Bir köy haritadan nasıl silinir?

Türkiye'de köyler yalnızca göç nedeniyle değil; barajlar, maden projeleri, deprem sonrası kamulaştırmalar, kuraklık ve geçim krizinin etkisiyle sessizce haritadan siliniyor. Resmî verilere göre bugün 66 köyde tek bir kayıtlı kişi yaşamıyor, onlarcası ise yok olmanın eşiğinde.

Volkan Kahyalar
Volkan Kahyalar, 2013’ten bu yana kültür, toplum ve medya kesişiminde habercilik yapan bağımsız bir gazetecidir. Gazeteciliğe kültürel içerik küratörlüğüyle başlayan Kahyalar, zamanla çocuk hakları, engellilik, mültecilik,...

Bir köy nasıl yok olur? Bazen bir barajın yükselen sularıyla, bazen bir maden ruhsatıyla, bazen deprem sonrası alınan kamulaştırma kararlarıyla. Bazen de yıllar süren kuraklık, geçim sıkıntısı ve göçle… Türkiye’nin farklı bölgelerinde nedenler değişiyor, sonuç değişmiyor: Köyler boşalıyor. Resmi verilere göre bugün 66 köyde tek bir kayıtlı kişi bile yaşamıyor. Onlarcası ise yok olmanın eşiğinde. Bu araştırma, belgeler, resmi veriler ve tanıklıklar üzerinden Türkiye’de köylerin sessizce haritadan nasıl silindiğini ortaya koyuyor.

BOŞALAN KÖYLERİ SAYAN KURUM YOK

Bir köyün boşaldığını hangi kurum, hangi ölçüyle saptıyor? Yanıtı bulmak için önce İçişleri Bakanlığı’na bilgi başvurusu yapıldı. Bakanlık, konunun Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yürütüldüğünü belirterek başvuruyu TÜİK’e yönlendirdi. Bunun üzerine TÜİK’e başvuruldu. Kurum bu kez yanıt vererek verileri paylaştı. Ne var ki bu veriler bir köyün “fiilen boşaldığını” değil, “kayıtlı nüfusunun kalmadığını” gösteriyor; çünkü TÜİK nüfusu ikamet adresine göre sayıyor. Yani bir köyü boşaltan kurum ile o köyün boşaldığını kayda geçiren kurum farklı; gerçekte ne zaman terk edildiğini izleyen tek bir resmî kayıt yok; top kurumdan kuruma atılıyor.

Buna rağmen TÜİK’in paylaştığı 2025 sonu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri tek başına çarpıcı. Tüzel kişiliği devam ettiği halde tek bir kayıtlı sakini kalmayan köy sayısı 66. Bu köyler haritada var, kütükte var, ama içinde yaşayan yok.

66 boş köyün 53’ü yalnızca iki ilde toplanıyor: Şırnak’ta 39, Hakkari’de 14. Geri kalanı Kars, Bingöl, Siirt, Erzincan, Bitlis ve Muş’a dağılmış. Bu coğrafya tanıdık: Şırnak ve Hakkari, 1990’larda güvenlik gerekçesiyle zorla boşaltılan köylerin en yoğun yaşandığı iki il. Otuz yıl önce silah zoruyla terk ettirilen köyler, bugün resmî kayıtta “ikamet adresi bulunmayan” köyler olarak görünüyor. Yöntem değişti; harita aynı yerden siliniyor: Bingöl Kiği’ye bağlı bir köyün adı “Ölmez” ve bugün içinde kimse kalmamış. Elazığ’da bir köy ise kayıtlarda artık bir organize sanayi bölgesine dönüşmüş durumda.

GÖRÜNMEYEN NÜFUS

Boş köyler tablonun yalnızca bir ucu. TÜİK’in ayrı bir listesi, nüfusu 10 ve altına düşmüş 70 köyü daha sıralıyor. Bu köylerin tamamında yaşayan insan sayısı 555; üç köyde ise yalnızca bir kişi kalmış. Bu köyler de aynı kuşakta yoğunlaşıyor: En çok Erzincan, Sivas ve Tunceli.

Resmî rakamların asıl anlattığı şey ise neyi saymadıklarında gizli. 2012’de 6360 sayılı yasayla 30 il büyükşehir oldu; bu illerdeki köyler tüzel kişiliklerini kaybedip mahalleye dönüştü. Bugün 30 ilde; Hatay, Malatya, Mardin, Diyarbakır ve Van dahil, hukuken “köy” diye bir birim yok. Hepsi mahalle.

Bunun istatistiğe etkisini bizzat TÜİK kuruyor: Türkiye’nin kır nüfusu oranı 2012’de yüzde 27,7 iken 2013’te yüzde 13,3’e düştü. Bu düşüş bir göç dalgasıyla değil, tek bir yasayla gerçekleşti. TÜİK kendi açıklamasında eski kent-kır tanımının “gerçekliğini yitirdiğini” ve yasanın “kır nüfusu bulunmayan iller ortaya çıkardığını” kabul ediyor. Nitekim TÜİK’in 2025 sonu verilerine göre nüfusun yüzde 93,6’sı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Bir yer mahalleye çevrildiğinde, içinde kim yaşarsa yaşasın istatistik onu “kent” sayar; o yer boşalsa bile bu artık köy boşalması olarak kayda geçmez. Bugün büyükşehir mahallesi sayılan ama TÜİK’in kendi sınıflamasında hâlâ “kır” olarak işaretlenen yerleşim sayısı 18 bin 720. Kâğıtta kent, sahada köy.

20 YILDA ONLARCA KÖY BARAJ NEDENİYLE YOK OLDU

Köylerin haritadan silinmesinin en görünür nedenlerinden biri baraj projeleri. Enerji üretimi ve su yönetimi amacıyla inşa edilen barajlar, bazı yerlerde yalnızca yerleşimleri değil, tarım arazilerini, geçim kaynaklarını ve kuşaklar boyunca kurulan yaşam biçimlerini de ortadan kaldırıyor.

Türkiye’de son 20 yılda hizmete giren büyük baraj projeleri nedeniyle onlarca köy sular altında kaldı ya da taşınmak zorunda bırakıldı. Konuya ilişkin toplu bir resmi istatistik bulunmasa da, baraj projeleri bazında yapılan derlemeler Ilısu, Yusufeli, Reyhanlı, Deriner, Borçka ve Muratlı gibi projeler nedeniyle 2006–2026 döneminde en az 70 köyün tamamen sular altında kaldığını, kısmen etkilenen yerleşimlerle birlikte bu sayının 100’ü aştığını gösteriyor. Devlet Su İşleri (DSİ), barajların sayısı, depolama kapasitesi ve enerji üretimine ilişkin verileri düzenli olarak yayımlarken, barajlar nedeniyle ortadan kalkan veya taşınan köylere ilişkin toplu bir envanter paylaşmıyor. Bu nedenle barajların yerleşimler üzerindeki toplam etkisi ancak proje bazında yapılan incelemelerle ortaya konulabiliyor.

Artvin’in Yusufeli ilçesindeki Çeltikdüzü, bunun canlı örneği. 22 Kasım 2022’de Yusufeli Barajı’nın kapakları kapandı, Çoruh Nehri yükseldi; köy yerleşiminin yarısı ve bahçelerin yaklaşık yüzde 90’ı baraj rezerv alanında kalarak kamulaştırıldı.

Ulaştığımız Çeltikdüzü Muhtarı Davut Polat, köyün aslında iki kez boşaldığını anlatıyor: Baraj öncesinde köy yaklaşık 300 haneydi; iş imkânlarının azlığı yüzünden nüfusun büyük bölümü çoktan şehirlere göç etmişti. Barajla birlikte ikinci dalga geldi. Yeniden yerleşim için hak sahibi olan 164 haneden yalnızca 46’sı köyde kalmayı seçti, geri kalanı ilçe merkezine taşındı. Bugün köyde kamulaştırılmayan yaklaşık 50 hane ile yeni yerleşimdeki 46 hane, toplam 100 hane dolayında bir nüfus yaşıyor; sayı 200-250 arasında.

Polat’a göre baraj yalnızca evleri değil, köyün geçimini de aldı: “Tarım alanlarının baraj alanında kalması ve genç nüfusun olmayışı, tarım ve hayvancılığı bitme noktasına getirdi. Bu işlerle uğraşanlar artık 50-60 yaş üstü emekliler; onların da sayısı iki elin parmağını geçmiyor.”

Devlet ilk planda tüm köyü ilçeye taşımak istedi; evi su kotunun üstünde kalan bir kısım köylünün kamulaştırmaya direnmesi ve muhtarlığın girişimiyle, köyde kalmak isteyen 46 hane için gölün kenarında yeni bir yerleşim kuruldu. TOKİ konutları üç yıl önce teslim edildi; tünel ve yollarla ilçeye beş dakika mesafede, evlerin önünde bahçeleriyle konforlu bir köy oldu. Ama Polat için eksilen şey ev değil, aidiyet: “Bir yerde misafir olarak kalıyoruz gibi bir ruh hâli içindeyiz; eski yaşam alanlarımızı arıyoruz. Evlerimiz eskisine göre çok çok konforlu ama bütün bu artılara rağmen yeni hayata alışmak zaman alacak gibi görünüyor.”

Ama köyleri silen tek şey baraj değil.

MADENLER

İkinciyolmaden. Madencilik faaliyetleri de son yıllarda kırsal yerleşimlerin ortadan kalkmasında önemli etkenlerden biri oldu. Türkiye’de maden projeleri nedeniyle boşaltılan köylere ilişkin resmi ve toplu bir istatistik bulunmasa da, özellikle 2002 yılından sonra hız kazanan linyit, altın ve metal madenciliği projeleri kapsamında çok sayıda köy kamulaştırıldı, taşındı ya da nüfusunu büyük ölçüde kaybetti.

Burada da şöyle bir yöntem izlenildi. Devlet bir araziye “acele” ihtiyaç duyduğunu açıkladığı hallerde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi devreye soktu. Olağan kamulaştırmada sıra şöyle işliyor: Önce uzlaşma, sonra dava, en sonunda el koyma. Acele kamulaştırmada sıra tersine dönüyor, önce el koyuluyor, itiraz sonra dinleniyor. Karar yayımlandığı gün, tapulu toprak fiilen elden çıkıyor.

En güncel örnek Muğla Milas’taki İkizköy/Akbelen. Kömür madeni için 679 parsel acele kamulaştırıldı; köylüler dava açtı, Danıştay yürütmeyi durdurdu ama dava sürerken ağaçların kesimi ilerledi. Köyün geçim alanı daraldıkça insan da çekildi.

İkinci kapı çevre raporunda. Çevresel Etki Değerlendirmesi kuralına göre belirli bir eşiğin üzerindeki maden sahaları tam denetime giriyor; altındakiler için kısa yoldan muafiyet alınabiliyor. Şirketler büyük ruhsat alanında başvuruyu eşik altında gösterip sonradan kapasiteyi artırarak sahayı genişletiyor; Kaz Dağları bunun en bilinen örneği oldu, Danıştay bu yöntemi bozan kararlar verdi. Tartışmayı kökten değiştiren adım 2025’te atıldı: Zeytinlik, orman ve meraları madenciliğe açan 7554 sayılı yasa yürürlüğe girdi; 260 milletvekili Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, dosya görülüyor. Ardından 5 Mart 2026 tarihli ve 33187 sayılı Resmî Gazete’de ÇED Yönetmeliği değişti; “ÇED Gerekli Değildir” kararı kaldırıldı ve karar türleri yeniden düzenlendi. Bu değişikliğin çevresel denetimi güçlendiren mi yoksa zayıflatan mı bir adım olduğu, bu haber için görüşüne başvurulan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’na yöneltilen sorular arasındaydı; ancak yayın tarihine kadar Oda’dan yanıt alınamadı.

DEPREM

Üçüncü yol afetten geçiyor. 6 Şubat 2023 depreminden sonra Hatay ve Malatya’da tarım arazileri, rezerv yapı alanı ve acele kamulaştırma kararlarıyla el değiştirdi. Bu zincirin sahadaki işleyişini, Hatay’da zeytinliğine el konulan Çiğdem Mutlu Arslan’ın anlattıkları adım adım gösteriyor.

Arslan’a göre ne kendisine ne de arazilerine el konulan diğer yurttaşlara önceden tebligat yapıldı; el koymayı, ağaçlar kesilmeye başladığında fark ettiler. Arazide valiliğin geçici barınma amaçlı bir el koyma kararı olduğunu öğrendi, ancak sahadaki taşeron firma karayolları adına yol yaptığını söylüyordu. Arslan’a göre çelişki buradaydı: afet barınması gerekçesiyle alınan geçici bir kararla yol yapılamazdı, bunun için kamulaştırma kararı gerekirdi.

İtirazı sonuç vermeyince kalan ağaçlarını korumak için arazisine bir direniş çadırı kurdu ve 48 gün orada kaldı. Bu süreçte görevlilerce tehdit edildiğini ve kimliğine yönelik aşağılayıcı sözlere maruz kaldığını öne sürüyor. Tapuları hâlâ kendi üzerindeyken, çadırının çok sayıda kolluk görevlisi eşliğinde söküldüğünü ve kalan ağaçlarının gözleri önünde kesildiğini söylüyor. Arslan için bu ağaçlar bir gelir kaynağından fazlası: “Bizim ağaçlarımız sadece gelir kaynağımız değil, evlatlarımız gibidir.” Sökülen zeytinlerin asırlık olduğunu, yerine yenisinin yetişmesinin onlarca yıl alacağını ekliyor. Hukuki süreç bugün iki koldan sürüyor: Valiliğe açtığı dava reddedildi, itiraz Adana’da devam ediyor; valiliğin “araziyi AFAD’a tahsis ettim” savunması üzerine ayrıca Ankara’da idari yargıda AFAD’a dava açtı.

Afet sonrası yeniden yerleşimin başka bir yüzü de konutların köy hayatına uymaması. Malatya Doğanşehir’de tarım ve mera alanlarına yakın planlanan 705 köy tipi konutun bir bölümü teslim edildi; Doğanşehir Kaymakamı Ahmet Fatih Sungur konutların ihtiyaç doğrultusunda planlandığını belirtti. Köylülerin kaygısı ise hayvancılığı sürdürecek ağıl ve mera alanının kalmaması üzerine yoğunlaşıyor.

KURAKLIK

İklim krizinin etkisiyle son 20 yılda Türkiye’nin birçok bölgesinde kuraklık derinleşirken, su kaynaklarının azalması ve tarımsal üretimin zorlaşması nedeniyle çok sayıda kırsal yerleşim göç verdi. Özellikle Konya Kapalı Havzası, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı köylerde nüfus birkaç haneye kadar geriledi, kimi yerleşimlerde ise yaşam büyük ölçüde durma noktasına geldi.

Buna karşın, kuraklık nedeniyle tamamen boşalan ya da yok olan köy ve beldelerin sayısını ortaya koyan resmi bir istatistik bulunmuyor.

Kraklığın temel nedeni olarak iklim değişikliğine bağlı yetersiz yağış/yüksek buharlaşma, bölgenin iklimsel özellikleri, yanlış ürün deseni seçimi ve suyun israf edildiği vahşi sulama yöntemleri olarak ele alınıyor.

Ancak kraklığın en dikkat çekici souçlarından birini Konya Kapalı Havzası yaşıyor. Zira burada  kuraklığın derin sonucu obruklar yaşanıyor. Bölge Türkiye’nin obruk coğrafyası olarak da nitelendiriliyor. Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Fetullah Arık’ın anlattıklarına göre çöküşün kökeninde bölgenin kaya yapısı yatıyor: Havzadaki kireçtaşı, dolomit gibi karbonatlı kayalarla halit, jips gibi evaporitik kayalar suyla temas ettiğinde çözünüyor. Arık, yeraltı suyunun aşırı çekilmesinin tek başına temel neden olmadığını, ancak su seviyesindeki dalgalanmaların çözünmeyi artıran bir etken olduğunu belirtiyor. Yani asıl tetikleyici, iklim değişikliği ve kuraklıkla birleşen kontrolsüz su kullanımı. Arık’ın verdiği güncel rakama göre AFAD’ın kayıt altına aldığı, belirgin çap ve derinlikteki obruk sayısı yaklaşık 700; bunun 550’ye yakını Karapınar bölgesinde.

“Obruklar her şeyden önce doğrudan yaşam alanlarını ve insanları tehdit eden yapılardır” diyor Arık. Geçmişte insanların yaşamadığı dağlık alanlarda oluşan obruklar, su seviyesi düştükçe artık daha alçak kotlara, tarım arazilerine, yerleşimlere, karayollarına, demiryollarına ve boru hatlarına iniyor. Karapınar’da insanların yaşadığı bazı yerleşimlerde evleri de etkileyen obruklar oluştu; tarlada açılan obruk ise hem ciddi arazi kaybı hem de o arazinin işlenmesi, devri ve satışıyla ilgili sorunlar demek. Arık’a göre yerleşim alanlarında henüz resmî bir yer değiştirme yapılmadı, ancak “halk tedirgin ve endişeli durumda.” Sorunun bu kadar geniş bir alana yayılması, güvenli alternatif alanlar bulup insanları taşımayı hem uzun zaman hem büyük maddi kaynak gerektiren bir mesele hâline getiriyor.

Arık için mesele tek bir obruk değil: “Asıl mesele yeraltı suyunun giderek tükenmesi.” Su kullanımı kontrol edilebilirse hem tarımın daha sürdürülebilir bir seviyeye geleceğini, hem de orta-uzun vadede obruk oluşumlarının azalabileceğini söylüyor. Ama bugünkü gidişat tersine işliyor: su çekildikçe zemin çöküyor, zemin çöktükçe önce tarla, sonra köy elden gidiyor. Buna rağmen bu köylerde kalanların çoğu gidecek başka yeri olmadığı için kalıyor; kurulmuş bir düzeni bırakıp gitmek çoğu için bir seçenek değil.

GEÇİM

Beşinci sorun ise geçim… Ne baraj var, ne kamulaştırma, ne obruk. Sadece geçinememe. Köylerin boşalması ve tarımdan kopuşun temel nedenleri arasında yüksek girdi maliyetleri (mazot, gübre, ilaç), üretici gelirlerinin enflasyon karşısında erimesi ve yetersiz devlet destekleri gösteriliyor.

Hayvancılık da bnu geçinememenin merkezinde. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıklamasına göre çiğ süt-yem paritesi, üreticinin ayakta kalması için olması gereken 1,5 seviyesinin altına, 1,14’e geriledi. Yani çiftçi bir litre süt satınca alması gereken yemin ancak dörtte üçünü alabiliyor. Açık kapanmayınca damızlık hayvan kesiliyor, ağıl boşalıyor, sonunda ev boşalıyor. Genç nüfus gidince tarım ve hayvancılık birkaç yaşlının elinde kalıyor.

BU KAÇINCI DALGA?

Köy boşaltma Türkiye için yeni değil. 1960’larda Keban Barajı 200’den fazla köy ve mezrayı, Karakaya Barajı 108 yerleşimi sular altında bıraktı. En sert dalga ise 1990’larda yaşandı: 1996’da OHAL Valisi Necati Bilican 2 bin 785 köyün boşaltıldığını açıkladı; 1998’de TBMM Araştırma Komisyonu 3bin 428 yerleşimin boşaldığını, 378 bin 335 kişinin etkilendiğini tespit etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu döneme ilişkin Türkiye aleyhine kararlar verdi; Akdivar ve Diğerleri kararı bunların başında geliyor.

Devlet bir yandan boşaltırken bir yandan “geri dönün” de dedi. Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında İçişleri Bakanlığı verisine göre 28 bin 384 haneden 187 bin 861 kişi köyüne döndü. Ancak Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın araştırması dönüşlerin çoğunun kalıcı değil mevsimlik olduğunu ortaya koydu. Bugün Şırnak ve Hakkari’deki 53 boş köy, o “geri dönüş”ün ne kadarının kâğıtta kaldığını gösteriyor.

AYNI SONUÇ, FARKLI YÖNTEM

Tabloyu birleştirdiğimizde ortaya çıkan resim şu: Bir köy suyun altında, bir köyün zeytinleri kesilmiş, bir köyün tarlasında obruk açılmış, bir köyde yalnızca birkaç yaşlı kalmış. 66 köy tamamen boş, 70 köy ölmek üzere, 30 ilde köy diye bir birim kalmamış, 18 binden fazla yerleşim kâğıtta kent sayıldığı için boşalsa da görünmüyor. Ve boşalan köylerin büyük bölümü, çeyrek asır önce zorla boşaltılan illerde.

1990’larda bir köyü boşaltmak için silahlı güçler gerekiyordu; bugün bir baraj kapağı, bir maden ruhsatı, bir geçici el koyma kararı ya da bir mahalle statüsü yetiyor. Su, kömür, deprem, kuraklık, yorgunluk. Nedenler farklı, sonuç aynı. Harita hâlâ aynı yerden siliniyor; sadece artık daha az ses çıkararak.

 

 

Bu dosya; TÜİK’in 2025 ADNKS verileri, Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeler, kurumsal başvurular ve saha görüşmelerine dayanmaktadır.