Uluslararası insan hakları mekanizmalarının zayıflamasıyla bireylerin iktidarların insafına kalacağını söyleyen Prof. Dr. Yakın Ertürk, küresel sağ popülizme karşı transnasyonel feminist dayanışma ağlarının zorunlu olduğunu söyledi. Ertürk, Aralık 2025’te Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile yaptığı röportajda, Beijing Deklarasyonu’nun 30. yılında ilerlemenin kırılgan olduğunu, sivil alanın daraldığını, otoriterleşmenin arttığını ve cinsiyet eşitliğine yönelik geri tepmelerin güçlendiğini belirterek “Kadınlar barış masasında yer almazsa ne barış olur ne de kalıcı güvenlik” dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Eski Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü Prof. Dr. Yakın Ertürk, dünya genelinde yükselen sağ popülizm, uluslararası hukuk kararlarının görmezden gelinmesi ve çok taraflı sistemin zayıflamasıyla insan hakları rejiminin derin bir krizden geçtiğini vurguladı. Ertürk, bu karanlık tablo karşısında sivil toplumun daha aktif, talepkâr ve ulus ötesi bir mücadele hattı kurması gerektiğini belirterek, “Eskisinden daha fazla sarılmalı, yöntemlerimizi gözden geçirmeliyiz” önerisinde bulundu.
GÜNCEL VERİLER ALARM VERİYOR
BM Kadın Birimi (UN Women) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Kasım 2025 verilerine göre, yaşam boyu fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalan kadın sayısı yaklaşık 840 milyona (neredeyse her üç kadından biri) yükseldi. Bu rakam son 20 yılda neredeyse değişmedi; son 12 ayda ise 316 milyon kadın (15 yaş üstü kadınların yüzde 11’i) yakın partner şiddetine maruz kaldı. UN Women ve UNODC’nin Kasım 2025’te yayımlanan “Femicides in 2024” raporuna göre, 2024’te dünya genelinde 50 bin kadın ve kız çocuğu yakın partneri veya aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu, kasıtlı kadın cinayetlerinin yüzde 60’ını oluşturuyor ve günde ortalama 137, yani her 10 dakikada bir kadının yakın çevresi tarafından katledildiği anlamına geliyor. Kadın cinayetleri en fazla Afrika’da (100 bin kadında 3) işleniyor, oranın en düşük olduğu kıta ise (100 binde 0.5) Avrupa.
Rapor, şiddetin çevrimiçi ve çevrimdışı bir ‘continuum’ (süreklilik) gösterdiğini, erken müdahale ve veri toplamanın kritik olduğunu vurguluyor. BM’nin son raporları kadın cinayetlerinin küresel ölçekte alarm verici boyutta olduğunu ortaya koyuyor. Prof. Dr. Ertürk, bu tabloya rağmen insan hakları mekanizmalarının etkisinin küçümsendiğini, ancak bireysel düzeyde hayati sonuçlar doğurduğunu vurguladı.
“BU MEKANİZMALAR OLMAZSA İKTİDARLARIN İNSAFINA KALIRIZ”
Uluslararası denetim mekanizmalarına olan inancın zayıfladığına dikkat çeken Ertürk, bu sistemlerin yokluğunda bireylerin kaderinin tamamen ulusal iktidarların niteliğine bağlı kalacağını belirterek, “Bunlar olmazsa ne olur? Dünyanın her köşesindeki insanlar kendi ulusal sınırları içerisindeki iktidarın niteliğine bağlı olarak ya tamamen ezilir ya da birazcık olsun haklarını koruma imkanına kavuşabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Ertürk, görev süresi boyunca bu mekanizmalar sayesinde birçok kadının hayatına doğrudan müdahale edilebildiğini ve bazı vakalarda yaşamların kurtarıldığını hatırlatarak, bireysel kazanımların sistematik verilerden daha görünür ve somut olduğunu ifade etti.
UYGULAMADA BOŞALTILAN KARARLAR
2010 sonrası dönemde yükselen sağ popülist hareketlerin çok taraflı sistemi ciddi biçimde zayıflattığını ifade eden Ertürk, AİHM kararlarının ve ulusal Anayasaların bazı iktidarlar tarafından açıkça görmezden gelindiğini vurguladı.
Avrupa Uygulama Ağı (EIN) ve Democracy Reporting International’ın Ocak 2025 tarihli “Justice Delayed and Justice Denied” raporuna göre, AB ülkelerinde tam uygulanmayı bekleyen 650 öncü AİHM kararı bulunuyor (2024’te 624, 2023’te 616 idi). Son 10 yılda AB’ye ilişkin verilen öncü kararların yüzde 45,7’si hâlâ uygulanmıyor; ortalama uygulama süresi 5 yıl 4 aya çıktı. Romanya 111 kararla en yüksek sayıya, Macaristan ise son 10 yıldaki kararların yüzde 74’üyle en yüksek orana sahip. Bulgaristan, İtalya, Polonya ve Romanya gibi ülkelerde siyasi tıkanıklık ve yargı direnci öne çıkıyor. Rapor, İlliberal rejimlerde (örneğin Macaristan) uyumun “maliyet-fayda” hesabı üzerinden yapıldığını, sembolik değişikliklerle yetinildiğini belirtiyor.
Ertürk’e göre, sağ popülizm özellikle “toplumsal cinsiyet” ve “eşitlik” kavramlarını hedef alarak evrensel insan hakları normlarını zayıflatıyor. Neoliberal ekonomi politikalarıyla birleşen bu popülizm, kadın hakları başta olmak üzere kazanılmış hakları kuşatıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de 2021’de feshedilmesi, Polonya’da geri çekilme tehditleri, Macaristan, Çekya, Slovakya gibi ülkelerde ratifikasyon reddi bu sürecin somut örnekleri. Anti-cinsiyet (“gender ideology”) kampanyaları, ABD merkezli muhafazakâr ağlardan Latin Amerika ve Avrupa’ya kadar transnasyonel bir nitelik kazandı.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE REJİM DÖNÜŞÜMÜ
İstanbul Sözleşmesi’nin iptali gibi gelişmeleri rejim dönüşümünün bir parçası olarak değerlendiren Ertürk, mevcut uluslararası sistemin hak taleplerini ulusal sınırlar içinde devlet yükümlülüğüyle sınırladığını, ancak günümüz krizlerinde bunun yetersiz kaldığını savundu. Profesör Ertürk, insan haklarının korunmasının artık sadece ulusal düzeyde değil, ulus ötesi (transnasyonel) mücadele ve dayanışma stratejileriyle ele alınması gerektiğini söyledi.
YENİ STRATEJİLER
Mevcut krizde insan hakları mücadelesinden vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan Ertürk, sivil topluma şu çağrılarda bulundu:
“Sivil toplum daha aktif ve radikal yöntemlerle hareket etmeli. Tek konu odaklı çalışmalar yerine geniş tabanlı iş birlikleri kurulmalı. Sağ popülist hareketlere karşı yerel sınırları aşan güçlü transnasyonel ağlar oluşturulmalı.”
Ertürk, kadın hareketinin dönüştürücü potansiyelinin güçlendirilmesi için ulus ötesi feminist ağlar kurulması, bakım odaklı yeni bir toplumsal ana akım tahayyülü geliştirilmesi ve otokrasiye karşı direnme hakkının transnasyonel boyutta ele alınması önerisinde bulundu.
“Küresel kargaşa çağında kadınların insan haklarının korunması için ulus ötesi dayanışma artık bir tercih değil, zorunluluktur” diyen Ertürk, kadınların barışın inşasındaki rolüne de özel vurgu yaptı.
Bu çağrı, Polonya’daki “Siyah Protesto” (Black Protest), Arjantin’deki Ni Una Menos, küresel Kadın Grevi ve 2025 16 Günlük Aktivizm kampanyası gibi örneklerle somutlaşıyor. Bu hareketler, anti-cinsiyet saldırılarında ulusal sınırları aşan dayanışma ağları örneği sunuyor.
MEKANİZMALAR GÜÇLENDİRİLMELİ, DAYANIŞMA GENİŞLETİLMELİ
Öte yandan uluslararası mekanizmaların güçlendirilerek dayanışmanın genişletilmesi gerektiğinin altını çizen Yakın Ertürk’ün uyarısı, sadece Türkiye veya Avrupa için değil, küresel ölçekte bir çağrı. UN Women, UNODC ve EIN raporları, verilerin ve hukuki yükümlülüklerin uygulanmamasının bedelinin, kadınlar ve kız çocuklarının hayatları olduğunu bir kez daha gösteriyor.