Devlet, Fikretleri suç işlemeden önce neden görmüyor?

Fikret D., 17 yaşındayken bir cinayet işledi. Sekiz yıl cezaevinde kaldı. Fikret D'nin hikâyesinde kavga, devamsızlık, okul başarısızlığı, yoksulluk ve çeteleşmenin olduğu bir çevre var. Çocukların ağır suçlardaki cezalarının artırıldığı yeni dönemde soru şu: Çocuklar suça sürüklenmeden önce devlet onları ne zaman görecek?

Sinem Nazlı Demir
Yeditepe Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Radyo, Televizyon ve Sinema bölümlerinde çift anadal yaptı. Almanya’da Fulda University of Applied Sciences’ta İnsan Hakları yüksek lisansına...

Çocukların ceza sorumluluğunu ağırlaştıran düzenleme 9 Ağustos’ta TBMM’den geçerek yasalaştı. Yeni düzenlemeyle 12-18 yaş grubundaki çocuklar için ağır suçlarda uygulanacak hapis cezalarının sınırları yükseltilirken, bazı suçlarda 15 yaş altındaki çocuklar için uygulanan infaz avantajları kaldırıldı. Kasten öldürme ve en ağır sonuçlu yaralama suçlarında hâkim artık yaş indirimini hiç uygulamayabilecek. “Suça sürüklenen çocuk” ifadesi de kalktı. Yerine “adli süreçteki çocuk” geldi.

Çocuk adalet sisteminde cezaların ağırlaştırıldığı yeni dönem başlarken, başka bir soru da önem kazanıyor: Bu çocuklar suça sürüklenmeden önce kim tarafından fark edilecek?

Fikret D., 17 yaşındayken karıştığı kavgada birini öldürdü. Cinayet suçundan hüküm giydi ve sekiz yıl cezaevinde kaldı. Bugün 32 yaşında. İşlediği cinayetin sorumluluğunu taşıyor. Ancak onun hikâyesi, cinayete kadar uzanan yolda bir çocuğun çevresinde biriken risklerin ne zaman fark edildiğini ve neden müdahale edilmediğini de sorgulatıyor.

Fikret’in hikâyesinde kavgalar, okula devamsızlık, derslerde başarısızlık, ekonomik güçlükler, kalabalık bir aile, çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik ve çetelerin bulunduğu bir mahalle var. Onun devletle tanışması işlediği cinayetle oldu. Peki, devlet Fikret’i cinayetten önce gördü mü? 17 yaşındaki Fikret, cinayet işlenmeden önce fark edilebilir ve başka bir yola yönlendirilebilir miydi? Bugün suça karışan yüzlerce çocuğa nasıl yön verilir?

Fikret bugün üniversite eğitimini tamamlamış, meslek edinmiş ve hayatını yeniden kurmuş bir yetişkin. Çocukluğunda içine kapanık ya da öfkeli olmadığını, arkadaşlarıyla ve sokaktaki diğer çocuklarla iyi vakit geçirdiğini anlattı. Ders notları ortalamanın altındaydı. Öğretmenleri kendisiyle yeterince ilgilenmedi. Zaten gittiği ilkokulda bir rehber öğretmen yoktu. Ortaokulda ise rehber öğretmenle yalnızca birkaç kez görüşebildi: “Okulda kavga çıktığı zaman rehberlik hocasıyla görüşüyorduk. Bunların bir kısmı genel görüşmelerdi. Rehber öğretmen vardı ama öğrenci sayısına göre yetersizdi. Çok fazla öğrenci vardı ve herkesle tek tek ilgilenilmesi mümkün değildi.”

Kavgalara karışan, devamsızlık yapan bir öğrenciydi Fikret. Ancak devamsızlığının nedenleri araştırılmadı, ailesiyle birlikte düzenli bir takip süreci yürütülmedi:

“Neden okula gitmediğimi, evde veya dışarıda ne yaşadığımı soran olmadı. Okulda kavga ediyorduk, bazen rehberlik hocasıyla konuşuyorduk ama sonrasında devam eden bir destek yoktu.”

Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur
Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur

YOKSUL MAHALLELER, KALABALIK AİLELER

Fikret D. ekonomik durumu iyi olmayan ve çok çocuklu bir ailede büyüdü. Yaşadıkları mahalledeki komşuları da benzer ailelerdi: Kalabalık, düşük eğitimli ve yoksul. Cezaevine girdiği dönemde annesi ve babası hayattaydı. Evde şiddet olmadığını, ancak ebeveynlerinin çok sayıda çocukla yeterince ilgilenemediğini anlattı.

Komşularından ve çevresinden çekindiği için, yaşadığı mahallenin, kaldığı cezaevinin adı vermek istemedi. Mahallesinde erken yaşta evlilik ve çocuk işçiliği yaygındı: “Aileler en az 6-7 çocuğa sahipti. Eğitim seviyesi ortalamanın altındaydı. Erken yaşta evlilik ve çocuk işçiliği çok yaygındı. Çocuklar çalışmadıkları zamanı sokakta geçiriyordu. Ben çocukken de sokaklara hep jandarma gelip giderdi. Ortam çocuklar için iyi değildi, güvenli de değildi. Çeteleşme yoğundu. Çeteler çocukları kullanıyordu. Çocuklar bazı suçlara yönlendiriliyordu. Çocuk cezaevine giriyor, çıkınca yine aynı aileye, aynı mahalleye ve aynı çevreye dönüyordu. Dolayısıyla suçtan uzaklaşması kolay olmuyordu. Gidebileceği başka bir çevre veya onu takip eden bir kurum yoksa yeniden aynı insanlarla bir araya geliyordu.”

Fikret liseyi cezaevinde bitirdi, kurslara katıldı. Ancak oradayken düzenli psikolojik destek almadı. Hem diğer çocuklardan hem de infaz koruma memurlarından şiddet gördüğünü iddia ediyor. Tahliye sonrasında da herhangi bir kamu kurumundan psikolojik, sosyal veya eğitimsel destek almadı.

Buna rağmen üniversiteyi kazanıp eğitimini tamamladı. Düzenli bir işe girerek meslek sahibi oldu. Bugün evli ve geçmişini geride bırakmak istiyor.

FİKRET’İN HİKAYESİ NEDEN ÖNEMLİ

Fikret D.’nin hikâyesi şu iki soruyu gündeme getiriyor: Fikret çocukken fark edilebilir miydi? Bugün suça sürüklenen çocuklar için nasıl bir çözüm üretilmeli?

TBMM’de bu hafta kabul edilen yeni düzenleme, çocukların ağır suçlardaki ceza sorumluluğunu yeniden tartışmaya açtı. Yasa çocuk suç işledikten sonra ne olacağını yeniden düzenliyor. Peki, çocuk suç işlemeden önce ne olacak?

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu yalnızca suç işlediği iddia edilen çocukları kapsamıyor. Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal veya duygusal gelişimi tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen çocuklar da “korunma ihtiyacı olan çocuk” olarak kabul ediliyor.

Kanun, danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma olmak üzere beş ayrı koruyucu ve destekleyici tedbir öngörüyor. Eğitim ve sağlık kuruluşları, kolluk, adli ve idari merciler ile sivil toplum kuruluşlarının korunma ihtiyacı olduğunu fark ettikleri çocukları Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirmesi gerekiyor.

Kanun risk altındaki çocuklar için mekanizmalar da tanımlıyor. Ancak bu mekanizmaların Fikret’in hikâyesinde olduğu gibi, okul, aile ve sosyal çevresindeki risklerle ne ölçüde buluştuğu, çocuk adalet sisteminin önleyici ayağındaki kritik sorulardan biri.

2025’te 196 bin 308 olayda çocuklar suç isnadıyla güvenlik birimlerine getirildi. Elbette bu çocukların hepsi cinayet işleyecek ya da ağır bir suça sürüklenecek değil. Ancak sayı, çocukların suçla temasının münferit birkaç vakadan ibaret olmadığını gösteriyor.

ETİKETLER