Yozgatlı çiftçi yine isyanda

Soğanını satamayan çiftçi, elindeki 150 ton ürünü bedava vermek istedi; alıcı çıkmadı. Bugün tarlada kalan soğan, yarın pazarda yaşanacak krizin ilk adımı.

Haluk Kalafat
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu. Gazeteciliğe GazetePazar'da başladı; ardından Hürriyet, Habertürk - Yarın gazetelerinde, Picus Edebiyat Dergisi'nde, Sabah ve Habertürk dergi gruplarında ve Bianet...

Bir çiftçi ürününü niye bedava dağıtsın?

Nesillerdir tarımla uğraşan bir aileden gelen Sadık Erdoğan, Yozgat’ın Aydıncık ilçesine bağlı Kazankaya köyünde yaşıyor. Elindeki tonlarca soğanı satamayınca, 16 Aralık’ta, ihtiyaç sahiplerine bedava dağıtacağını duyurdu. Ancak bedavaya alacak biri bile çıkmadı. Oysa o soğanlar, geçen yıldan kalma tarım kredi borçlarını ödemek için umuttu. Şimdi eksi 16 derece soğukta, kar altında çürüyor.

Onun yaşadığı sorun, Türkiye’nin bir çok bölgesinde yaşanıyor. Üretici ürününe alıcı bulamıyor. Erdoğan, hasat dönemi yaklaştığında tüccarların, soğanına kilo başına ancak masrafını karşılayacak kadar değer biçtiğini söylüyor:  “Biraz dişimi sıkıp beklemeye karar verdim. ‘Bir umut soğan piyasası toparlanır’ dedim. Ama değerleneceğine fiyatı daha da düştü.”

SADECE ÇUVALLA MALİYETİ 3 LİRA

Anlattığına göre, soğanın sadece hasat edilerek çuvallanıp kamyona yüklenmesinin kilogram maliyeti 3 – 3,5 lira. Toplama maliyetinin dışında, mazot, gübre, tohum, ilaç gibi masraf kalemleri var. Tüm bunlar hesaplandığında, bu yıl bir dönüm soğanın maliyeti 30-35 bin lira arasındaydı. Dönüm başına iklim koşullarına bağlı olarak hasat edilebilen soğan miktarı ise 2 ila 5 ton arasında. Bu hesapla en iyi senaryoda bile kilo başına 7 lira maliyeti var.

Sadık Erdoğan, aralık ayının ilk günlerinde hasada başladığında soğan, kilogram başı 5 liraya alıcı buluyordu ancak ayın ortasına gelindiğinde 3 liraya bile alıcı bulunmaz oldu. Tarlaya henüz kar düşmeden bir eylem yapıp sesini duyurmak istedi. Çuvallatıp satışa hazırladığı 150 ton soğanı, bedava dağıtacağını duyurdu. Duyurudan haberdar olunca kendisine ulaştık; patateste de benzer bir süreci yaşadığını anlattı.

Erdoğan, 2025 yazında yaptığı patates eylemi nedeniyle başına gelmeyen kalmadığını söyledi: “17 Ağustos 2025 günü satamadığım patatesin bir bölümünü traktörünün römorkuna yükleyip, ilçe merkezine gittim.  500 kilo kadar patatesi yere döktüm. Geri kalan çuvalları ihtiyaç sahiplerine bedava vereceğimi duyurdum. Basına haber verdim, kendi sosyal medyamdan da yayınladım. Beklediğim gibi oldu, eylemim ses getirdi. Sosyal medya paylaşımı yayıldı, basının bir bölümün de haberi oldu.”

17,2 MİLYON LİRA CEZA

Bu eylem, kamuoyunda yankı bulurken Erdoğan için ağır sonuçlar da doğurdu. Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yozgatlı çiftçi hakkında “piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozma” ile “piyasada darlık yaratma” fiillerinden 1,4 milyon lira ile 17,2 milyon lira arasında idari para cezası uygulanacağını duyurdu. Ayrıca Erdoğan hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ile “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulunuldu.

Sadık Erdoğan’ın 500 kilo patatesi dökerek, son yıllarda ortalama 5 milyon ton patates üreten Türkiye’nin piyasasında darlık yarattığı ve rekabeti zedelediği öne sürülüyor. İdari para cezası kendisine tebliğ edildi, cezaya itiraz etti ve şimdi itirazının sonucunu bekliyor.

‘ÇİFTÇİLİKTEN BAŞKA İŞ BİLMEM’

Patatesi satamayıp döktükten sonra, bu kez soğan ekmeye karar verdi. Ancak soğan da elinde kaldı. Nesillerdir çiftçilik yapan bir ailenin son kuşağı o, “Ben çiftçilikten başka iş bilmem. Başka iş yapmadım. Toprak işlemeyi bilirim” diyor.

Böyle diyor ama, çiftçinin yıllardır yaşadığı zorlukları, plansızlığı ve kendi deyimiyle politikasızlığı çözmek için siyasete de atıldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydıncık İlçe Başkanı oldu.

‘TURPUNAN, ŞALGAMINAN’

Aslında Aydıncık ilçesi son dönemde ülke gündemine sıklıkla geliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için 9 Nisan 2025 günü traktörleriyle konvoy oluşturan Aydıncıklı çiftçilerden 10’una 993’er lira trafik cezası verilmişti. CHP bunun üzerine, 19 Nisan 2025 günü mitingi Yozgat’ta yapmıştı.

O gün çiftçiler adına konuşma yapan Abdullah Ceylan “Turpunan, şalgamınan devlet idare edilmez” sözleriyle gündeme oturmuştu. İmamoğlu’nun tutukluluğuna itiraz ettiği konuşmasında, çiftçinin sorunlarından da bahsetmişti.

Bugün tıpkı Sadık Erdoğan gibi o da soğanını satamayan isimlerden. Yaptıkları eylemlerin, çağrıların sonuç vermediğini anlatırken “Biz de hala turpunan şalgamnan uğraşıyoruz. Anca ceza yazıp duruyorlar” diyor.

Abdullah Ceylan’ın dediğine göre Aydıncık, Amasya’ya yakın olduğu için tarıma oldukça elverişli bir yer. “Bizim burada her şey yetişiyor” diyor ve ekliyor “Ama para etmiyor. Ya tarlada kalıyor ürünümüz ya da zararına satıyoruz.”

Çözüm nedir diye sorduğumda, “Devlet, devletliğini yapmıyor. Diyelim ki üretim fazlalığı var. Devlet çiftçi zarar etmemesi için el atacak, üretimi az ülkelere satışı için yol açacak” diyor.

Çiftçiler, neyi ne kadar ekeceklerine dair bir planlama olmadığı için üretim kararlarını öngörüyle değil, belirsizlik içinde almak zorunda kaldıklarını; devletin yönlendirici olmadığı bu sistemde herkesin kendi başına hareket ettiğini anlatıyor.

‘PLANLAMA KABİLİYETİ YOK ‘

Tarım yazarı Abdullah Aysu, Türkiye’nin üretim planlaması yapabilmesi için serbest piyasa politikalarını terk etmesi gerektiğini savunuyor. Neoliberal politikaların, tarımsal üretimi planlayan kurumların yapısını değiştirdiğini anlatıyor:

“Üretim planlamasını yapacak ve oluşan aksaklıkları giderecek kurumlara ihtiyacın var. Bu işi yapan kurumların hepsi bu özelliklerini kaybetti. Tarım ürün grupları için düzenleyici kurumlar vardı. Soğan için özel bir kurum yoktu ama; mesela Fiskobirlik fındık piyasasını düzenlerdi. Marmarabirlik, Tariş gibi 16 birlik ürün bazında düzenleme yapardı. Hepsi anonim şirket yapılarak birer piyasa aktörü haline getirildiler. Piyasa değeri üzerinden alım yapıyor, kar etme amacıyla faaliyet gösteriyorlar. Dolayısıyla çiftçinin sorunlarını önceleyen değil kar etmeyi önceleyen birer şirket halindeler.”

BİR SORUŞTURMA DAHA AÇILDI

Sadık Erdoğan’la soğanını bedava dağıtma kararı aldıktan sonra yaptığımız ilk telefon görüşmesi sırasında karakoldan aranmıştı. Neler olduğunu öğrenmek için daha sonra tekrar aradığımda, gülerek yanıt verdi: “Bir soruşturma daha açmışlar.”

Soruşturmanın sebebi, sosyal medya hesabından yaptığı ürününü satamadığı ve bedava dağıtacağına dair açıklaması. Bunun neden suç olarak görüldüğünü sorunca yine gülüyor: “Söylemediler ama bulurlar bir şey.”

Erdoğan son 10 yılını şöyle anlattı:

“Son 10-12 yıldır zor bela geçiniyorduk. Geçen yıl tamamen zarar ettik. 2 milyon küsur lira zarar ettim yine patates ve soğandan. İki tarla sattım, sekiz dönüm kadar. Bir milyon aldım. Bir milyon da kredi çekip, borçlarımı ödedim. Alacak verecek kalmamıştı. Tekrar ekimimi yaptım. Borçla mazot, gübre aldım. Ama ürün yine tarlada kaldı. 3 milyon harcayıp 2,5 milyon filan kazansak, yani zararı azaltabilsem yine sorun yok. Yine sesimizi çıkartmayacağız. Şimdi çıkmaza girdim, kredi borçlarımı ödeyemiyorum. Çocuğum okusun diye Ankara’ya okumaya yolladım. Üç aydır yurt parasını ödeyemedim. Yurttan atılma durumu var. Şimdi atadan, deden kalma bütün tarlalarım icralık, traktörüm icralık, kredi kartlarım patladı. Sicilim bozuldu; aldığım krediyi ödesem bile bir daha kredi vermezler.”

Kazankaya Köyünde pek çok çiftçi benzer durumda. Tarlasını satan, icralık olan, ne yapacağını bilemeyen…

Tarım yazarı Abdullah Aysu’ya göre bu süreç, küçük çiftçinin tasfiyesine yol açıyor:  “Büyük sermaye sahipleri tarım yönünden değerli havzaları belirlemişler. Bu havzalarda icraya düşen toprakları satın alıyorlar. Tarla birleştirme sistemin isteği bir şey. Küçük çiftçinin gittikçe yok olduğu, büyük çiftlik sahipliğinin oluştuğu bir dönemdeyiz. Zaten sistem her şekilde büyük şirketlerin değirmenine su taşımak üzere kurulmuş.”

Bugün tarlada kalan soğan, yalnızca bir ürün fazlası değil; yarın pazarda yaşanacak krizin de habercisi. Üretici kaybediyor, tüketici ise sırada bekliyor.