Çine yangını: “Asıl felaket bundan sonra”

Aydın’ın Çine ilçesinde üç mahalleyi etkileyen yangın, geride yanmış ormanların yanı sıra geçim kaynaklarını kaybeden köylüler bıraktı.

Ali Dinç
bianet’te muhabir olarak çalıştı. Mayıs 2025'ten bu yana serbest gazeteci olarak çalışıyorum. Haberleri Fayn ve 9. Köy'de, fotoğrafları Reuters'te yayınlandı.

29 Temmuz’dan itibaren Türkiye genelinde beş gün içinde 314 yangına müdahale edildi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açıklamasına göre bunların 192’si orman dışı alanlarda başladı.

Bu yangınlardan biri 30 Temmuz’da Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Kavşıt Mahallesi’nde çıktı. Rüzgârın etkisiyle Mutaflar ve Dutluoluk mahallelerine kadar yayılan yangın, 2 Ağustos’ta kontrol altına alındı. Yaklaşık 3 bin hektar, yani 30 bin dönümlük alan zarar gördü.

Asırlık çam ve zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgede evler ve tarım alanları zarar gördü; bazı köylüler hayvanlarını, araçlarını ve geçimlerini sağlayan tarımsal ekipmanlarını kaybetti.

Yangının çıkış nedenine ilişkin soruşturmada gözaltına alınan iki kişiden S.K. “taksirle orman yangınına neden olma” suçlamasıyla tutuklandı, eşi K.K. ise serbest bırakıldı. Köylüler ise çiftin yangının başladığı saatlerde Çine’deki pazarda olduğunu öne sürdü.

Yangının ardından bölgede başka bir tartışma daha başladı. Köylüler ve çevre savunucuları, yanan alanların önemli bölümünün mevcut ya da planlanan maden sahalarıyla örtüştüğünü belirterek bölgenin geleceğinden endişe ettiklerini aktardı.

Yangında yaşananları ve yangından sonra bölgeyi bekleyen süreci Kavşıt Mahallesi Muhtarı Ali Orhan, Çine Yaşam Platformu Sözcüsü Ahmet Uslu ve Mutaflar sakinleriyle konuştuk.

“YANDIK, YANDIK ÇOCUĞUM”

Mutaflar sakini Keziban Bozkurt, yangını ilk olarak evine ulaşan kokudan fark ettiğini söyledi. Kokunun ocaktan gelmediğini anlayınca ailesini uyaran Bozkurt, alevlerin kısa süre içinde yaşadıkları alana yaklaştığını anlattı.

“Bir koku geldi burnuma, ocak dumanı değil. ‘Kalk’ dedim, duman kokuyor, yangın kokusu geldi” dediğini aktaran Bozkurt, ailesiyle birlikte bahçelerini ve evlerini korumaya çalıştıklarını söyledi:

“Ne yapacağımızı bilemedik, yaşlıyız. Güvey bir yandan suluyor, ben bir yandan suluyorum, oğlan bir yandan suluyor. Her yerde hortumumuz vardı. Bir baktık bizden öteye geçti yangın. Yandık, yandık çocuğum.”

Alevlerin yaklaşması üzerine evlerine çekilmek zorunda kaldıklarını anlatan Bozkurt, “Sonra hortumları alalım, eve kaçalım dedik. Ödlerimiz alındı. Ocağımız batıyordu” dedi.

Yangın gecesini uyumadan geçirdiğini söyleyen Bozkurt, evlerini kurtarabildiklerini ancak çevrelerindeki yaşamın büyük ölçüde zarar gördüğünü belirtti:

“Sabaha kadar uyumadım, nöbet tuttum. Hayat gitti. Şükürüm var, bu evleri böyle kurtardık.”

“YANGIN HIZLA GELİYORDU BİZE DOĞRU”

Mutaflar sakini Ahmet Bozkurt da hayatı boyunca bölgede böyle bir yangına tanıklık etmediğini söyledi.

“Ben ömrümde bu şekilde yangın görmedim. Çok korktuk, çok sıkıntılı bir şey” diyen Bozkurt, dışarı çıktığında Kavşıt yönünden yükselen dumanı gördüğünü anlattı:

“Hemen dışarı çıktım. Bir baktım, Kavşıt tarafından duman kabarıyor. Motora bindim, maden ocağına doğru çıktım. Yangın hızla geliyordu bize doğru.”

Bozkurt, yangına müdahalenin geç kaldığını düşündüğünü belirterek, “Ekipler geç geldi. Ekiplerin geç gelmesinden dolayı yangın çoğaldı. En kısa zamanda gelseydi, rüzgâr olsa da söndürürdü ekipler” dedi.

Yangının ardından köydeki tarımsal üretimin büyük zarar gördüğünü söyleyen Bozkurt, “Köylünün bütün bahçesi yandı zaten” ifadelerini kullandı.

“SADECE NEFES ALIP VERİYORUZ”

Yangının en ağır etkilediği isimlerden biri de Hakan Akbaş oldu. Akbaş, aracını kurtarmak için köye inmeye çalışırken alevlerin arasında kaldığını anlattı.

“Yangından kaçarken arabamı kaçırmak için köye inerken alevlerin içinden geçtim. Arabam ateş aldı. Yolu işgal etmemek için arabayı şarampole yatırmak zorunda kaldım. Yoksa canımdan da olacaktım” dedi.

Akbaş’ın kaybı araçla sınırlı kalmadı. Yayladaki bahçesi, hayvancılık ve tarımsal üretimde kullandığı ekipmanlar da yangında zarar gördü.

“Yaylada bahçem gitti, bahçem yandı. Hayvan damımda süt tankım vardı, yandı. Süt makinesi yandı. Bahçemdeki bütün sulama ekipmanlarım yandı. Sebzelerim olduğu gibi yandı.”

Geçimlerini zaten güçlükle sağladıklarını söyleyen Akbaş, yangından sonra önlerini göremediklerini belirtti:

“Zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Zaman ne gösterir bilmiyoruz. Şu anda bir boşlukta duruyoruz. Sadece nefes alıp veriyoruz, ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Yarın için program da yapamıyoruz. Kilitliyiz, elimiz kolumuz kilitli.”

“BİR OLDU, TAM OLDU; ORMAN GİTTİ”

Kadir Akbaş ise 65 yıldır yaşadığı bölgede daha önce böyle bir yangın görmediğini söyledi.

“65 yaşındayım, 65 senedir buradayım ben. Bizim bu bölgede yangın olmuyordu. Bir oldu, tam oldu. Orman gitti” diyen Akbaş, rüzgârın yangının yayılmasındaki etkisini, “Yarım saatin içinde rüzgâr yaladı, yuttu her tarafı” sözleriyle anlattı.

Akbaş’ın ailesinin de tarım ve hayvancılıkla ilgili kayıpları oldu.

“Hayvanlarımız gitti. Tarlamız yandı. Damlarımız yandı” diyen Akbaş, yangından sonra bölgenin geleceğine ilişkin belirsizliğini ise “Ne olacak buralara? Devlet karar verecek” sözleriyle ifade etti.

“ASLINDA TARİHİMİZ YANDI”

Kavşıt Mahallesi Muhtarı Ali Orhan, yangından ilk olarak bir mahalle sakininin telefonuyla haberdar olduğunu anlattı.

“30 Temmuz Perşembe günü köyden bir vatandaşımız telefon etti. Yayla bölgesinde duman gördüğünü söyledi. Köyüme ulaştığımda yangın çıktığı alandan 3-4 kilometre ilerlemişti” dedi.

Orhan, yangın öncesinde Aydem’den bölgede enerji kesintisi yapılacağına ilişkin mesaj aldığını da belirtti. Saat 13.30 civarında gelen mesajda, mahalleler ve yayla evlerinin bulunduğu bölgelerde yangın riski nedeniyle elektriklerin kesileceğinin bildirildiğini söyledi.

Orhan, yangın saatlerine ilişkin kamera görüntülerine ulaşılamadığını, bu nedenle yoldan geçen kişilerin de tespit edilemediğini ifade etti.

“ZEYTİNLİKLER, TARIMSAL ALANLAR, BAHÇELER HEPSİ YANDI”

Yangının yaklaşık 3 bin hektarlık, yani 30 bin dönümlük alanı etkilediğini belirten Orhan, Kavşıt’ın yanı sıra çevredeki mahallelerin de büyük zarar gördüğünü söyledi.

“Zeytinlikler, tarımsal alanlar, bahçeler hepsi yandı. Hayvancılık olumsuz etkilendi. Küçükbaş hayvancılık yapanlarımızdan bazılarının sürüleri tamamen yandı. Çok büyük bir doğal afet yaşadık.”

Orhan için kayıp yalnızca ekonomik değil. Bölgede yanan ağaçların bir bölümünün yüzlerce yıllık olduğunu vurguladı:

“Biz bu orman köylerinin içinde yaşıyoruz. Asırlık çam ağaçları, asırlık zeytin ağaçları vardı. Bunlar Osmanlı’yı da gören ağaçlarımız. Bunlar da yandı. Aslında tarihimiz yandı. Tarihe tanıklık etmiş ağaçlarımız yandı.”

“ASIL FELAKET BUNDAN SONRA”

Çine Yaşam Platformu Sözcüsü Ahmet Uslu ise yangına Çine merkezinden tanıklık ettiğini söyledi. Yangının saat 15.00 sıralarında kent merkezinden görülebildiğini belirten Uslu, sıcaklık ve rüzgârın alevlerin hızla yayılmasında etkili olduğunu ifade etti.

Ancak Uslu’ya göre yangının ardından bölgeyi bekleyen temel mesele, yanan alanların geleceği.

“Böyle bir afet yaşadık ama ben bu afetin daha büyüğünün bundan sonra yaşanacağını tahmin ediyorum. Çine’ye bakan 30 bin dönümlük bölüm üç tane şirkete pay edilmiş. Asıl felaket bundan sonra çünkü madenler burada tahribata yeni başlayacaklar” dedi.

Uslu, yangının maden şirketleri tarafından çıkarıldığına dair bir delil ortaya koymadıklarını, ancak bölgede oluşan şüphe ve kaygıya özellikle dikkat çekti:

“Biz maden yaktı demiyoruz, madenci de yaktı demiyoruz. Ama köylülerin, halkın kaygısı; buraların yıllar öncesinden parsellenmiş ve maden sahası olarak ayrılmış olması. Bu bizi her şeyi düşünmeye itiyor. Kaygılanıyoruz.”

“MADEN GİRERSE BU DAĞLARI GELECEK KUŞAKLARA DEVREDEMEYECEĞİZ”

Uslu, yanan alanların mevcut ve planlanan maden sahalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü savundu. Bien Seramik’e ait proje dosyasındaki alanın bin 732 hektar, yaklaşık 17 bin 320 dönüm olduğunu belirten Uslu, Kavşıt tarafında da Kale Maden’e ait sahaların bulunduğunu söyledi.

Mutaflar’daki maden projesi kapsamında binlerce ağacın kesilmesinin planlandığını öne süren Uslu, yangının ardından oluşan tabloyu şu sözlerle anlattı:

“Mutaflar yaylalıklarında Bien, daha 46 bin ağaç kesecekti. Bu kez 46 bin ağacı kesmesine gerek yok; yandı, bitti, kül oldu.”

Uslu’ya göre Madran Dağı’nın bundan sonraki geleceğini belirleyecek temel konu, yangından zarar gören alanlarda madencilik faaliyetlerinin nasıl ilerleyeceği:

“Yangın evet bir afet. Ama burada 20 yıl maden açılmazsa 20 yıl sonra cıvıl cıvıl bir Madran Dağı’na yine kavuşabiliriz. 20 yıl kaybederiz. Ama maden girerse bu dağlara, biz bu dağları binlerce yıl sonraki gelecek kuşaklara da devredemeyeceğiz.”