Dostlarının anılarında Ahmet Telli ve Diyarbakır

Dostları Şeyhmus Diken ve Vecdi Erbay ile Ahmet Telli’nin şiirini, onun edebiyatındaki Diyarbakır’ı konuştuk.

Süleyman Atalay
Muhabirliğe 2019 yılında Evrensel gazetesinde başladı. Kürt edebiyatı, sanat ve spor alanlarında çeşitli yazı ve haberleri yayımlandı. 2022 yılında Dicle Üniversitesi Sezai Karakoç Edebiyat Fakültesi Türk...

Dostları Şeyhmus Diken ve Vecdi Erbay ile Ahmet Telli’nin şiirini, onun edebiyatındaki Diyarbakır’ı konuştuk.

Ahmet Telli’nin ardından Diyarbakır’da onun adını, şiirini ve kentle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmek için yalnızca biyografisine bakmak yetmiyor. Çünkü Ahmet Telli’nin Diyarbakır anıları; söyleşilerden ve imza günlerinden ibaret değil. 10 Temmuz 2026’da yaşamını yitiren şairin, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Ankara, onun yaşam öyküsünün son durağı oldu. Ancak Telli’nin şiiri, geniş bir coğrafyaya yayıldı. Ahmet Telli’nin şair ve yazar dostlarıyla onun şiirini, onun edebiyatındaki Diyarbakır’ı konuştuk.

DİYARBAKIR’A ‘YOK’ DEMEK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL”

Şeyhmus Diken, Ahmet Tell (2025 Edremit Kitap Fuarı, Yaşar Seyman ile.)
Şeyhmus Diken, Ahmet Tell (2025 Edremit Kitap Fuarı, Yaşar Seyman ile.)

Şeyhmus Diken, Ahmet Telli’yle nasıl tanıştığını şöyle anlattı:

“Ahmet Telli’yi şiirlerinden biliyorum ama kendisiyle tanışmam doksanlı yıllarda Diyarbakır’a yine bir etkinlik için geldiğinde olmuştu. O zaman Ofis’te Sanat Sokağı’nın aşağısında bir kadın arkadaşımızın açtığı Kebikeç Kültür Sanat Merkezi diye bir yer vardı. Diyarbakır’a gelen kimi sanatçılar söyleşiler yapıyordu, orada tanıştık Ahmet Telli’yle. İlk izlenimim böyle mütevazı, alçak gönüllü, kimi yazarlarda görülen; Diyarbakır’da yaşamayıp da dışarıdan gelen ama ismi olan şahsiyetler anlamında öyle çok yüksek perdeden bir insan imajı yoktu Ahmet Telli’de. O olumlu bir perspektifti.”

Ahmet Telli’yle zaman içinde gelişen sohbet ve diyaloglarından söz eden Şeyhmus Diken, “Mesela bir cümleyle telaffuz etmem gerekirse, kendisini birtakım etkinlikler için Diyarbakır’a davet ettiğimde bunu söylerdi bana hep; ‘Zor durumda olsam da Diyarbakır’ın yeri başka, Diyarbakır’a yok demek çok mümkün değil.’ Beraber dolaştığımızda öyle kendini ben Ahmet Telli’yim diye tanıtmak gibi bir derdi yoktu. Ama biraz kültürle, kimlikle ilgilenenler tanıyordu kendisini. Bir de Ahmet’in şöyle bir özelliği vardı; şunu yaptım bunu yaptım demeye yeltenen, kalkışan, bunu dillendiren biri de değildi” dedi.

Ahmet Telli’nin aydın duruşu ve entelektüel tavrından da bahseden Şeyhmus Diken, “Bir şair gider metinlerini okur, şiirlerini okur ve edebiyat üzerine bir iki kelam eder ya, Ahmet sadece öyle değildi. Aynı zamanda entelektüel ve aydın sorumluluğu ekseninde konuşan ve o dili içselleştiren, o dil üzerinden insanlarla diyalog kuran, bu anlamda da sorulan sorulara cevap verebilen, böyle bir duruşu olan biriydi. Bunu hissettiriyordu. Diyarbakır’a geldiğinde bunu daha çok dile getiriyordu. ‘Diyarbakır’da aydının böyle bir duruşu olduğunu Kürtlerin de bilmesini isterim’ diyordu. Yani kendisinin sadece şair olarak değil, aynı zamanda sorumluluk sahibi bir aydın olarak da bilinmesini isteyen ama bunu kendisi hissettirmeden bilinmesini isteyen bir tarafı vardı” diye konuştu.

“GERÇEK VE SORUMLU BİR AYDIN”

Ahmet Telli’nin bu yaklaşımını anlatırken bir aydınların, entelektüellerin iki türünün olduğunu “harman yeri” örneğini vererek anlattı:

“Bir bölümü rüzgarın savurduğu saman gibidir, uçar gider bir tarafa… Hiçbir iz de bırakmaz. Mesela diyor ya; ‘Ben hiçbir işe karışmam kardeşim, sadece edebiyatımı yaparım yazarım.’ Evet bana göre yazardır, ama o rüzgarın savurduğu saman gibidir.

Bir bölümü de dibe düşen tanedir. İşte o harman yerinde dibe düşen sonra buğdayın öğütülüp un haline dönüştüğü ardından da ekmek haline dönüşen ve insanların karnını doyuran gerçek ve sorumlu aydındır. Sorumluluk alandır aynı zamanda, yani tavır geliştiren, yargılanmayı yeri geldiği vakit göze alan. Nitekim Ahmet Telli hayatını kaybetmeden iki yıl önce yargılandı, ceza aldı sonra beraat etti. İşte böyle bir adamdı, böyle adamlar kıymetlidir, onun için de Ankara’da defnedildiği vakit binlerce insan çıkıp cenazesine katıldı ve konuştu.”

“DİYARBAKIR İLGİSİ VARDI”

Diken, Ahmet Telli’nin Diyarbakır’a nasıl baktığını şöyle aktardı:

“Özellikle şehirdeki aydın, entelektüel dostlarıyla ve arkadaşlarıyla görüşmek istiyordu. Şehri görmek istiyordu, şehirdeki değişimi ve dönüşümü görmek istiyordu. Diyarbakır’a gönüllü olarak gelmeyi önemli bulduğunu dile getirmeliyim.”

Telli’nin, kente duyduğu ilgiyi farklı vesilelerle de gösterdiğini ifade eden Şeyhmus Diken, bu ilginin en somut örneklerinden birinin Burhaniye’de planlanan ikinci Cahit Sıtkı Tarancı müzesi çalışmaları sırasında yaşandığını şöyle dile getirdi:

“Bundan beş yıl önce Burhaniye Kitap Fuarı’na konuktum ama gidememiştim. Beni canlı yayına bir televizyon programına almışlardı. O programda Ahmet o sene oranın onur konuğuydu. Cahit Sıtkı Tarancı 1942-1943 yıllarında Burhaniye’de yedek subay askerlik yapmış. Cahit Sıtkı’nın Burhaniye’de askerken kaldığı evi bulduk ve orayı ikinci bir Cahit Sıtkı Tarancı müzesi yapmak üzere belediye ekipleriyle konuştuk, kabul ettiler. O günkü programda Ahmet’le nasıl bir müze olması gerektiğini ve o müzede nelerin yer alması gerektiğini konuşmuştuk. Şunu önermişti; ‘Diyarbakır’daki müzeden replikalar getirilebilir, bu kıymetli bir iştir. Türkiye’de kendi memleketinden sonra ikinci bir yerde müzesi olacak.’ Bu kadar da duyarlıydı. Yani bir Diyarbakır ilgisi vardı. Birçok sanatçıda da var bu. Çünkü Diyarbakır sadece daraltılmış bir eksende düşünülecek bir şehir değil. Ahmet’te bu ziyadesiyle vardı. O ilgiyi, ben Cahit Sıtkı Tarancı’nın orada açılması düşünülen müzesine müdahillik anlamında da hissettim. Hatta bu sene de kamulaştırıldı o ev. Önümüzdeki yıl muhtemelen açılışı da yapılacak.”

Vecdi Erbay, Hicri İzgören, Ahmet Telli - Diyarbakır
Vecdi Erbay, Hicri İzgören, Ahmet Telli – Diyarbakır

Vecdi Erbay da Ahmet Telli’nin şair ve yazar dostlarından. Erbay, Telli’nin ölüm haberini alır almaz uğurlamak üzere şair Lal Laleş ile Ankara’daki veda törenine katılan çok sayıda şair ve yazardan biri. Vecdi Erbay Ahmet Telli’yle nasıl tanıştığını şöyle anlattı:

“Ben Demokrasi gazetesinde kültür-sanat sayfasını yönetirken Ahmet Telli de sayfanın köşe yazarıydı. Bizim ilk tanışmamız sanıyorum telefon üzerinden oldu. Köşe yazılarının takibini yaparken konuşmaya başladık. Esas tanışmamız ve dostluğumuz sanırım Piya Yayın Kolektifi’nde çalışmaya başlayınca oldu. Çünkü onun “Kalbim Unut Bu Şiiri’ adlı seçme şiirlerini Piya Kitaplığı basmıştı ve İstanbul’a her geldiğinde uğruyordu Piya’ya. Piya günlerinden vefatına kadar yürüyen bir dostluğumuz oldu.”

“AHMET TELLİ DEVRİMCİ BİR ŞAİRDİ, BİR DE ENTERNASYONALİSTTİ”

Erbay, “Ahmet Telli’nin şiirlerinde Kürtler, özelde Diyarbakır nasıl bir yerde duruyor ve bulunuyor?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Onun için tek tek bakmak lazım belki şiirlerine ama şunu söyleyebilirim: Özellikle son kitaplarında şiir başlıklarına baktığımız zaman onun Kürt halkına, coğrafyasına, kültürüne ve mücadelesine duyarlılığını görmek mümkün. Mesela ‘Mardin’ diye şiiri vardır. Hakkari’de, Cizre’de, siyasal ve toplumsal çatışmalı dönemlerle ilgili hassasiyetini de yine şiirlerinde görmek mümkün.”

“KÜRTLER DE DİĞER HALKLAR DA ONUN ŞİİRİNE BİR ŞEKİLDE GİRMİŞTİR”

Erbay, Telli’nin devrimci bir şair olduğunu şu sözlerle anlatıyor:

“Hacı Lokman Birlik için yazdığı şiir vardır mesela. Birlik, katledilmiş ve cenazesi bir askeri araca bağlanarak sürüklenmişti. Kaç şair bu vahşeti gördü, hissetti ve yazdı? Çünkü Ahmet Telli devrimci bir şairdi, enternasyonalistti. Kendisi Çerkes’di ve sadece Çerkeslerin meselesini kendine dert edinmiş birisi değildi. Bunun yanında Kürtler de diğer halklar da onun şiirine bir şekilde girmiştir mutlaka. Öğrencilerin çağırdığı bütün etkinliklere giderdi. Hepimizin aklındadır, Hacettepe Üniversitesi’nde faşistlerin arasından bir geçişi vardır. Küçücük bir adamdı Ahmet Telli ama o görüntü dev bir adamı gösteriyordu. O dev gibi adamın yüreği de işçinin, emekçinin, öğrencinin, Kürdün ve diğer halkların yanında oldu. Şiiriyle oldu, dayanışarak, onların yanı başında durarak gösterdi bunu.”

“O ÇOCUKLAR ŞAİRE YA DA ŞİİRE SIĞINIYORLAR”

“Diyarbakır’a uğradığı zaman sizinle görüştüğünde akılda kalan, tanık olduğunuz bir anı var mıdır?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

“Demokrasi gazetesinde çalıştığım zamanlar İstanbul’daydım. Bir grup şair; içinde Nevzat Çelik’in, Fadıl Öztürk’ün ve Ahmet Telli’nin de bulunduğu bir ekip Diyarbakır’a bir etkinliğe geliyorlar. Bu arada öğrencilerin eylemine polis müdahale ediyor. Polisten kaçan öğrencilerin bir kısmı şairlerin arkasına saklanıyor. O çocuklar şaire ya da şiire sığınıyorlar. Belki bizi oradan almazlar diye düşündüler ama yanıldılar. Polis, onlarla birlikte Nevzat Çelik ve Fadıl Öztürk’ü de göz altına alıyor. Ahmet abi de oradaydı.”

Erbay, Ahmet Telli’nin Diyarbakır ziyaretlerinin yalnızca etkinliklerle sınırlı olmadığını, şairin kentte geçirdiği zamanın dostları ve okurlarıyla iç içe geçtiğini belirtti:

“Yani Diyarbakır’a geldiği zaman böyle olayların içinde kendini bulduğu da oldu. Benim bildiğim 90’lı yıllardan beri Ahmet abi Diyarbakır’a her davet edildiğinde geldi; etkinliklere, imzaya, programlara katıldı. Burada insanlarla bir araya geldi, şiir konuştu, şiir okudu ve gündemde ne varsa onun üzerine kelam etti. Aslında çok yalnız kaldığını söylemek mümkün değil. Tırnak içinde söylüyorum, biraz ‘film artisti’ gibiydi. Gittiği her yerde onu tanıyan olurdu. Bir kafede oturmaya kalksak birkaç kişi gelir selam verirdi mutlaka. Birçok muhabbet geçerdi aralarında. Çok ince davranırdı insanlara. Zaten çok gülen bir adam değildi, gülünce güzel gülerdi. Ciddi bir adamdı ama ciddiyeti onun samimiyetini, içtenliğini, dostluğunu gizleyen bir yerde değildi. Sevgisini gizleyen bir ciddiyetten bahsetmiyorum yani. Buraya geldiğinde arkadaşları onu nereye götürürse oraya giderdi. Bir parkta ya da kafede de otururduk. Akşamları meyhaneye giderdik. Onun içki içmesi de gayet güzeldi, onunla olaylı bir içki masası hatırlamıyorum. Onun bulunduğu masada kavga, gürültü hiç hatırlamıyorum.”

Telli’nin eksikliğini çok fazla hissedeceklerini vurgulayan Erbay, “Bir şair dostumu kaybettim, bunun için üzgünüm elbette. Türkiye’nin devrimcileri, emekçileri, halkları da bir yoldaşını kaybetti” dedi.

ŞİİRİN BİR COĞRAFYADA YENİDEN SES BULMASI

Lal Laleş, 2005 yılında Ahmet Telli’nin şiirlerini Kürtçeye çevirip seçme şiirler halinde “Gul e Rojhilata Ruyê Te” (Yüzünün Doğusu Gül) ismiyle yayımlamış bir şair olarak özel bir yere sahip.

Bu şiirlerden biri olan “Karda İzler” şiirini Ahmet Telli’ye veda töreninde Kürtçe çevirisini okumuştu. Bu seçki, Telli’nin şiirlerinin Kürtçeye taşındığı önemli çalışmalardan biri olmuştu. Burada yalnızca bir çeviri faaliyetinden söz etmek mümkün değil. Bir şairin sözcüklerinin başka bir dile geçmesi, şiirin başka bir coğrafyada yeniden ses bulması anlamına geliyor bu. Telli’nin şiirlerinin Türkçeden Kürtçeye taşınması da bu açıdan Diyarbakır’ın çok dilli ve çok katmanlı edebiyat ortamıyla güçlü bir kesişim oluşturuyor. Kitabın yayımlandığı günlerde Lal Laleş çeviriyi iki sebepten yaptığını söylemişti; birincisinin Kürt edebiyatına poetikasına katkı sunmak, diğerinin ise dillerin yan yana kardeşçe yaşayabileceğini göstermeye yönelik olduğu.