Bursa’nın Karacabey ilçesinde, Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından biri olan Ulubat Gölü, binlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Bölge, özellikle Leylek Yaren’in balıkçı Adem’in teknesine konmasıyla başlayan hikayesi sayesinde ulusal ve uluslararası ölçekte tanındı. Yaren, ilk kez 2010 yılında köydeki diğer leyleklerle birlikte yuva yapmak için Ulubat’a geldi. Balıkçı Adem’in gösterdiği sıcak ilgi, leyleğin köy halkıyla dostluğunu pekiştirdi ve bu dostluk, kısa sürede tüm ülkenin ilgisini çekti.
Ulubat Gölü’nün önemi sadece leyleklerle sınırlı değil. Sulak alan ekosistemi ile göçmen kuşların uğrak noktası olan göl, doğa ve kuş gözlemciliği için vazgeçilmez bir merkez. Özellikle Marteniçka geleneği gibi kültürel öğelerle birleşen bu doğa dostluğu, Ulubat Gölü’nü sadece ekolojik açıdan değil, kültürel açıdan da değerli kılıyor. Marteniçka, Bulgar ve Balkan kökenli bir geleneğe dayanan ve baharın gelişini simgeleyen kırmızı-beyaz iplerden yapılmış bileklikler, Mart ayında, Yaren ve arkadaşlarının gelişiyle ağaç dallarına asılıyor umut ve yenilenme sembolü Ulubat’ın her yerini sarıyor.

Bursa’nın Karacabey ilçesinde, Uluabat Gölü’nün kıyısında sessiz sedasız yaşayan Eskikaraağaç Köyü, 2010 yılında balıkçı Adem’in teknesine konan bir leylekle hayat buldu. Leyleğin gelişi, köyü yalnızca sakinlerinin değil, dünyanın da merak ettiği bir yer haline getirdi; zira Eskikaraağaç, yıllardır gökyüzünü süsleyen leyleklerin gizli cennetiydi.

Balıkçı Adem ile Yaren adını verdiği leylek arasında filizlenen dostluk, kısa sürede köyün gökyüzünü başka leylek çiftleriyle doldurdu. Her yıl yavrularını büyüten bu kuşlar sayesinde Eskikaraağaç, 2011’de Türkiye temsilcisi olarak Avrupa Leylek Köyü ağına katıldı ve hikaye uluslararası boyut kazandı. Artık yerli ve yabancı kuş gözlemcileri, bu küçük köyün huzurlu kıyılarına akın ederek leyleklerin yaşamını araştırıyor, gölün sessiz güzelliğinde doğayla buluşuyor. (Fotoğraf: Alper Tüydeş)

Yaren ile balıkçı Adem’in dostluğunun sıcaklığı, film yapımcılarına, senaryo yazarlarına, fotoğraf sanatçılarına ve heykeltraşlara ilham verdi. Bu eşsiz bağ, fotoğrafçı Alper Tüydeş’in gözünden hayat buldu ve Yaren için hazırlanan belgesel, Çekya Prag’da en iyi belgesel film ödülünü kazandı. Yaren’in hikayesi öyle yayıldı ki, Avusturya ve Almanya’daki Türk okullarında ders kitaplarına girdi, kuşların ve insanların dostluğunu anlatan bir efsane hâline geldi.

Yaren Leylek ile balıkçı Adem’in dostluğu büyüdükçe, haberleri televizyon kanallarında ve ulusal medyada yer aldıkça, Eskikaraağaç’a olan ilgi de hızla arttı. Mart ayının ilk günlerinde, 215 kişinin yaşadığı köydeki yuvasına yerleşen Yaren ve eşi Nazlı, balıkçı Adem ile kurdukları bu sıcak dostluk, meraklı gözleri köye çekti; insanlar, gökyüzünde süzülen leylekleri ve onların köydeki yaşamını izlemek için akın etti.

Bahar Ulubat’a geldi. Leylek Yaren’in dönüşüyle köy gökyüzünde hayat bulurken, dallara asılan kırmızı-beyaz Marteniçkalar umut ve yenilenmenin simgesi oldu. Ulubat Gölü’nün suları, göçmen kuşların uğrak yeri olarak binlerce canlıyı ağırlarken, doğa ve kültür tutkunları bu eşsiz manzarayı deneyimliyor. Leyleklerin ve Marteniçkaların bir araya geldiği bu an, köyde baharın müjdesini getiriyor ve insanlara doğayla kurulan dostluğun sıcaklığını hissettiriyor.

Eskikaraağaç’a duyulan merak ve ilgi arttıkça, köye özel araçlarıyla gelen ziyaretçi sayısı on binlerle ifade edilmeye başladı. Turizm şirketleri de programlarına, Uluabat Gölü’nün kıyısındaki bu sakin balıkçı köyünü dahil etmeye başladı. Mart ile ağustos ayları arasında köy o kadar hareketleniyor ki, araçlar için park yeri bulmak neredeyse imkânsız hâle geliyor; gölün sessiz sularını ve leyleklerin dansını izlemek isteyenler, köyün dar sokaklarına akın ediyor.

YouTube ve internet üzerinden, Yaren ile eşi Nazlı leyleğin bu yıl 15’inci kez yuvalarına dönüşü 24 saat canlı yayınla izlenirken; köy sakinleri, kış ayları boyunca gelecek ziyaretçilere sunmak üzere yerel ürünlerini hazırlıyor, kahvehane ve kafeteryalarını işletiyor

. Tur teknelerinin sahipleri de, bir çift leyleğin sayesinde küçük köylerinin tam anlamıyla bir turizm merkezine dönüştüğünü görmekten büyük mutluluk duyuyor. Eskikaraağaç’ta hayat, gökyüzündeki bu dostlukla birlikte, sessiz ama canlı bir ritim kazanmış durumda.


