
DÖRT YIL SONRA AYNI KAPI AÇIK
Söz konusu adreste kapalı eğitimin sürdüğü bilgisi üzerine geçen hafta aynı binaya yeniden gittim. Dört yıl önce içeri girebildiğim binayı bu kez güvenlik nedeniyle dışarıdan gözlemledim. Çevredeki kişilerin fotoğraf çektiğimi fark etmesi üzerine bölgeden ayrıldım.
2022’de dersliklerin bulunduğu binanın kapısı açıktı. Önünde çocuklar ve yetişkinler vardı. Dört yıl önce bodrumda görülen çocukların en büyükleri bugün yetişkinlik yaşına ulaştı. Ancak binanın önündeki çocukların 2022’de bodrumda bulunan çocuklarla aynı kişiler olup olmadığı bilinmiyor.

BAĞLUM’DA ÇAY OCAĞI GÖRÜNÜMÜNDEKİ ADRES
İkinci adres Keçiören’e bağlı Bağlum’da. Bağlum Mezarlığı çevresinde, Abdülhakim Arvasi Caddesi’ni kesen sokaklardan birindeki yer dışarıdan çay ocağını andırıyor. Çocukları bu çevredeki yapılara götürülen anneler ile bölgeyi bilen kaynaklar, buranın medrese olarak kullanıldığını ve çocuklara cihatçı Selefi öğreti aktarıldığı bilgisini verdi.
Binanın önünde çocuklar vardı. Yapıyı görebilecek mesafeye yaklaşıldığında çevredeki kişilerin tavırları nedeniyle güvenlik kaygısı doğdu ve bölgeden ayrılmak zorunda kaldım. İçeri giremediğim için çocukların kaç kişi olduğu, yaşları ve içeride ne öğretildiği doğrudan görülemedi.
SİNCAN’DA AYRI BİR ADRES TESPİT EDİLDİ
Geçen hafta gittiğim yerlerden biri de Sincan’daydı. Bir binanın giriş katı. Kalın perdelerle kapatılmış uzun camlı bir alan dikkati çekiyor. Binanın önü kalabalıktı. Yetişkin ve çocuklar vardı. Çevredeki esnafın önemli bölümü konuşmak istemedi. Konuşanlardan bazıları durumdan rahatsız olduklarını söyledi. Bazıları ise çocukları devlet okuluna göndermemenin ailenin inancı ve tercihi olduğunu, dindar çocuklar yetiştirmenin önemli olduğuna dair görüşlerini aktardı. Binanın önünde çocukların görülmesi, onların devlet okuluna gitmediğini göstermiyor. Çocukların okula devam etmediğine ilişkin bilgi ise bu çevredeki eğitim yerlerine çocukları götürülen annelerden geliyor.
ÇOCUKLARINI OKULA GÖNDERMEK İSTEYEN BEŞ ANNE
Son bir yıl içinde, çocukları bu çevredeki kapalı eğitim yerlerine götürülen ve örgün eğitime devam ettirilmeyen beş anne ayrı zamanlarda bana ulaştı. Beş kadın da çocuklarının devlet okuluna gitmesini istediğini, ancak çocukların babaları tarafından engellendiğini anlattı. Annelerden bazıları, eşlerinin zorlamasıyla uzun süredir çarşaf giydiklerini ve tek başlarına evden çıkmalarına izin verilmediğini söyledi. Çocukların en azından bir bölümünün okul kaydı bulunuyor. Anneler, çocukların kayıtlı oldukları okullardan eve devamsızlık bildirimleri geldiğini anlattı.
Çocuklarını temel eğitime göndermediği gerekçesiyle bir baba hakkında açılan ve takibini sürdürdüğüm dava da bulunuyor.
KAYIT VAR, AMA ÇOCUK OKULDA YOK
İlkokul ve ortaokul kayıtları yalnızca anne ya da babanın okul yönetimine başvurmasıyla yapılmıyor. Kimlik ve güncel adres kaydı bulunan çocuklar, yerleşim yeri bilgilerine göre e-Okul sistemi üzerinden adreslerine en yakın okula kaydediliyor. Ortaokula geçişte de kayıt işlemi sistem üzerinden yapılıyor. Çocuk okula hiç gitmese bile sistemde kayıtlı görünebiliyor. Dolayısıyla okul kaydı, çocuğun gerçekten eğitime devam ettiğini göstermiyor.
İlkokul ve ortaokullarda devamsızlıkların e-Okul’a günlük olarak işlenmesi gerekiyor. Devamsızlığı 5, 10 ve 15 güne ulaşan öğrencilerin durumu veliye bildiriliyor. Okulun görevi bildirim göndermekle bitmiyor. 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’na göre okul yönetimi, çocuğun neden okula gelmediğini araştırmak ve devamını sağlamaya çalışmak zorunda. Sonuç alınamazsa durumun mülki amire bildirilmesi gerekiyor.
DEVAMSIZLIK BİLDİRİMİNİN ARDINDAN NE OLUYOR?
Görüşülen annelerin çocuklarının bir bölümü için eve devamsızlık bildirimleri geldi. Buna rağmen çocuklar örgün eğitime devam ettirilmedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki “Çocuklar Güvende” ekipleri, risk altında olduğu belirlenen çocuklar için hane ziyareti yapabiliyor. Çocuğun okula dönmesi için çalışma yürütülebiliyor, gerekli görülürse eğitim tedbiri istenebiliyor. Ancak e-Okul’a işlenen her devamsızlığın doğrudan bu ekiplere aktarıldığını gösteren bir düzenleme bulunmuyor. Bildirimlerin ardından okul yönetimlerinin, ilçe milli eğitim müdürlüklerinin ve sosyal hizmet birimlerinin ne yaptığı ise bilinmiyor.
KUR’AN ÖĞRETMEK BAŞKA, CİHATÇI EĞİTİM BAŞKA
Başpınar’daki derslikler ve çocuklar 2022’de doğrudan görüldü. Bağlum ve Sincan’daki yapıların içine girilemedi. Bugün bu yerlerde verilen derslerin içeriğine ilişkin bilgiler, çocukları bu çevredeki yapılara götürülen beş annenin anlatımlarına dayanıyor.
Annelerin anlatımlarına göre dersler Kur’an ve Arapçayla sınırlı değil. Devlet ve kurumları “tağut” olarak anlatılıyor. Devlet okulları da bu düzenin bir parçası olarak gösteriliyor. Tekfir, biat, hicret, şehadet ve cihat aynı eğitim içinde aktarılıyor. Silahlı mücadele dini yükümlülük olarak sunuluyor. Çocuklara itaat etmeleri, azla yetinmeleri ve zor koşullara dayanmaları öğütleniyor.
Annelerin anlattığı eğitimi sıradan dini eğitimden ayıran nokta, devletin “tağut”, toplumun bir bölümünün “kâfir” olarak anlatılması ve silahlı cihadın dini yükümlülük sayılması.
ANNELER: ÇOCUKLARA AZ YEMEK VERİLİYOR
Görüşülen annelerden bazıları, çocuklara ekmek ve yoğurt ya da ekmek ve zeytin gibi sınırlı öğünler verildiğini anlattı. Kadınlar, eşlerinin bunu ekonomik yetersizlikle değil, çocukların azla yetinmeye ve zor koşullara alışması gerektiği düşüncesiyle savunduğunu söyledi. Bazı anneler çocuklara daha fazla ya da farklı yemek vermek istediklerinde eşleriyle tartıştıklarını, bu uygulamaya itiraz ettiklerinde şiddetle karşılaştıklarını anlattı.
DERS MATERYALLERİ EVE GETİRİLMİYOR
Anneler, sorum üzerine çocukların eğitiminde kullanılan kitap ve diğer materyallerin eve getirilmediğini söyledi. Başpınar, Bağlum ve Sincan’da hangi kitapların okutulduğunu doğrudan doğrulamak mümkün değil. Ancak Ankara’da daha önce çocukların eğitim amacıyla bulunduğu adreslerde yapılan aramalarda cihatçı yayınlara ulaşılmış olması önemli bir geçmiş kayıt oluşturuyor.
IŞİD’İN EĞİTİMİNDE İDEOLOJİ DERSLERLE SINIRLI DEĞİLDİ
IŞİD’in Irak ve Suriye’de kurduğu eğitim sisteminde ideoloji yalnızca din derslerinde yer almıyordu. Matematikten İngilizceye kadar müfredatın farklı alanlarına yayılmıştı.
İlkokul düzeyindeki Akîdetü’l-Müslim kitabında dünya tevhid ve şirk, iman ve küfür, Müslüman ve kâfir karşıtlıkları üzerinden anlatılıyordu. Üst sınıflarda tağutu reddetme, tekfir ve cihat öğretisi ekleniyordu.
Matematik sorularında tank, mermi ve silahlar kullanılıyor, İngilizce derslerinde savaşla ilgili sözcüklere yer veriliyordu. Fiziksel hazırlık dersleri ise ilerleyen yaşlarda yakın dövüş ve silahlı hazırlığa uzanıyordu.
Örgütün yayınevi Mektebetü’l-Himme klasik Selefi metinleri de yeniden bastı. Bu eserlerin okunması ya da bulundurulması tek başına IŞİD bağlantısı göstermiyor. IŞİD’in eğitim sisteminde belirleyici olan, bu metinlerin tekfir, tağut, örgüte bağlılık ve silahlı cihat öğretisiyle birlikte okutulmasıydı.
ANKARA’DA ÇOCUKLARIN BULUNDUĞU YERLERDE CİHATÇI YAYINLAR

2021 yılında Ulucanlar’da “kadın mescidi” olarak kullanılan yere baskın yapan polis 27 çocuğa ulaştı. Aynı adreste Selefin Ahlakı, Cihad Menhecine Dair, Şehadet Yolunda Cihad Erleri ve Abdullah Azzam imzalı Kayıp Minare dahil yayınların yanı sıra bir Ebu Hanzala CD’si ile IŞİD bayrağı ve sembollerinin bulunduğu 15 öğrenci karnesi ele geçirildi.
Kitapların hepsi çocuklar için yazılmış değildi. Ancak çocukların eğitim amacıyla bulunduğu yerde cihat, şehadet ve mevcut düzene karşı dini-siyasi mücadeleyi konu alan yayınlar bir aradaydı. Sincan’daki başka bir aramada Halis Bayancuk’a atfedilen Kur’anî Mücahede ve Tebbet Suresi’nin Gölgesinde Cihad Dersleri adlı yayınların ele geçirildiği de 2022’de iddianameye yansıdı.
Etimesgut’ta eğitim yeri olarak kullanıldığı tespit edilen başka bir adrese düzenlenen polis operasyonunda ise sınıf olarak değerlendirilen alanda 60 çocuk bulundu. İddianamede çocukların 4-7 yaşlarında olduğu, ele geçirilen yayınlar aracılığıyla silahlı cihat ve şehitliğin anlatıldığı, demokrasinin şirk, devletin ise “tağut” olarak gösterildiği bilgisine yer verildi.
Bugün Başpınar, Bağlum ve Sincan için annelerin ve kaynakların anlattığı eğitimde de tağut, tekfir, biat, hicret, şehadet ve cihat kavramları geçiyor. Bu benzerlik bugünkü adreslerle geçmişteki yapılar arasında örgütsel bağ kurmaya yetmiyor. Ancak Ankara’da çocukların bulunduğu eğitim yerlerine ilişkin farklı soruşturmalarda aynı ideolojik dilin tekrarlandığı görülüyor.
AYNI TABLO BAŞKA KENTLERDE DE VAR
Çocukların devlet okuluna gönderilmemesi ve kapalı yerlerde eğitim görmesi başka kentlerdeki IŞİD soruşturmalarında da kayıtlara girdi.
29 Aralık 2025’te Yalova’da üç polisin yaşamını yitirdiği IŞİD operasyonunun ardından yürütülen soruşturmada çocukların eğitimi de incelendi. Emniyet kayıtlarına göre İlim ve Takva çevresindeki bazı aileler çocuklarını devlet okullarına göndermiyor, küçük çocuklara mescitlerde eğitim veriyordu. Devlet yöneticileri ve Cumhuriyet rejimi için “tağut” kavramının kullanıldığına ilişkin ifadeler de kayıtlarda yer aldı.
19 Mayıs 2026’da İstanbul merkezli üç ilde yürütülen başka bir soruşturmada küçük çocuklara IŞİD ideolojisi doğrultusunda eğitim verildiği açıklandı. Savcılığa göre Sultanbeyli, Kartal ve Sancaktepe’deki yasa dışı dernek ve mescitlerde cihat üzerine radikal söylemler aktarılıyor, devletin İslami hükümlere göre yönetilmediği anlatılıyordu.
Ankara, Yalova ve İstanbul’daki yapılar arasında örgütsel bağ bulunduğuna ilişkin bir bulgu yok. Ancak üç soruşturmada da aynı tablo var: Çocuklar devlet okulundan uzak tutuluyor, eğitim mescitlere ve kapalı çevrelere taşınıyor.
BU ÇOCUKLARIN HİKÂYELERİ AYNI DEĞİL
Bazılarının babaları Suriye’ye giderek IŞİD’e katıldı. Ölenler, cezaevinde bulunanlar ve uzun süredir haber alınamayanlar var. Bazı çocuklar Suriye’de yaşadı. Ailesi tarafından götürülenler, IŞİD kontrolündeki bölgelerde doğanlar, Bağuz’un ardından anneleriyle El Hol’e götürülenler ve daha sonra Türkiye’ye dönenler bulunuyor.
Elbette ailesinin geçmişi hiçbir çocuğu IŞİD üyesi yapmaz. Çocuklar anne ve babalarının yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Devlet okuluna gönderilmeyen çocuk için ilk mesele eğitim hakkı. Savaşın ve kampların içinden dönen çocuklarda buna eğitim kaybı, psikososyal destek ve yeniden hayat kurma ihtiyacı ekleniyor.
HİLMİ DEMİR KURUMSAL BOŞLUĞA DİKKAT ÇEKMİŞTİ
Radikalleşme üzerine çalışan ve geçtiğimiz günlerde geçirdiği ani rahatsızlık sonucu yaşamını yitiren merhum Prof. Dr. Hilmi Demir, 20 Mayıs 2026’da TBMM üyelerine yaptığı sunumda Türkiye’de radikalleşmeyi izleyen, önleme yöntemleri geliştiren ve uzman yetiştiren kurumsal bir yapı bulunmadığına dikkat çekmişti.
KAÇ ÇOCUK İDEOLOJİK GEREKÇEYLE OKULDAN UZAK TUTULUYOR, BİLİNMİYOR
Eğitim Reformu Girişimi’nin 2024-2025 eğitim-öğretim yılına ilişkin hesabına göre zorunlu eğitim çağında olduğu halde eğitim dışında kalan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çocuk sayısı 604 bin 446. Eğitim dışında kalan yabancı uyruklu 192 bin 638 çocukla birlikte sayı 797 bin 84’e ulaşıyor.
Bu rakamlar cihatçı Selefi çevrelerde büyüyen çocukların sayısını göstermiyor. Türkiye’de kaç çocuğun ailesinin dini ya da ideolojik tercihi nedeniyle devlet okuluna gönderilmediğine ilişkin ayrı bir veri bulunmuyor.
Başpınar’daki çocukların durumu ise dört yıl önce devlet tarafından biliniyordu. Adres tespit edilmişti. Çocuklar bulunmuştu. Derslikler mühürlenmişti. Çocukların eğitime kazandırılması için çalışma başlatıldığı açıklanmıştı.
DÖRT YIL ÖNCEKİ ÇOCUKLARA NE OLDU?
Dört yıl sonra aynı binanın kapısı yeniden açık. Önünde yine çocuklar var.
Bugün görülen çocukların 2022’de bodrum katta bulunanlarla aynı kişiler olduğunu söylemek mümkün değil. Aynı örgütsel yapının dört yıl boyunca kesintisiz devam ettiğini gösteren bir bulgu da yok. Ancak devletin müdahale ettiği aynı adreste yeniden çocukların görülmesi, 2022’de başlatıldığı açıklanan çalışmanın sonucunu daha önemli hale getiriyor.
Bodrumda bulunan çocukların kimlikleri belirlendi mi? Kaçı örgün eğitime döndü? Kaçı için hane ziyareti yapıldı ya da eğitim tedbiri istendi? Mühürlenen dersliklerin bugünkü hukuki durumu ne? Aynı adreste şimdi hangi faaliyet yürütülüyor? Dört yıl sonra bu soruların hâlâ kamuya açıklanmış bir yanıtı yok.



