Mutfak atölye, salon depo

Evde örgü, hediyelik eşya ve gıda üreten üç kadın, fiyatları müşterinin alabileceği düzeyde tutmaya çalışırken kendi emeklerinden ödün veriyor. Üretime sipariş takibi, paketleme ve sosyal medya mesaisi de ekleniyor. Kimi için ek gelir olan bu iş, kimi için geçimini sağladığı tek kaynak.

Suzan Demir
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudu. Hayat TV, ardından Evrensel Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Taraf Gazetesi kültür sanat servisinde muhabir ve editör olarak çalıştı. Evrensel Kültür Dergisi'nde röportaj...

Tülay Başekmekçi, evinde üretim yaptıktan sonra mutfağa baktığında dağ gibi bir bulaşıkla karşılaşıyor. Ürünleri hazırlamakla işi bitmiyor. Hammaddeyi araştırıp bulması, siparişleri yetiştirmesi, müşterilerin de geldiği evi temiz ve düzenli tutması gerekiyor. Bodrum’da yalnız yaşayan ve geçimini ürettiği gıdaları satarak sağlayan Başekmekçi, evindeki düzeni anlatırken “Burası sadece bir ev değil, aslında burası iş yeri ve ben içerisinde yaşıyorum” diyor.

Evde üretim yapan kadınların mesaisi, ürünün hazırlanmasıyla sınırlı kalmıyor. Sipariş almak, fotoğraf çekmek, sosyal medyada paylaşım yapmak, paketlemek ve müşteriye ulaştırmak da aynı işin parçası. Ev işleriyle iç içe geçen bu mesainin sınırları çoğu zaman akşam saatlerine, hatta geceye uzanıyor.

Örgü ürünler hazırlayan Arzu Güntekin, hediyelik eşya tasarlayan Sibel Özyazanlar ve gıda üreten Tülay Başekmekçi için bu işin hayatlarındaki yeri farklı. Ancak fiyat belirlerken karşılaştıkları sorun ortak. Hammadde ve gönderim giderlerini hesaba katarken müşterinin alım gücünü de düşünüyorlar. Fiyatı düşürmek gerektiğinde ise pazarlık kendi emeklerine ayırdıkları paya kadar uzanıyor.

“EMEĞİMDEN DE KESİNTİ YAPIYORUM”

Emekli olduktan sonra evde üretmeye başlayan Arzu Güntekin, kazak, bere ve battaniye gibi örgü ürünler hazırlıyor. Başlangıçta yaptığı işlerin siparişe dönüşmesiyle üretimi sürdürdüğünü söyleyen Güntekin için bu uğraş bugün bir ek gelir kaynağı.

Güntekin, her ürünün fiyatını ayrı ayrı belirliyor. Bir hırka için gereken ip miktarının bile kişinin ölçülerine ve ürünün kalıbına göre değiştiğini, bunun doğrudan maliyete yansıdığını söylüyor. Bu nedenle sabit bir fiyat yerine hesaplama yöntemini anlatıyor. Fiyatı belirlerken hammadde maliyetini, gönderiye göre değişen kargo ücretini ve vergi kesintisini dikkate alıyor. Kendi emeğine ayırdığı payı ise “Genelde emeği toplam tutar üzerinde üçte bir şeklinde hesaplıyorum” sözleriyle açıklıyor. Ancak fiyatı müşterinin alabileceği düzeyde tutmak için bu paydan da ödün veriyor.

“Kargo, kesintiler sonrası emek kalıyor geriye. Ondan da bazı kesintiler yapıp hem müşterimi hem de kendimi memnun etmeye çalışıyorum.”

Güntekin, ev işleriyle üretimi aynı güne sığdırmaya çalışıyor. “Gün içinde tüm işleri yapmaya çalışıyorum, bazen eksik de kalıyor tabii” diyor. Örgüye ayırabildiği zaman çoğunlukla akşamları bir iki saatle sınırlı.

Siparişlerini sosyal medya üzerinden alıyor. Gün içinde ve akşam saatlerinde ürünlerinin fotoğraf ya da videolarını paylaşmaya çalışıyor; gelen siparişleri sıraya koyarak müşterilerine bir teslim süresi veriyor. Ardından üretimini bu tarihlere yetiştirmeye çalışıyor.

Ancak bu yıl siparişlerden memnun değil. “2026 senesi genel anlamda verimsiz geçti” diyen Güntekin, sosyal medyada iletişimde olduğu başka üretici kadınların da benzer sorunlardan söz ettiğini aktarıyor.

GÜNÜNÜN YARISI ÜRETİME GİDİYOR

Sibel Özyazanlar da emekliliğinin ardından üretmeye başlayan kadınlardan. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği mezunu olan Özyazanlar, uzun yıllar ofislerde ve konut şantiyelerinde çalışmış. İnce inşaat, mimari ve dekorasyon işleriyle ilgilenmesinin tasarım becerisini geliştirdiğini söylüyor.

Emekli olduktan sonra dergilerde gördüğü “patchwork”, yani kırkyama işleri dikkatini çekmiş. Boş zamanlarında hazırladığı ürünler çevresinden ilgi görmüş; hediye almak isteyenlerin talepleriyle satışa başlamış.

“Azar azar müdavim müşteriler edinmeye başladım” diyen Özyazanlar, zamanla üretimini hediyelik ürünlere yöneltmiş. Bugün tasarım ve üretim günlük hayatının önemli bir bölümünü kaplıyor.

“Günümün yüzde 50’si ürün tasarlayıp üretmekle geçiyor. Ancak iş hayatıma sadece ‘ek gelir’ olarak yansıyor.”

Özyazanlar fiyatı belirlerken önce malzeme maliyetini hesaplıyor. Ardından ürünün ne kadar zamanda tamamlandığını ve işin zorluk derecesini değerlendiriyor. Gönderim ücreti de bu hesaba ekleniyor. Ancak müşterilerin çoğunlukla kargo ücreti ödemek istemediğini söylüyor. Elden teslim almak isteyenlere ürünleri çalışma alanında veriyor ya da kendisi götürüyor.

ÜRETİM GECEYE KALIYOR

Özyazanlar, ev işlerini, dışarıda yapması gerekenleri ve üretimini günlük bir programla yürütüyor. Ürünleri tamamlamak için çoğunlukla geceleri çalışıyor. Özellikle tasarım sırasında başka bir işle bölünmek istemediğini belirtiyor.

“Konsantremi bozuyor. O yüzden mutlaka günlük program yazıyorum. Hatta her gün yapacağım tüm işleri bir günlük tutarak tarihiyle not ediyorum. Programsız çalışmak sağlıklı olmuyor.”

İşin en çok zorlandığı kısmı ise sosyal medya. Tasarlamayı ve üretmeyi sevdiğini söyleyen Özyazanlar, satış yapabilmek için bunların tek başına yeterli olmadığını düşünüyor.

“Sosyal medya bu işlerden kazanç sağlamak için çok önemli bir faktör.”

Bu nedenle reklam ve pazarlama konusunda kendini geliştirmek, ürünlerini daha fazla kişiye ulaştırmak istiyor.

“HAYATIMI İDAME ETTİRMEK İÇİN YAPIYORUM”

Tülay Başekmekçi’nin evde üretime uzanan yolu ise İstanbul’da işlettiği kafeyle başlamış. Kadıköy’deki işinin ardından Bodrum’a taşınan Başekmekçi, burada da bir işletme açmak istemiş. Ancak bir yıl boyunca yaptığı araştırmaların sonunda iki yerdeki esnaflık ilişkilerinin ve müşteri yapısının farklı olduğunu görmüş.

“Bir yer açmanın ne kadar zor olduğuna sadece ekonomik güç olarak bakmamak gerekiyor” diyen Başekmekçi, deneyimini “Kadıköy’de esnaftım, Bodrum’da esnaf olmak çok başka bir duygu” sözleriyle anlatıyor.

Bunun üzerine aşçılık deneyimini evde üretim yaparak değerlendirmeye karar vermiş. Kendi hazırladığı reçetelerle ekmek üreterek başladığı işi sürdürüyor. Bodrum’daki dokuzuncu yılında, üretimin kendisi için bir ek gelir olmadığını vurguluyor.

“Hayatımı idame ettirmek için yapıyorum.”

Vegan, glutensiz ve rafine şekersiz ürünler hazırlayan Başekmekçi, müşteri kitlesinin dar ancak sadık olduğunu söylüyor. Haftada iki kez pazara çıkıyor. Siparişler çoğunlukla telefonla, birkaç gün sonrası ya da bir sonraki hafta için veriliyor. Sosyal medya üzerinden aldığı ve kargoyla gönderdiği siparişler de var; ancak satışlarının ağırlığını yereldeki müşteriler oluşturuyor.

MÜŞTERİNİN BÜTÇESİ DE FİYAT HESABINDA

Başekmekçi fiyat belirlerken önce hammadde maliyetine bakıyor, emeğini de hesaba katıyor. Yeni ürünlerinin fiyatını o günkü piyasa koşullarına göre belirlediğini söylüyor. Bu hesapta müşterilerin alım gücünü de gözetiyor.

“Abartılı şeylerden kaçıyorum, ülkenin ekonomik durumunu düşünüyorum.”

Kargoyla gönderdiği siparişlerde teslimat bedelini müşteriyle anlaşarak karşılıyor. Ürün bedelinin yüksek olduğu siparişlerde ise kargo ücretini kendisi üstleniyor.

Üretimi tek başına sürdürmenin güçlüklerini anlatırken, hazırlık aşamasının da başlı başına zaman aldığını vurguluyor.

“Hammaddeyi sadece gidip bir yerden almıyorsun, araştırarak bulup evine kargolatıyorsun. Evde önce projesini çiziyorsun, sonra üretiyorsun. Sonra mutfağa bir bakıyorsun ki dağ gibi bir bulaşık yığılmış.”

Başlangıçta bütün işleri bir arada yürütmekte zorlandığını, zamanla bir düzen kurduğunu söylüyor. Eşyaların yerinden temizlik önceliklerine kadar evin düzenini üretimin ihtiyaçlarına göre belirliyor. Temizlik için yardım aldığında da buranın aynı zamanda bir iş yeri olduğunu anlatıyor.

Başekmekçi’nin müşteri çevresi, ürünlerini deneyenlerin başkalarına önermesiyle genişliyor. Pazarda kurduğu ilişkiler işinin sürmesinde önemli bir yer tutuyor.

“Önce tanıdıklarla başlar derler ya, benimki tanıdıklarla değil, önce bu işe ihtiyaç duyan biriyle başlayıp devam ediyor.”