Kaynarpınar JES istemiyor: ‘Temiz enerji’ diyorlar ama geleceğimiz zehirleniyor

Bingöl’ün Kaynarpınar köyünde ABD merkezli şirket jeotermal enerji santrali (JES) için şantiye kurmak istedi. Topraklarını korumak isteyen halk, jandarma ile karşı karşıya geldi. Köylüler ve ekoloji aktivistleri tepkili: “Temiz enerji diyorlar ama toprağımız, suyumuz ve geleceğimiz zehirleniyor.”

Zeynep Akat
Gazeteciliğe bianet’te stajyer olarak başladı. Ardından 9. Köy, GazeteMLSA'da çalıştı. İlke TV ve Yol TV'de çalışırken Bingöl’de cewlik.net’i kurdu.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin pek çok ili uzun yıllardır barajlar, güvenlik gerekçeli projeler, maden sahaları ve taş ocaklarının hedefinde. Bingöl de bu illerden biri. Kentin kırsal ve meralık alanları bir yandan maden arama projeleri, diğer yandan güneş enerji santrali ve jeotermal enerji santralleriyle kuşatıldı. Halkın tüm bunlarla mücadele ettiği son adres, Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar (Lîçik) köyü oldu.

Kaynarpınar’da ABD merkezli Ignis H2 Enerji Üretim A.Ş.’ye ait iş makineleri 7 Ağustos Cuma ve 9 Ağustos Pazar günleri jandarma eşliğinde köye girerek JES projesi için şantiye kurmak ve altyapı çalışması başlatmak istedi. Şirketin bu girişimine karşı araziye çıkan köylülerin gösterdiği direnç üzerine sahadaki faaliyetler geçici olarak durduruldu.

VARTO DİRENİŞ ÇADIRINDAN KAYNARPINAR’A DESTEK

Pazar günkü müdahalenin ardından 11 Ağustos Salı günü Kaynarpınar köy meydanı, son zamanların en kalabalık protestolarından birine ev sahipliği yaptı.

Geniş katılımlı basın açıklamasına destek verenler arasında dikkat çekici bir grup da vardı. Komşu ilçe Varto’da maden arama projesine karşı kurdukları çadırlarda 100 gündür mücadele eden köylüler, Kaynarpınar köylülerinin eylemine destek verdi.

Açıklamalarda sık sık hukuki sürecin devam etmesine karşın sahadaki çalışmaların jandarma eşliğinde başladığı vurgulandı.

Varto Ekoloji Platformu üyesi Çayan Dursun, santralin yerleşim alanlarının hemen yanında kurulmak istendiğini belirtti. Olası bir ekolojik tahribatın bölgede yeni bir göç dalgası yaratacağını söyledi:

“Yerleşim alanlarımızın yanı başında bu tesis kurulduğunda havamız ve suyumuz zehirlenecek. Bize 90’lı yıllardaki gibi yeniden göç yolları görünecek. Artık sadece konuşma aşamasını geçtik; toprağımızı korumak için iş makinelerinin karşısında durmak zorundayız.”

YARGILAMA SÜRÜRKEN…

Mahkemenin, bir yıldır devam eden yargılamada keşif kararı aldığını belirten avukat Kübra Sudan, “Şirket, yargılama sürerken kolluğun gücünü arkasına alarak yöre halkı üzerinde fiili bir durum yaratmaya çalışmıştır. Yasal haklarımızı kullanırken yapılan bu müdahale hukuka aykırıdır. Önümüzdeki aylarda yapılacak keşif gününde de toprağımıza sahip çıkacağız; haklı olan taraf biziz ve hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

“BU YIKIMA İZİN VERMEYECEĞİZ”

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu Sözcüsü Ekrem Alan ise yerin 2 bin 500 ile 3 bin metre altından çıkarılan akışkanların ağır metaller ve yoğuşmayan zehirli gazlar (NCG) içerdiğini belirtti. Kâr marjını korumak isteyen şirketlerin bu gazları arıtmadan atmosfere bıraktığını vurguladı:

“Jeotermal akışkanın içindeki ağır metaller ve zehirli gazlar, yüksek maliyetler nedeniyle arıtılmadan vanalar vasıtasıyla havaya salınmakta, deşarj kanallarıyla akarsulara dökülmektedir. Bu kimyasallar içme sularımızı, tarlalarımızı ve meralarımızı zehirleyerek kanser başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açacaktır. Bu yıkıma izin vermeyeceğiz.”

DEM Parti Ekoloji Meclisi Eşsözcüsü Melis Tantan, şirketlerin halkın toprağını onlarca yıllık projelere feda edemeyeceğini belirtti:

“Önce sondajlarla suyu çekip kirletiyorlar, havayı ve doğayı zehirliyorlar, ardından insanları yerinden ediyorlar. Çözüm ve barış tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde insanlara insansızlaştırılmış köyler ya da zehirlenmiş bir doğa mı bırakacaksınız? Hakiki bir barış sürecinin ilk adımı, tam da buradaki ekonomik ve ekolojik yıkım projelerinin durdurulması olmalıdır.”

Açıklamanın ardından köy içinde sloganlarla yürüyüş yapıldı. Yürüyüş boyunca sık sık “IGNIS doğamızdan defol sloganları atıldı.

“İSTEMİYORUZ, BU KADAR NET!”

Remziye Tekin ve Ayten Tekin
Remziye Tekin ve Ayten Tekin

Büyükşehirlerin karmaşasından ve sağlık sorunlarından kaçarak yıllar sonra memleketine dönen Ayten Tekin, İzmir’den Kaynarpınar’ uzanan hikayesini ve duyduğu öfkeyi şu sözlerle aktardı:

“İzmir’de yaşayamadık, nefes alamıyorduk. Toprağımızı, memleketimizi özledik. Eşim rahatsız, ben rahatsızım… ‘Havası, suyu güzel, biraz nefes alalım’ dedik, geldik ev yaptık. Ama maalesef başımıza bu belayı sardılar. Burada hayvancılık yapan var, tarımla uğraşan var. Bu insanlar nereye gitsin? Bize ‘JES zararsız’ diyorlar, inanmıyoruz. Biz köyümüzde kendi yağımızda kavrulurken, Amerikan şirketleriyle gelip toprağımızı talan ediyorlar. Madem faydalı bir şey, gitsinler kendi ülkelerinde yapsınlar. Neden buraya yapıyorlar? Bizim topraklarımıza göz diktiler; istemiyoruz kardeşim, istemiyoruz! Bu kadar net!”

“GÜVENMİYORUZ”

Köylü Remziye Tekin, projenin hafızalarında henüz taze olan zorunlu göçü yeniden canlandırdığını söyledi. 1990’lı yıllardaki baskılar nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını ve 25 yıl boyunca geri dönemediklerini belirten Tekin, hissettiklerini şöyle ifade etti:

“Biz 90’larda evimizi, köyümüzü, her şeyimizi bıraktık gittik. 25 sene köyümüze dönemedik. Baskılarla gittik ama yıllar sonra geri geldik, evimizi kurduk, hayata yeniden başladık. Bizim sahip olduğumuz tek şey bu köyümüz, bu toprağımız. Başka hiçbir şeyimiz yok. Biliyoruz ki bizim toprağımızı elimizden almak, havamızı, suyumuzu bozmak istiyorlar. Biz bu saatten sonra nereye gidelim? Aldığımız nefes, içtiğimiz su… Bunu bize doğa veriyor ama şirketler onu da elimizden almak istiyorlar. Amerika’dan gelip burada proje yapıyorlar. Biz bu insanlara güvenmiyoruz. Yabancı şirketi de istemiyoruz.”

“JES’LERİN TOPRAĞI ÇÖLLEŞTİRDİĞİNİ GÖRDÜK”

Fransa’da yaşayan Karlıovalı sanatçı Ulaş Kelaşin şunları söyledi:

“Ben doğma büyüme Karlıovalıyım. Çocukken buralara, bu dağlara gelir; doğanın güzel havasından, suyundan toplum olarak yararlanırdık. Kaplıcaları, doğası bize hizmet ederdi; doğayla bir bütündük. Şimdi bakıyorum, bu çıkar peşinde koşan uluslararası firmalar toprağımıza, suyumuza ağır tahribatlar veriyor. Bu bölgenin bir çocuğu olarak havamızın, suyumuzun kirletilmesini istemiyorum.

Ulaş Kelaşin
Ulaş Kelaşin

‘Çevreyi kirletmeyen alternatif enerji’ söylemlerine kesinlikle inancım yok. Maalesef bu tesisler hakkıyla, prosedürlere uygun işletilmiyor. Aydın gibi yerlerde jeotermal santraller nedeniyle toprağın nasıl çölleştiğini görüyoruz. Evet, enerjiye ihtiyaç olabilir ama bu üretim toplumun da doğanın da menfaatine değil. Bu coğrafyada sadece insan değil, börtü böcek de yaşıyor. Halk bilinçli ve bu projeyi istemiyor, zorlamanın bir anlamı yok.”

“BU YIKIMI NE DOĞA NE VİCDAN KABUL EDER”

44 yaşındaki arıcı Sadık Gürgen ise ekolojik dengenin korunması çağrısı yaptı:

“Burada yaşam hakkımız, doğamız, tarihimiz elimizden alınıyor. Devlet veya şirket kanadındaki bakış açısına göre burada sadece 10 kişi ya da 15 ev görünüyor olabilir. Ama öyle değil; dışarıda bu doğadan rızkını almış, gitmiş yüz binlerce gurbetçi insanımız var. Ben arıcılık yapıyorum; doğadaki binbir çeşit kır çiçeğiyle geçiniyorum. Doğa bizi besliyor, gerçek anlamda bir ana gibi… Bir yıla yakındır bu halk huzursuz. Aşağıdaki Peri Suyu’nda binlerce balık, bilmediğimiz binlerce canlı var. Yapılmak istenen bu yıkımı ne doğa kabul eder ne vicdan. Acımasız bir kapitalist düzen bizi ablukaya almış durumda. Barolar Birliği’nden, çevre örgütlerinden, milletvekillerinden ve kamuoyundan duyarlılık bekliyoruz. Çünkü biz burada tane tane ölüyoruz. Ölmek istemiyoruz, yaşamak istiyoruz.”

İNSANLAR NEDEN JES’E TEPKİLİ?

TMMOB Bingöl İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Genel Sekreteri Canfidal Boldaş, açıklama öncesinde; “yeşil ve yenilenebilir enerji” olarak bilinen JES projelerinin sürdürülebilir olup olmadığı sorusuna JES’lerin çalışma prensibini anlatarak yanıt verdi:

“Sistem, yeraltının derinliklerindeki yüksek sıcaklıktaki jeotermal suyun ve buharın yüzeye çıkarılması, bu buharla türbinlerin döndürülerek elektrik üretilmesi esasına dayanıyor.”

Boldaş, TMMOB olarak bilimin ve tekniğin ışığında üretilen yenilenebilir enerjiye doğrudan karşı olmadıklarını, ancak Türkiye’deki asıl problemin denetimsizlik ve şirket maliyetleri olduğunu vurguladı:

“JES’te yerin altından suyu çekiyorsunuz. Ancak o suyu kullandıktan sonra geri aldığınız derinliğe yeniden bırakmanız, yani ‘reenjeksiyon’ yapmanız gerekiyor. Buradaki temel mesele maliyet. Yer altından suyu çekmenin maliyeti 1 TL ise, o suyu çevreye ve yeraltı su tablolarına zarar vermeyecek şekilde tekrar aynı derinliğe basmanın maliyeti örneğin 100 TL. Şirketler bu yüksek maliyetten kaçındığında, yeraltından çıkan ağır metalli su yüzeysel kaynaklara ve tarım arazilerine sızıyor; bu da geri dönülemez bir yıkıma yol açıyor.”

 

Türkiye’de çevre mevzuatının uygulanmasında ciddi aksaklıklar yaşandığını belirtip özelleştirilen termik santrallerin çevre ve filtre yatırımlarının yasal düzenlemeler ve geçici izinlerle yıllarca ertelendiğini hatırlatan Boldaş, şunları ekledi:

“Devletin kendi mevzuatını bile esnetip santrallere yıllarca muafiyet tanıdığı bir ortamda, halkın bu yeni projelere güven duymaması son derece doğal. Biz yeterli denetimler ve gerekli ekolojik koşullar sağlandığı takdirde JES’lere ilkesel olarak karşı değiliz. Fakat Türkiye’de yeterli denetim mekanizmaları kurulmuş değil. Bunun için kamu denetçilerinin yanı sıra içerisinde sivil toplum örgütlerinden, meslek odalarından ve bağımsız gözlemcilerden kişilerin yer aldığı denetim mekanizmaları oluşturulmalı. Bu santraller anlık olarak denetlenmeli ve aksi bir durum gözlemlendiğinde cezai yaptırımı olmalı.”