Akçansa’nın yeşil vitrini Ezine’de toza bulanıyor

Akçansa Çimento'nun 'sürdürülebilirlik' ve 'sorumlu kaynak kullanımı" söylemi; Ezine'de mahkeme dosyalarına giren toz emisyonu tespitleri, kapasite artışı tartışmaları ve köylülerin zeytinliklerden su kaynaklarına uzanan çevresel şikâyetleri üzerinden tartışma konusu. İki ocaktaki hammadde kapasitesinin 40 bin tondan 2 milyon tona çıkarılması hedefi ise çevre üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştıracak.

Merve Arısoy
10 yıldır sivil toplum ve iletişim alanında içerik üretimi ve araştırma temelli çalışmalar yürütüyor. Greenpeace Akdeniz ve farklı sivil toplum kuruluşlarında çevre, iklim ve sosyal konular...

Akçansa, kurumsal iletişiminde çevresel sorumluluk, kaynak verimliliği, düşük karbonlu gelecek ve ‘yeşil yıkama/aklama’ algısından kaçınma taahhüdünü öne çıkarıyor. Şirket, Çanakkale’nin Ezine ilçesindeki Çanakkale Çimento Fabrikası’nı da ‘Kaynakların Sorumlu Kullanımı Sertifikası’nı altın seviyede alan tesisleri arasında gösteriyor. Ancak fabrikanın çevresindeki köylerde toz, hammadde çıkarma, nakliye, su kullanımı ve zeytinliklere etkilerle ilgili şikâyetler sürüyor.

Ezine’deki tartışma iki hatta ilerliyor. İlki; Bozalan, Mahmudiye ve Kumburun çevresindeki mevcut fabrika ve ocak faaliyetlerine ilişkin toz şikâyetleri. İkincisi; Derbentbaşı ve Çamlıca köyleri yakınındaki S:73614 ve S:73606 numaralı şist ocaklarının kapasite artışı.

Şist, çimento üretiminde hammadde olarak kullanılan kil ve mineral içerikli kayaç türlerinden biri. Böylece Akçansa’nın sürdürülebilirlik söylemi, yalnızca fabrika sahasında değil, hammadde sağlayan ocaklar ve bu zincirin etkilediği köylerdeki koşullar üzerinden de tartışmaya açılıyor.

KUMBURUN’DA TOZ ÖLÇÜMÜ: STANDART AŞILDI, CEZA KESİLDİ

Şikayetlerin yoğunlaştığı yerlerin başında ise Kumburun geliyor. Bursa Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi’nin E.2025/227, K.2025/286 sayılı kararına yansıyan bilgilere göre, 2022’de Ezine ilçesine bağlı Kumburun Köyü’nde yaşayan Atılay Dumanoğlu’nun şikâyeti üzerine evinin bahçesine iki adet çöken toz kabı konuldu. Yapılan analizde, Akçansa’nın Ezine’deki tesisinin Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nde belirlenen standardın üzerinde toz emisyonu yaydığı tespit edildi.

Aynı kararda, bu tespit üzerine Akçansa Çimento San. Tic. A.Ş.’ye 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında 131 bin 516 TL idari para cezası uygulandığı bilgisi yer alıyor.

Kumburun’da yaşayan Dumanoğlu sorularımıza verdiği yanıtta, fabrika ve ocaklardan kaynaklı tozun gündelik yaşamı doğrudan etkilediğini söyledi. Yaşadığı yerdeki toz yoğunluğu nedeniyle çatısına güneş enerjisi sistemi kuramadığını anlatan Dumanoğlu’nun sözleri, şirketin ‘düşük karbonlu gelecek’ anlatısıyla köylerdeki gündelik deneyim arasındaki çelişkiyi görünür kılıyor.

KAPASİTE ARTIŞI HAMMADDE ZİNCİRİNİ BÜYÜTÜYOR

Ezine’de tartışılan bir diğer konu, Akçansa’nın hammadde ihtiyacıyla bağlantılı şist ocakları kapasite artışı. Çanakkale’nin Ezine ilçesi Çamlıca Köyü Yeltepe Mevkii sınırları içindeki S:73614 ve S:73606 numaralı şist ocakları kapasite artışı projesi için verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı, 20 Haziran 2025’te e-ÇED duyuru sisteminde duyuruldu. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin de aralarında olduğu davacılar, bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı. Dernek, daha önce yürütmenin durdurulması kararı aldıkları davayı kazandıklarını ve ‘ÇED Olumlu’ kararının iptal edildiğini duyurdu.

ÇED dosyasına göre proje, mevcut iki şist ocağında yıllık toplam üretim kapasitesinin 40 bin tondan 2 milyon tona çıkarılmasını öngörüyordu. Bu, üretim kapasitesinin yaklaşık 50 kat artırılması anlamına geliyor. Dosyada, kapasite artışının yalnızca üretim miktarında planlandığı, alan genişlemesi öngörülmediği belirtilse de çıkarılan hammaddenin tamamının Akçansa Çimento Fabrikası alanına nakledileceği ifade ediliyor.

Mahkeme sürecinde hazırlanan bilirkişi raporu, kapasite artışının çevresel etkilerini de değerlendirdi. Rapora göre proje alanı, Çanakkale il merkezine yaklaşık 28 kilometre, Ezine ilçe merkezine 12,2 kilometre, Çamlıca Köyü’ne 6,8 kilometre, Derbentbaşı Köyü’ne 2,07 kilometre ve Akçeşme Köyü’ne 2,83 kilometre mesafede. En yakın meskûn yapıların Derbentbaşı ve Akçeşme köylerinde yer aldığı belirtiliyor. Keşif sırasında davacılar da mahkeme heyeti ve bilirkişi heyetine zeytinliklere yakınlık, antik yerleşimler, Karamenderes-Araplar Boğazı 1. derece sit alanı ve Aeneas Rotası, yerleşimlere mesafe, kesilmesi öngörülen ağaçlar, kümülatif etki ve su varlığı üzerindeki olası baskı gibi unsurları anlattı.

Raporda; kapasite artışının toz emisyonlarını, kamyon trafiğini, gürültüyü, kazı miktarını, pasa oluşumunu, yüzey topografyasındaki değişimi, erozyon ve sediment taşınımını ve habitat kaybını doğrudan artıracağı belirtiliyor. Ayrıca proje alanının tamamının orman sayılan alanlarda kaldığı, mevcut izinlerin dışında kalan 31,7 hektarlık kısım için ayrıca orman izni gerektiği ifade ediliyor. Dava dilekçesinde ise ÇED raporuna göre proje kapsamında kesileceği belirtilen ağaç sayısının 23 bin 883 olduğu belirtiliyor. Bu bulgular, kaynak kullanımının ‘sorumlu’ olup olmadığı sorusunu üretim miktarının ötesine, orman, tarım, su ve yerleşim üzerindeki etkilere taşıyor.

Aynı raporda, ÇED dosyasındaki toz hesabı da eksik bulundu. Buna göre, ocak içi nakliyeden kaynaklanan toz emisyonu kontrollü koşullarda 11,2 kg/saat olması gerekirken, ÇED raporunda 4,48 kg/saat olarak modellemeye dahil edildi. Bu nedenle bilirkişiler, hava kalitesi modellemesinin gerçek durumu öngörmeye elverişli olmadığı ve Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği açısından uygunsuzluk bulunduğu kanaatine vardı. Raporda ayrıca bademlik, zeytinlik ve proje alanı çevresinde günlük PM10 değerlerinin 50 µg/m³ sınır değerini aştığı belirtiliyor.

ÇED raporunda 35. en yüksek değer hesabıyla (Bu hesap, bir yıl içindeki kirlilik verilerinin büyükten küçüğe sıralanıp sondan 35. değerin alınmasıyla bulunur. Amaç, yıl içindeki olağanüstü veya aşırı kirli -örneğin fırtına veya yangın gibi- günlerin genel ortalamayı bozmasını engellemek ve tesisin normal çalışmadaki çevresel etkisini görebilmektir) yönetmelik sınırının sağlanabileceği savunulsa da, bilirkişi raporu, nakliye kaynaklı toz hesabındaki eksiklik nedeniyle modellemenin güvenilirliğini tartışmalı buluyor. Çevresel etkiyi azaltma iddiası açısından bu tespit kritik; çünkü etkinin eksik hesaplandığı yerde, azaltımın nasıl sağlanacağı da belirsizleşiyor.

ZEYTİNLİKLER TOZA BULANIYOR

Bölge sakini, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve ekoloji aktivisti Süheyla Doğan’a göre Akçansa’nın etkisi yalnızca fabrika sahasıyla sınırlı değil. Dernek olarak şist ocakları kapasite artışı duyurusunun ardından bölgede ön inceleme yaptıklarını söyleyen Doğan, mevcut ocağın köylerin ve zeytinliklerin hemen yakınında büyüdüğünü anlattı: “Mevcut olan ocağın ne kadar devasa bir ocak haline gelmiş olduğunu gördük. Köylerin hemen bitişiğinde, yamacında, o bölgedeki bütün zeytinliklerin üstündeki tozları birebir gördük.”

Doğan, şirketin deniz kenarındaki liman, paketleme ve dolum tesisi çevresinde de yoğun toz gördüklerini belirterek, “Oradaki vehameti de gördük. Ağaçlardaki, çamlardaki kurumaya tanık olduk. O bölgedeki çatılardaki tozları gördük” dedi.

ÇED davası dilekçesinde de, Bozalan ocağındaki nakliye ve fabrikaya döküm sırasında yoğun toz oluşumu gözlendiği, çevredeki ağaçların dal ve yapraklarında toz bulunduğu ve fabrika çevresindeki ağaçlarda kurumalar olduğu ifade ediliyor.

YÖREDE SU KITLIĞI BAŞLADI

Doğan’a göre yörede yalnızca toz değil, su kullanımı da önemli bir sorun başlığı: “Bölgede çok ciddi bir su kıtlığı başladı, Ezine Ovası ve Batak Ovası’nda. Akçansa da ciddi anlamda yeraltı kuyularından su çekiyor. Yeraltı kuyularından sağlıyor ihtiyacını.”

Fotoğraf: Kazdağı Doğal ve Külltürel Varlıkları Koruma Derneği

İŞ İÇİN SUSKUN KALINIYOR

Tesislere yaklaşık 10 kilometre mesafedeki Geyikli Dalyan köyünde yaşayan davacılardan Abdullah Şahin, Akçansa’ya daha yakın köylerden davacı bulunamadığı için kendisi davaya müdahil olmuş. Mahmudiye ve Derbentbaşı muhtarlarıyla görüştüklerini, ancak iki muhtarın da davaya katılmaya yanaşmadığını aktarıyor. Doğan’a göre bu durum, köylülerin kirliliği görmemesinden değil, şirketle kurulan ekonomik ilişkilerden kaynaklanıyor: “Çalıştıkları için ya da yakınları çalıştığı için kimse sesini çıkaramıyor, tepki veremiyor.”

Doğan, köylerde kendilerine aktarılan şikâyetleri ise şöyle özetledi: “’Balkonumuza çamaşır asamıyoruz, geceleri gazlar salınıyor, bacalar açılıyor’ diyorlar. Farkındalar yani ama yapacak bir şey yok işte; ‘kardeşim çalışıyor, amcam çalışıyor, babam çalışıyor’ diyorlar.”

AKÇANSA’DAN SES YOK

Akçansa yönetimine; Bozalan, Mahmudiye ve Kumburun hattındaki toz, duman, su kullanımı, zeytinlikler, tarım alanları ve ocaklardaki patlatma şikayetlerini sorduk. Şirkete ayrıca Derbentbaşı Şist Ocakları Kapasite Artışı Projesi için verilen yürütmeyi durdurma kararı, Kumburun’daki toz ölçümü ve sürdürülebilirlik politikalarının hammadde çıkarma süreçlerini nasıl kapsadığını yöneltildik. Ancak Akçansa bu sorulara yanıt vermemeyi tercih etti.

Öte yandan Sabancı Holding’in şirketteki paylarını Haziran 2026’da Heidelberg Materials AG’ye devretmesinin ardından, Heidelberg Materials Akçansa’nın çoğunluk hissedarı oldu.