“Türkiye’de bağımsız yayıncılık mümkün mü?”

“Türkiye’de bağımsız yayıncılık mümkün mü?” Bu soruyu muhattaplarına, Türkiye’de hâlen bağımsız yayıncılık yapmaya devam eden yayınevlerine yönelttik. Bu şartlarda nasıl ayakta kaldıklarını, değişen okur profillerini, ürettikleri alternatif yöntemleri ve en önemlisi, yayıncılık motivasyonunu nereden aldıklarını konuştuk.

Ekrem Buğra Büte
1988'de İstanbul'da doğdu. İstanbul ve Mimar Sinan üniversitelerinde sosyoloji eğitimi aldı. Çeşitli yayınevlerinde editörlük yaptı, sinema ve edebiyat üzerine yazılar yazdı. 2017-2024 arasında Altyazı Sinema Dergisi'nde...

Türkiye’de kültür-sanat hayatı derin bir yapısal dönüşümden geçiyor. Sinemadan tiyatroya, müzikten plastik sanatlara hemen her alan benzer sosyopolitik ve ekonomik dönüşümlerle bir mücadele içerisinde. Türkiye’nin son yıllarda giderek hızlanan biçimde yaşadığı siyaset eliyle keskinleştirilen sosyolojik çatışma ortamının pandemi şartları ve ekonomik krizle birleşmesiyle kültür-sanat hayatının son derece temel bir varoluş mücadelesi içerisinde olduğunu söylemek mümkün.

Kitap yayıncılığı da bu dönüşümü en doğrudan yaşayan alanlardan birisi. Yayıncılığın aynı zamanda ticari bir faaliyet olması sebebiyle bu dönüşümün ekonomik yüzüyle en doğrudan karşılaşan alanların başında geliyor. Uzun yıllara dayanan kâğıt sorunu, kapanan kitabevleri ve adaletsiz dağıtım mekanizmaları eklenen yeni sorunlarla sektörün hacmini iyice daraltmış durumda.

Öte yandan bilhassa 2010’lardan itibaren sayıları artan, büyük yayınevlerine alternatif, bağımsız, uzmanlık alanlarına odaklı, daha çok tercih edilen tabirle “butik” yayınevleri bir akım olarak güçlenmiş ve okurla kurdukları doğrudan bağlarla Türkiye’deki okur alışkanlıklarına önemli bir katkı yapmıştı. Pandemi sonrası keskinleşen ekonomik şartlar bu butik yayınevlerinin hayatta kalma olanaklarını oldukça kısıtladı hatta neredeyse imkânsızlaştırdı. Birçok küçük yayınevinin hızlı biçimde kapanmasına tanık olduk.

Gelinen bu noktada şu soruyu sormamız gereken şartlar içerisindeyiz: “Türkiye’de bağımsız yayıncılık mümkün mü?” Bu soruyu muhattaplarına, Türkiye’de hâlen bağımsız yayıncılık yapmaya devam eden yayınevlerine yönelttik. Bu şartlarda nasıl ayakta kaldıklarını, değişen okur profillerini, ürettikleri alternatif yöntemleri ve en önemlisi, yayıncılık motivasyonunu nereden aldıklarını konuştuk.

Selim Karlıtekin: “Patlamayı göremeyenler sesini de duyamaz”

Telemak Yayınevi 2020 yılında Selim Karlıtekin’in girişimiyle ortaya çıkmış bir yayınevi. Bu tarihten itibaren farklı alanlarda yayınlar yapıyorlar. Bağımsızlığı ekonomik şartlardan önce ana akımın ticari ve operasyonel yaklaşımına karşıt bir yerden konumlamakla tanımlayan Karlıtekin, “Sermayenin süflörlüğünü yaptığı (çeviri) kitap tellallarının ve zincir mağazaların koordinasyonuna girmeyi reddediyoruz. Bağımsız bir yayınevi ‘o an’ın dalgalarından, beklentilerinden kendini ayıklayan, editöryel jestini güncelin doğallığını imha için kullanandır” ifadelerini kullanıyor. Karlıtekin, son yıllarda yaşanan genel dönüşümün ve içine girilen yeni çağın kitabın okurla ilişkisinde de temel farklara işaret ettiğinden söz ediyor: “İnsanın kendi aklını kılavuz aldığı bir devirden, kitle tesirli sosyal medya çağına ve yetişkinlik krizine girdik.”

Karlıtekin sözlerine şöyle devam ediyor: “Yayın hayatına adım attığımız altı sene öncesine göre çok daha az noktaya kitap gidiyor, perakende yok mesabesinde, hal böyleyken dağıtımcı da ekseri ürünü web sitelerine veriyor. Elimizden geldiği kadarıyla pazar yerlerinde doğrudan kendimiz satıcı olmaya çalışıyoruz. Ulusal basının iğdiş edilmesiyle ‘hayalî cemaat’ olma vasfını yitirip polis bülteni tüketicisi olmuş vatandaşların kitaplarımızdan nasıl haberdar kılınacağı muammasının cevabının sosyal medyaya indirgenmiş olması tadımızı kaçırıyor.”

Sayıları giderek azalan kitabevleri ve mevcut zincir kitabevlerinin kitaplara ayırdığı raf sayılarının dramatik biçimde düşmesi de ilk etapta bağımsız yayınevlerini zora sokuyor. Azalan raf sayısı içerisinde satış garantili bestseller’ların ya da sektörde başlı başına bir pazarlama ekonomisi doğurmuş vitrin anlaşmalarının ortasında bağımsız yayınevlerinin kitabevlerindeki varoluşu neredeyse yok hükmünde. Karlıtekin bu durumu şöyle özetliyor: “Bu işte ilk ortağımız kürasyonun icracısı konumundaki kitapçıdır, fakat sabit fiyat yasasının kasıtlı yokluğunda okurla aramıza uçurum giriyor. Karşımızda devlete ve bankacılığa eklemli bir sermaye örüntüsü var. Şehir meydanlarından AVM’lere vitrin değişmiyor. Bu şantaja itirazla yayın hayatına başladı Telemak.”

Karlıtekin, son on yıldır ciddi bir fenomen hâline gelen yurtdışına göçlerin de yayınevlerinin okurlarıyla kısıtlı ilişkisine zarar verdiği görüşünde. “Kitaplarımızın muhataplarının hususen son on yıldır yüzbinlerle yurtdışına göç ediyor olması”na dikkat çeken Karlıtekin bu durumu, “Bağımsızlığın en önemli ayağı zaten okura dair projeksiyonlardır. Neşriyat en kıymetli okurlarından hatırı sayılır bir kısmını gurbete kaybetmiştir. Bu, yapısal düzenlemelerin tadil edemeyeceği, muazzam bir hasar” şeklinde vurguluyor.

Yayın hayatına devam etme yönündeki motivasyonlarına dair sorumuza ise Karlıtekin şöyle yanıt veriyor: “Patlamayı göremeyenler sesini de duyamaz, hazindir kitapların atomuna ayırdıkları şimdilerinden doğan geleceği yazanlar/basanlar göremez, ama tevarüs ettiklerimize şükran ve bunlardan ilhamla meslekte devam ediyoruz.”

Erol Aydın: “Okurla bağımızı sağlam tutmaya çalışıyoruz.”

Siren Yayınları, faaliyetine uzun yıllardır devam eden, ismini markalaştırmış yayınevlerinden birisi. Bilassa çağdaş çeviri edebiyat konusunda okurda güven yaratmış, sadık bir okur kitlesi oluşturabilmiş bir yayınevi. Siren Yayınları’nın yayın koordinatörü Erol Aydın, butik yayınevi olmanın kendi avantajları olduğuna dikkat çekerek başlıyor sözlerine: “Yayıncılık sektörü ‘büyüklerin’ yönettiği bir sektör. Büyük olmak her zaman avantajlı bir durum değil öte yandan, günümüz şartlarında uyum ve hareket kabiliyeti, ‘ebattan’ çok daha önemli ve belirleyici olabiliyor. Biz yayımladığımız kitapları önemsiyoruz ve onları önemseyecek okurlarla buluşmaları için çalışıyoruz. Bağımsız yayıncılık faaliyetimizi sürdürmemizin temel motivasyonu buradan kaynaklanıyor, gerisi şartlara direnç.”

Elbette “şartlar” sektörün parçası olan hemen herkesin zorluğunda ortaklaştığı bir konu. Öte yandan Aydın’a göre yine butik yayınevlerinin kendi becerileri burada kritik önem taşıyor: “Yayıncılık sektörü, bağımsız ya da büyük bir yapının parçası olan yayıncılar kriz ortamında hayatta kalma konusunda son yıllarda büyük beceriler geliştirdi.” Diğer yandan uzun bir süredir sektör için geçerli olan sorunlar katlanarak artıyor: “Üretim maliyetlerinin artışı, dövizdeki dalgalanma, kâğıt sıkıntısı… Bunlar her zaman konuştuğumuz, tartıştığımız unsurlar. Bugünlerde gündemimiz bağımsız kitabevlerinin ve zincir mağazaların küçülmeye giderek şube kapatmaları veya seçkilerini küçültüp kitap çeşit sayısını azaltmaları.”

Değişen şartlara uyum sağlamak elbette yayınevleri için hayatta kalmanın temel reçetelerinden biri konumunda. Aydın’a göre pandemi bunun önemli kırılma noktalarından birisini oluşturuyor: “Pandemi döneminde yaşadığımız deneyimler bugün alışkanlıklarımızı da belirledi, e-ticaret yükselişte. Raf sayısının azalması, kitabevlerinin küçülmesi kitapların kitapçıda görünürlüğünü ortadan kaldırıyor. E-ticaret platformları genişlerken kitapların gösterilebileceği, sergilenebileceği alanlar da değişiyor.”

Siren Yayınları’nın yayın politikasını ve programını belirlerken okurla kurulan doğrudan bağı geliştirmeyi ve farklı alanlardaki görünürlüğü önemsediğini ifade ediyor Erol Aydın. Sürdürülebilirlik açısından hayati bir soruya aranan cevaplar geleceğe dair projeksiyonun en önemli unsurlarından biri: “Biz okurla bağımızı sağlam tutmaya, doğrudan diyalog kurabileceğimiz alanları geliştirmeye çalışıyoruz; etkinlikler, sergiler, sosyal medya ile kitaplara dair alanlarımızı açık tutmaya çabalıyoruz.”