TMMOB COP31’e katılmayacak: Tek çıktısı diplomatik turizm ve ülke tanıtımı olacak

TMMOB, COP31'e on iki gün kala “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi?” raporunu açıkladı. Raporda emisyon ticaret sistemi “kirletme hakkı”nı meşrulaştırmakla, net sıfır hedefleri ise “karbon sömürgeciliği” ve diplomatik maske olmakla eleştirildi. Birlik, zirveye katılmayacağını duyurdu.

Ebru Apalak
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2015 yılında mezun oldu.  Muhabirliğe, Görünüm Gazetesi'nde başladı. baskentgazete.com.tr’de ve Sonsöz Gazetesi’nde muhabirlik yaptı. Haberleri Gazete Rüzgârlı, Journo, 9koy.org, kaosgl.org'de yayınlandı....

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) on iki gün kala “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” başlıklı raporunu yayınladı.

“DOĞA FİNANSALLAŞTIRILIYOR, KİRLİLİK METALAŞTIRILIYOR”

Raporda, küresel çevre diplomasisinin ekolojik bir kurtuluş vizyonu sunmak yerine, serbest piyasa eliyle doğanın finansallaştırıldığı ve kirliliğin metalaştırıldığı küresel bir pazara dönüştüğü vurgulandı. Ekolojik ve çevresel krizlerin yalnızca iklime indirgenmesinin, sorunun arkasındaki sosyo-ekonomik ve politik nedenleri perdelediğine dikkat çekilen raporda, bu durumun egemen güçlerce kullanılan ideolojik bir algı yönetimi aracı hâline geldiği ifade edildi.

EMİSYON TİCARET SİSTEMİ VE KİRLETME HAKKI

Raporda Emisyon Ticaret Sistemi’nin çevre koruma amacını finansal piyasa aracına dönüştürdüğü belirtildi. Raporda sistem için “zengin devletler ile çok uluslu şirketlerin üretim alışkanlıklarını değiştirmek yerine karbon kotaları satın alarak kirletme hakkını meşrulaştırmasına zemin hazırlıyor, ekolojik yıkım ve kötü yönetim gibi yapısal sorunların üzerini örtüyor” ifadeleri kullanıldı.

“NET SIFIR” İLLÜZYONU VE KARBON SÖMÜRGECİLİĞİ

“Yeşil Boyama” ve “Net Sıfır” gibi kavramlar, gelişmiş ülkelerin tarihsel sorumluluklarından kaçarak faturayı gelişmekte olan ülkelere yüklediği bir “karbon sömürgeciliği” biçimi olarak nitelendirildi.

Gerçekleşmesinin imkânsız olduğu belirtilen “Net Sıfır” hedeflerinin diplomatik bir maskeden ibaret olduğu ifade edildi.

COP26 Glasgow Zirvesi’nde kurulan Net Sıfır Finans İttifakı gibi yapıların ise doğayı finansallaştıran devasa pazarlama stratejilerine hizmet ettiği kaydediliyor.

ATIK İTHALATI VE SIFIR ATIK ÇELİŞKİSİ

Türkiye’deki depozito odaklı ambalaj sistemlerinin, mali yükü tüketiciye yıkan ticari bir döngü oluşturduğu vurgulandı. Kendi atık altyapısında ciddi sorunlar yaşayan Türkiye’nin Avrupa’dan milyonlarca ton plastik atık ithal ederek “Küresel Kuzey”in atık sahasına dönüştürüldüğüne dikkat çekildi.

SERMAYE BİRİKİMİ VE KENTLER

Günümüzdeki “yeşil dönüşüm” ve “iklim dirençliliği” söylemlerinin mevcut ekonomik sistemi korumayı amaçladığı belirtildi. Kentlerdeki ekolojik kırılganlığın doğal alanların piyasa mantığına kurban edilmesinden kaynaklandığı; elektrikli araçlar veya akıllı ulaşım gibi çözümlerin ise otomobil merkezli yapıyı sorgulamadığı için yalnızca sonuçları yönettiği ifade edildi.

Sektörel Alanlar: Ekolojik Yıkımın ve Rantın Haritası

Tarım ve Gıda: Kuraklık senaryolarının, gıda egemenliğini tehdit eden “yapay et” gibi uygulamaları meşrulaştırmak için kullanıldığı vurgulandı.

Sanayi ve OSB’ler: Karbon vergilerinin, altyapısını dönüştüremeyen küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri ve Organize Sanayi Bölgelerini (OSB) borç sarmalına sürükleme riski taşıdığı belirtildi.

Enerji ve Ulaşım: Yenilenebilir enerji yatırımlarına rağmen toplam tüketim arttığı için emisyonların rekor kırmayı sürdürdüğü; karayolu ağırlıklı ulaşım ve yüksek akaryakıt vergileri (Özel Tüketim Vergisi, Katma Değer Vergisi) nedeniyle sistemin mali bağımlılığının korunduğu ifade edildi.

Su ve Ormancılık: Su krizlerinin bir kader değil, yönetim zafiyeti ve yanlış havza planlamasının sonucu olduğu belirtildi. Bulut tohumlama ile yeni Su Kanunu tartışmalarının kamusal bütçeyi özel şirketlere aktaran hamleler olduğu kaydediliyor. Ormanların ise “karbon yutak alanı” adı altında ticarileştirildiği aktarıldı.

TMMOB, COP31’i radikal bir ekolojik dönüşümden çok diplomatik prestij, turizm faaliyeti ve küresel finansman arayışı olarak değerlendirildi:

“Büyük masraflarla yürütülen bu operasyonun Türkiye için tek somut ve gerçekçi çıktısı, diplomatik turizm ve ülke tanıtımı olacaktır. Antalya’ya gelecek olan on binlerce bürokrat, diplomat, sivil toplum temsilcisi ve gazeteci; oteller, konaklama sektörü ve hizmet kolları için geçici bir ekonomik hareketlilik yaratacaktır. Bu yoğun çalışmanın nedeni katılımı artırarak turizm amaçlı bir etkinlik olabilir mi? COP31, Türkiye için gezegeni kurtarma vizyonundan ziyade, küresel lobilere ev sahipliği yapılan, yüksek bütçeli bir prestij ve turizm organizasyonu olmanın ötesine geçemeyecektir”

Raporda sorunun çözümünün tüketimde küçülme, yerelleşme, kamusal planlama, su ve enerji hatlarının kamulaştırılması ile ranta dayalı kentleşmenin reddedilmesinden geçtiğini vurguluyor.

Raporu basınla paylaşan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar ile TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Küçük, Birlik olarak COP31’e katılmayacaklarını duyurdu. Küçük, uluslararası iklim diplomasisine güvenmeyen kesimlerin düzenleyeceği alternatif “Halkların İklim Zirvesi”ne katılım durumlarının ise henüz netleşmediğini ifade etti.