Nadir elementlerin köyü Beylikova: ‘Yetkililer bize niye danışacak ki?’

Eskişehir Beylikova’da bu elementlerin çıkarıldığı sahaların hemen yanında yaşayan köylüler sürecin nasıl ilerlediğinden hâlâ habersiz. “Stratejik maden” söylemiyle büyüyen tartışmanın içinde, rezervin gerçekliği, çevresel riskler ve yerel halkın rızası geri planda kalıyor.

Eskişehir, Ekim 2025’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın verdiği “müjde” ile Türkiye’nin “yüksek teknoloji hazinesi” olarak anılmaya başladı. Bugün Beylikova ilçesine bağlı Kızılcaören Köyü, Türkiye’nin en büyük maden tartışmalarından birinin merkezinde yer alıyor. İktidar, Beylikova ile Sivrihisar arasındaki sahada yüz milyonlarca ton nadir toprak elementi bulunduğunu ve buranın Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olduğunu iddia ediyor.

Elektrikli araçlardan savunma sanayisine kadar geniş bir üretim zincirinde kullanılan nadir elementler, Ankara’nın küresel teknoloji rekabetine girmek istediği yeni alanlardan biri olarak görülüyor. Türkiye son yıllarda bu alanda uluslararası yatırım arayışını hızlandırdı ve 2024’te Çin ile madencilik ve doğal kaynaklar alanında işbirliği mutabakatı imzaladı.

Nadir toprak elementleri küresel bir güç mücadelesinin de merkezinde. Dünya üretiminin büyük bölümü ve ayrıştırma-işleme teknolojilerinin önemli bir kısmı Çin şirketlerinin elinde bulunuyor. ABD ve Avrupa Birliği son yıllarda Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Türkiye de yarışa Beylikova sahasıyla girmeyi hedefliyor.

Ancak bu büyük ölçekli planların sahadaki karşılığına bakıldığında bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor. Maden sahasının hemen yanında yaşayan köylüler için jeopolitik tartışmalar çok daha somut sorulara dönüşmüş durumda.

“TAPULU ARAZİME GİREMİYORUM”

Kızılcaören köyünün kıyısındaki patika yolda ilerlerken uzaktan bir çoban ile karşılaştık. Ayağında mor çoraplar var, kucağında ise neredeyse ölmek üzere olan küçük bir kuzu. Bizi görünce elindeki sopayı sallayarak yaklaştı: “Gelmeyin… A Haber’den geliyorsanız hiç gelmeyin”

Adı Turan Oktay. 60 yaşında. Yıllardır bu bölgede hayvancılık yapıyor. Köye gazetecilerin ve araştırmacıların gelmesinden bıkmış. Bir süre sonra konuşmayı kabul ediyor. Ancak kıyafetlerini beğenmediği için fotoğraf çekilmesine izin vermiyor:

“Benim ahırlarım maden sahasının yakınındaydı. Artık kullanamıyorum. Oraya gittiğimde güvenlik görevlileri ‘dur’ diyor. Oysa o arazi tapulu mülküm. Kendi toprağımdan nasıl geçemem?”

“BİZE NEDEN SORSUNLAR Kİ”

Türkiye Varlık Fonu’na aktarılan Eti Maden tarafından işletilen pilot tesis Kızılcaören köyüne 5 kilometre uzaklıkta. Yaz ve bahar aylarında aileler köye dönüyor, ekiyor, biçiyor. Hasadın ardından kış aylarını ilçede ya da kentte geçiriyor.

Hayvanlarına su taşırken karşılaştığımız Nazmi Yıldırım 62 yaşında. SGK’da çalıştıktan sonra emekli olmuş,  köyüne dönmüş. Bugün arpa ve buğday ekiyor, biraz da hayvanı var.

Nazmi Yıldırım
Nazmi Yıldırım

“Zararına da olsa ekiyoruz,” diyor.

Köyün hemen birkaç kilometre ötesindeki nadir toprak elementleri sahasını yakından tanıyor. Çünkü yedi sekiz ay boyunca arama çalışmalarında çalışmış: 1200 metreye kadar inen kuyular var. Her birinin açılması 45 gün sürüyor. Çıkarılan madenlerin sekiz on çeşit olduğunu, çok iyi bir maden olduğunu söylüyorlar ama çıkar mı, çıkmaz mı onu da bilmiyoruz.”

Nazmi Yıldırım’a göre maden çalışmalarına Almanlar ve Fransızlar da katılmış. 1960’lardan beri söz konusu arama çalışmaları sürüyor ama bugüne kadar köylüler sadece işçi olarak çalışarak parçası olabilmiş.

Yıldırım, Enerji Bakanlığı’nın herhangi bir bilgilendirme toplantısına tanık olmamış: “Yetkililer bize niye danışacak ki? Milletvekilleri geliyor, bakanlar geliyor. Ama hepsi Ankara yolundan geçip gidiyor. Köyün içine giren yok.” Madeni isteyip istemediğini sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: Biz istemesek de bir şey değişmez. Devletin kararına karşı köylünün yapabileceği bir şey yok. Devlet ne isterse yapar.” Çevreye ve insan sağlığına olası etkilerinin de farkında. “Tarım olmaz artık. Yapamayız. İnsan sağlığına zararlı diyorlar. Biz bilim adamı değiliz. Ama maden çıkarsa tarım yapılmayacağını biliyoruz.”

“ZATEN TARIM YAPAMAZ DURUMDAYIZ”

Köy azası Zülküf Vural 68 yaşında. Kendini “madenden emekli bir babanın çocuğu” olarak tanımlıyor. Babası da bu bölgede madenlerde çalışmış. “Ben bu işlerin içinden geliyorum,” diyor.

Madenin köy için yeni bir hikâye olmadığını, çocukluğunda yabancı şirketlerin bölgede bulunduğunu hatırlıyor:  “O dönem köyde 80’e yakın Fransız vardı. Burada çok maden var demişlerdi. 800 metre, 1000 metre, 1200 metre kuyular kazdılar. Her 20 adımda bir kuyu vardı.”

Vural’ın gözlemlerine göre Eti Maden’in işlettiği sahada 80–90 kişi çalışıyor. Büyük ölçekli bir maden sahası kurulmasına tamamen karşı olmadığını dile getiriyor. “Türkiye’ye, millete faydası olacaksa olur. Benim toprağımı alıp başka ülkeye yüzde bir fayda sağlıyorsa istemeyiz. Halkın çocukları burada çalışacaksa, ülke kazanacaksa neden istemeyelim?”

Vural’a göre tarım zaten yapılamaz durumda. Kızılcaören’de tarım zaten sürdürülemez hâle geldi. Gübre fiyatları, ürün fiyatları, dengesizlik… Bir ton ürüne kaç ton gübre lazım? Tarımı zaten yapamıyoruz.”

“SU DİŞLERİMİN RENGİNİ DEĞİŞTİRDİ”

Köyde yaşayan Ayşe Vural da maden çalışmalarının yıllardır köyün hayatını etkilediğini söylüyor: “Bu kaynaklar Türkiye’nin çıkarına kullanılmalı. Ama geçmişte madenden etkilendik. O zamanlar musluktan sarı su akıyordu. Dişlerim bile sarıydı. Dişlerimi yeni yaptırdım.”

CHP Beylikova İlçe Başkanı Yusuf Baykara, madenin çıkarılmasından yana ama bir şartla: “Bu madenleri kendimiz çıkarmalıyız. Yoksa başkaları alır, bize daha pahalıya satar.”

Baykara’ya göre yabancı ülkelerle işbirliği yapılabilir ancak bunun eşit şartlarda olması gerekli: “Beylikova değişecek diyorlar. Keşke gerçekten değişse. İlçede işsizlik çok yüksek. Gençler burada kalmak istemiyor.”

ÇİN ŞİRKETLERİ TÜRKİYE’DE

Çinli madencilik şirketlerinin Türkiye’de yatırımları da artıyor. Heilongjiang merkezli Qitaihe LongCoal Mining Co. Ltd., Türkiye’de yatırım şirketleri ve ortak yönetim yapıları kurduğunu kendi sitesinde açıklıyor. Şirket uluslararası madencilik projeleri yürüttüğünü ve Türkiye’de yatırım şirketleri, ticaret şirketleri ve ortak işletmeler kurduğunu belirtiyor.

LongCoal Mining Co. Ltd.’nin internet sitesinde yer alan bu harita, şirketin Türkiye’de madencilik sektörüyle bağlantılı olduğunu belirttiği bölgeleri gösteriyor. Haritada Türkiye genelinde linyit ve taşkömürü sahalarının bulunduğu alanlar işaretlenmiş durumda.

Son iki yılda Çin sermayeli şirketlerin Türkiye’de kömür ve metal madenciliği alanında çeşitli ortaklıklar kurduğu görülüyor. Bu yatırımlar kritik mineraller alanındaki küresel rekabetin Türkiye’ye de yansıdığını gösteriyor.

ESKİŞEHİR’İN YÜZDE 71’İ RUHSATLI

Eskişehir’de maden sahası nedeniyle tehlike altında olan tek bölge Beylikova değil. Yüzde 71’i ruhsatlı maden sahası ilan edilen kentte, Cengiz Holding’in siyanürlü altın madeni projesi için Eskişehir’de 57 bin ağaç kesilecek. Şirket, çalışma alanındaki ormanlık alanı “bozuk orman” olarak tanımlayarak kesim işlemini gerçekleştirecek. Faaliyetlerin 10 yıl süreceğini açıklayan şirket, bu sürenin ardından bölgenin yeniden ağaçlandırılacağını ve alanın normal orman statüsüne kavuşturulacağını iddia ediyor. Uzmanlara göre ise yaban hayatı ve endemik bitkilerle birlikte oluşmuş ekosistemin bu müdahaleden sonra geri dönmesi mümkün değil.

Eskişehir Ekoloji Platformu’ndan Cevat Aydemir, Beylikova’daki nadir toprak elementleri (NTE) tartışmasının “bir anda ortaya çıkmadığını” söylüyor. Aydemir’e göre mesele yalnızca Beylikova değil; Eskişehir’in tamamı üzerinde büyüyen bir madencilik dalgası: “694 milyon tonluk rezerv deniyor. Bu devasa bir proje. Sadece bir ilçeyle sınırlı kalmaz; bütün Eskişehir’i kapsar.”

İŞE ALSALAR BİLE ASGARİ ÜCRETLE ÇALIŞTIRACAKLAR

Köylüler için en cazip vaadin ise ‘istihdam’ olduğunun altını çiziyor Aydemir. Tarım politikaları nedeniyle zaten zor hale gelen köylerde genç nüfus kentlere göç etmiş durumda. Ancak Aydemir’e göre teknik ihtiyaçlar yine de köylerden karşılanamaz:

“Köyde nüfus ortalaması 60 yaş üstü. 70 yaşındaki köylü gidip orada çalışamaz. Genç nüfus olsa bile teknik personel ihtiyacı o bölgeden karşılanmaz. Size istihdam ve refah getirecek’ sözleriyle “mutlu tablo” çiziliyor. İşe alsalar bile asgari ücretle, 30–40 bin lira bandında çalışacaklar.”

Beylikova’da köylerde bilgilendirme toplantıları yapıldığına dair duyum aldıklarını, ancak kendilerinin bu toplantılara çağrılmadığını söylüyor. Hatta kentte NTE’ye ilişkin broşürler dağıtılmış:

“Eğer beklendiği gibi faaliyete geçerse geri dönülemez zarar verecek. Sağlığa etkisini hayal dahi edemiyorum. Madenlerin ne kadar su harcadığını biliyoruz. Halkın hakkı olan suyu şirketlerin para kazanmak için kullanması bile tek başına karşı çıkma nedenidir”

REZERV GERÇEKTEN 695 MİLYON TON MU? 

Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, Beylikova sahası için dolaşıma sokulan ‘695 milyon ton’ ve ‘dünyanın büyük rezervi’ iddialarına teknik bir ayrım getiriyor: “Büyük rakam söylemek istiyorsanız kaynağı söylersiniz. Gerçek rakamı söylemek istiyorsanız rezervi söylersiniz. 695 milyon ton orada bir rezerv değil. Bize gelen bilgilere göre bu bir kaynak.”

Rezerv, bir sahadaki kütlenin tamamını değil; teknik ve ekonomik koşullarda işletilebilir bölümünü tarif ediyor. “Bazılarını teknik nedenlerle yeraltından çıkaramıyorsunuz. Derinliği vardır, içinde bulunduğu cevherin yapısı vardır. Birincisi teknik nedenlerle ne kadarını çıkartabiliyorsunuz? İkincisi de ekonomik nedenlerle ne kadarını çıkaracaksınız?”

Yüksel’in paylaştığı bilgilere göre, yüzde 1 NTE kesme tenörü esas alındığında Beylikova sahasında ekonomik olarak hesaplanan NTE rezervi yaklaşık 12 milyon ton düzeyinde. Ancak bu oran yüzde 1,5’e çıkarıldığında, yani daha zengin cevher hedeflendiğinde bu miktar yaklaşık 4 milyon tona düşüyor. “Tenör yükseldikçe rezerv hızla küçülür,” diyen Yüksel, barit, flüorit, toryum ve uranyum için de benzer bir tablo çiziyor.

“GEREKLİ TEKNOLOJİ TÜRKİYE’DE YOK”

Beylikova’da hâlihazırda faaliyette olan pilot tesisin yılda 1.200 ton cevher işlediğini belirten Yüksel, bunun büyük ölçekli bir üretim değil, bir Ar-Ge süreci olduğunu söylüyor: “Şu anda yapılan şey, cevheri kırmak, öğütmek ve flotasyonla bir konsantre elde etmek. Bu aşamada nadir toprak elementleri, barit, flüorit, toryum ve uranyum birbirinden ayrılmış değil; hepsi tek bir konsantre içinde bulunuyor.”

Asıl kritik aşamanın bundan sonra başladığını vurguluyor: “Elementlerin tek tek ayrıştırılması için ‘solvent extraction’ dediğimiz bir teknolojiye ihtiyaç var. Bu teknoloji Türkiye’de yok.”

Almanya’da yaşayan Mühendis Mehmet Akdemir’e göre pilot tesisin varlığı, Türkiye’nin NTE teknolojisine geçtiği anlamına gelmiyor: “Tesiste yapılan işlem, farklı mineralleri içeren bir konsantre elde etmekle sınırlı. Asıl katma değer, bu karışımın element element ayrıştırılması aşamasında ortaya çıkıyor”

5 SORUDA NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ

1) Nadir toprak elementleri nedir?
Nadir toprak elementleri (NTE), periyodik tabloda yer alan 17 metalik elementi ifade eder. Tedarik zincirinde büyük yer tutan NTE elementleri elektrikli araç bataryaları, rüzgâr türbinleri, savunma sistemleri, cep telefonları, yarı iletkenler ve yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılır. “Nadir” olarak adlandırılsalar da doğada tamamen az bulunmazlar; ancak ekonomik olarak çıkarılabilir yoğunlukta bir araya gelmeleri sınırlıdır.

2) Beylikova’daki 694 milyon ton ne anlama geliyor?
Bakanlığın açıklamalarında NTE’lere dair ‘694 milyon ton’ büyüklüğünden söz ediliyor. Ancak uzmanlara göre bu rakam teknik anlamda doğrulanmış bir “rezerv” değil, bir “kaynak” olarak değerlendirilmeli. Rezerv, ekonomik ve teknik olarak çıkarılabilir kısmı ifade eder. Beylikova’da ekonomik olarak işletilebilir miktarın, açıklanan toplam kütleden çok daha düşük olabileceği belirtiliyor.

3) Pilot tesis ne üretiyor?
Beylikova’da yılda 1.200 ton cevher işlediği açıklanan bir pilot tesis bulunuyor. Ancak bu tesiste nadir toprak elementleri tek tek ayrıştırılmıyor. Uzmanlara göre şu aşamada elde edilen ürün, farklı mineralleri içeren bir konsantre. Asıl katma değer, elementlerin “solvent extraction” teknolojisiyle ayrıştırılması aşamasında ortaya çıkıyor. Bu teknolojinin Türkiye’de bulunmadığı belirtiliyor.

4) Çevresel riskler neler?
NTE üretimi yüksek su kullanımı ve kimyasal ayrıştırma süreçleri gerektiriyor. Sahada toryum ve uranyum gibi radyoaktif elementlerin de bulunabileceği ifade ediliyor. Olası bir endüstriyel ölçekli üretimde su tüketimi, atık yönetimi ve radyasyon riski gibi başlıkların nasıl yönetileceği henüz net değil.

5) NTE neden jeopolitik bir konu?
Çin, hem rezerv hem ayrıştırma teknolojisi açısından küresel ölçekte baskın konumda. ABD ve Avrupa, kritik minerallerde Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Türkiye’nin Beylikova sahası, bu küresel rekabet bağlamında stratejik bir potansiyel olarak görülüyor. Ancak jeolojik potansiyelin stratejik güce dönüşmesi, teknoloji ve şeffaflık düzeyine bağlı.

 

Editörden not: Haber kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Eti Maden’e yazılı sorular yönelttik. Beylikova’daki maden sahasının geleceğine ilişkin planlar, olası uluslararası iş birlikleri ve çevresel denetim mekanizmaları hakkında bilgi talep ettik. Ancak haber yayına hazırlanırken kurumlar sorularımıza yanıt vermedi.