderek zorlaştıran idari uygulamaların transların yaşamını doğrudan etkilediğini anlattı, çözümün yalnızca bireysel olarak değil, kolektif biçimde de mücadeleden geçtiğini vurguladı. Hormon Hakkım Kolektifi’nin hormona erişimde yaşanan hak ihlallerini görünür kılmak, hukuki girişimlerde bulunmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve transların bilgiye ve dayanışmaya erişimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü belirten Çatalkaya, “Hak kayıpları karşısında dayanışma ve örgütlü mücadele hayati önem taşıyor” dedi.
Sağlık çalışanlarının trans kapsayıcı hizmet sunabilmesi için gerekli eğitimlerin yaygınlaştırılmasının ve güncel bilimsel bilgiler doğrultusunda hareket edilmesinin önemine dikkat çeken Çatalkaya, toplumun sorumluluğunun ise transların yaşamları hakkında hüküm vermek değil, onların haklarına saygı duymak olduğunu söyledi. “Burada talep edilen herhangi bir ayrıcalık değil; herkes için geçerli olması gereken sağlık hakkıdır” diyen Çatalkaya, “Varoluşumuz da sağlık hakkımız da tartışma konusu değil, güvence altına alınması gereken temel insan haklarıdır” ifadelerini kullandı.
DENİZ: HORMONA ERİŞİMDE EŞİT İŞLEYEN BİR SAĞLIK SİSTEMİ YOK
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz de hormon kullanma sürecinde yeterli sağlık hizmetine ve sağlık bilgisine ulaşamadığını belirtti. Hastane ve reçete süreçlerinin denetim, belirsizlik ve kaygı üreten mekanizmalara dönüştüğünü söyledi.
Hormon kullanmaya başlama kararının kendisini ve bedeniyle nasıl bir ilişki kurmak istediğini zaman içinde daha iyi anlamasıyla şekillendiğini anlatan Deniz, bunu hayatının merkezine yerleştirilmesi gereken tek bir karar ya da translığını belirleyen zorunlu bir aşama olarak görmediğini belirtti. Hormon kullanımının kendisini daha rahat ifade etmesine, bedeniyle kurduğu ilişkiyi güçlendirmesine ve hayatı üzerinde daha fazla söz sahibi hissetmesine katkı sunduğunu ifade ederek, hormona erişim sürecinde açık, güvenilir ve eşit biçimde işleyen bir sağlık sistemiyle karşılaşmadığını söyledi.
“Hangi doktora başvuracağım, sürecin nasıl ilerleyeceği, hangi kontrollerin yapılması gerektiği gibi birçok şeyi kendi araştırmamla ve başka transların deneyimlerinden öğrenerek ilerledim” diyen Deniz, bilgi ve deneyim paylaşımının kendi bedeniyle ilgili kararları bilinçli biçimde verebilmesi açısından güçlendirici olduğunu vurguladı. Transların birbirinden öğrendiği, birbirine yol gösterdiği ve deneyim aktardığı dayanışma ağlarının çok kıymetli olduğunu söyleyen Deniz, ancak herkesin bu bilgiye, desteğe ve dayanışmaya aynı ölçüde erişemediğine dikkat çekti.
SÜRECİ ZORLAŞTIRAN ETMENLER…
Hormonların ve gerekli tahlillerin maliyetinin, düzenli gelir sahibi olmamanın, başka bir şehirdeki hastaneye gitmek zorunda kalmanın ya da translarla çalışmayı bilen bir hekime ulaşamamanın süreci zorlaştırabildiğini belirten Deniz, büyük şehirlerde bile doğru sağlık hizmetine ulaşmanın her zaman kolay olmadığını, daha küçük şehirlerde yaşayanlar açısından ise coğrafi eşitsizliğin çok daha belirgin hâle geldiğini ifade etti. Sağlık sisteminin kişinin yerine karar veren, kimliğini sorgulayan veya süreci kontrol altında tutmaya çalışan bir yapı olmaması gerektiğini belirterek, kişinin kendi bedeni ve yaşamı hakkında verdiği kararların güvenli, bilimsel ve eşit bir zeminde desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Deniz, sağlık süreçlerinin çoğunu kendi araştırmak zorunda kaldığını söyledi. Kendi sorularına yanıt ararken başka translarla bilgi paylaşmaya, insanları yönlendirmeye ve birlikte çözüm üretmeye başladığını, zamanla bunun kendisini topluluk kurmaya ve örgütlenmeye götürdüğünü söyledi. Ancak dayanışmanın varlığının sağlık sisteminin sorumluluğunu ortadan kaldırmaması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Translar birbirini destekleyebilir ama güvenli ve bilimsel sağlık hizmetini kendi imkânlarıyla kurmak zorunda bırakılmamalıdır” dedi.
‘BİRÇOK KÖTÜ MUAMELE GÖRÜNMEZ KALIYOR’
Deniz, transların ayrımcılığa maruz kaldığındaysa şikâyet mekanizmalarına erişemediğini belirtti. Sağlık kuruluşlarında farklı biçimlerde olumsuz deneyimler yaşadığını anlatan Deniz, bazı sağlık çalışanlarının trans sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını, bazılarının ise bilgileri olmadığı hâlde kesin ve yargılayıcı tutumlar sergilediğini söyledi.
İhtiyacı olan ilaçlara erişemediği veya sürecin nasıl ilerleyeceğine dair açık yanıt alamadığı durumlar olduğunu belirten Deniz, kimlik bilgileri ile görünüşü arasındaki farklılık nedeniyle gereksiz açıklamalar yapmak zorunda kaldığını, isminin yüksek sesle söylenmesi veya kendisine nasıl hitap edileceğinin sorun hâline geldiği deneyimler yaşadığını anlattı. Özellikle psikiyatri ve diş sağlığı hizmetlerinde olumsuz tutumlarla karşılaştığını belirten Deniz, başvurduğu sağlık sorunuyla ilgisi olmadığı hâlde translığının konuşmanın merkezine yerleştirildiği, gereksiz ve mahrem soruların sorulduğu veya ihtiyacı olan hizmet yerine kimliğinin sorgulandığı durumlar yaşadığını ifade etti.
İnsanların kimliklerinin daha fazla açığa çıkmasından, yeniden ayrımcılığa uğramaktan veya sonraki sağlık hizmetlerinin etkilenmesinden kaygı duyabildiğini vurgulayan Deniz “Bu nedenle birçok kötü muamele görünmez kalıyor ve aynı sağlık çalışanları benzer tutumları sürdürmeye devam edebiliyor” dedi.
Ayrıca hormona erişimde hem bürokratik hem de fiilî engellerle karşılaştığını vurguladı. Engellerin her zaman açıkça ‘hormon kullanamazsınız’ denilerek ortaya çıkmadığını aktaran Deniz, bazen doktorun reçete yazmaması, sistemin reçeteyi kabul etmemesi, ilacın eczanede bulunmaması, farklı sağlık çalışanlarının birbirine yönlendirmesi veya kararın dayanağının açıklanmaması şeklinde sorunlar yaşandığını söyledi.
‘HEKİMLER DE CEZA KORKUSU İÇİNDE BIRAKILIYOR’
F64 koduyla reçete düzenlenememesinin yalnızca ilaca ulaşamama anlamına gelmediğini belirten Deniz, bunun psikiyatri, endokrinoloji, tahlil ve düzenli takipten oluşan sağlık sürecinin tamamını etkilediğini söyledi. “Sistem, hekimleri de belirsizlik ve ceza korkusu içinde bırakıyor” diyen Deniz, sağlık çalışanlarının translarla çalışmaktan çekinmesinin, reçete yazmamasının veya sorumluluk almak istememesinin doğrudan bir yasak olmasa bile aynı sonucu yaratabildiğini söyledi. Hormona erişememe ihtimalinin yalnızca ilacın yokluğu üzerinden değil, kişinin geleceğini ve yaşamını planlayamaması üzerinden de sürekli bir kaygı yarattığını anlatarak, Hormon Hakkım Kolektifi’nde bir araya gelmenin, farklı deneyimleri ortaklaştırmanın ve ortak bir söz üretmenin kendisi için güçlendirici olduğunu ifade etti.
‘REÇETE ENGELİ KALDIRILMALI’
Hizmetlerin yalnızca birkaç büyük şehirde ve sınırlı sayıdaki hastanede toplanmasına son verilmesini isteyen Deniz, hormonların, gerekli muayenelerin ve düzenli tahlillerin sosyal güvence kapsamında ücretsiz veya herkes için karşılanabilir biçimde sunulması gerektiğini ifade etti. Kişinin ekonomik durumunun, yaşadığı şehrin veya çevresindeki bağlantıların sağlık hizmetine erişip erişemeyeceğini belirlememesi gerektiğini söyledi. Hukuki cinsiyet tanınması ile sağlık hizmetinin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Bir insanın hormona erişebilmesi için ameliyat olması, mahkeme kararı alması veya kimliğini değiştirmesi beklenmemelidir” dedi.
Sağlık kurumlarının görevinin transları olağan dışı, şüpheli veya yönetilmesi gereken kişiler gibi görmek değil, ihtiyaçlarına uygun sağlık hizmeti sunmak olduğunu belirten Deniz, hormon kullanımının kişinin genel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi, olası etkilerin ve seçeneklerin açıkça anlatılması ve karar sürecinin bilgilendirilmiş onama dayanması gerektiğini söyledi. Sağlık çalışanlarının trans sağlığı konusunda düzenli ve güncel eğitim alması gerektiğini vurgulayarak, bu eğitimlerin yalnızca hangi hormonun hangi dozda kullanılacağıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirtti. Hormon Hakkım Kolektifi gibi oluşumların ortaya koyduğu deneyimlerin ve taleplerin, sağlık sisteminin nerede işlemediğini gösteren önemli bir bilgi kaynağı olduğunu anlattı.
Toplumun da transların bedenlerini merak, tartışma veya denetim konusu olmaktan çıkarması gerektiğini vurgulayan Deniz, hormon kullanıp kullanılmadığının, hangi tıbbi işlemlerin geçirildiğinin veya bedenin nasıl değiştiğinin başkalarının sorgulayabileceği kamusal bilgiler olmadığını ifade etti.
Ailelerin ve yakın çevrenin yapabileceği en önemli şeyin kişiyi değiştirmeye veya ikna etmeye çalışmak yerine onu dinlemek ve ihtiyaç duyduğu desteği sormak olduğunu belirten Deniz, “Hormona erişim bir ayrıcalık, ödül veya devletin uygun gördüğü kişilere vereceği bir izin değildir. Sağlık hakkının, bedensel özerkliğin ve eşit yurttaşlığın bir parçasıdır. Talebimiz ihtiyaçlarımızın yargılanmadan, geciktirilmeden ve güvenli biçimde desteklendiği eşit bir sağlık sistemidir” dedi.

