Mehmet Kaya’nın 60 hayvanına yeten su, dört-beş gün sonra tükeniyor. Yeniden tanker çağırıyor. Yaklaşık 17 yıldır Gediz Deltası’nda hayvancılık yapan Kaya, her seferinde suya yaklaşık 15 bin lira ödediğini söylüyor.
Deltada bir başka üretici ise hayvanlarının suyunu evinden taşıyor. Dere ve kanallarda su azaldıkça, sürülerin ihtiyacını karşılamak üreticiler için başlı başına bir işe ve masrafa dönüşüyor.
İzmir Gediz Deltası’nda 2026–2031 döneminde yürütülmesi planlanan restorasyon projesi, bu soruna da çözüm arıyor. Sulak alanların iyileştirilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması için doğal su döngüsünün belirli noktalarda yeniden oluşturulması hedefleniyor. Projenin bir diğer ayağı ise mera ve otlatma planı. Doğayı korumaya yönelik çalışmaların hayvancılıkla geçinenlere nasıl yansıyacağı, uygulama sürecinde belli olacak.

AZALAN SUYA ARTAN GİDERLER EKLENİYOR
Deltada 2016’dan bu yana hayvancılık yapan bir üretici, sürüsünün dönem dönem 80 ila 110 hayvana ulaştığını anlatıyor. Bugün hayvanlarını otlatacağı alanlara ulaşmakta doğrudan bir sorun yaşamıyor. Ancak kuraklık nedeniyle dere ve kanallardaki suyun azalması işini zorlaştırıyor.
Su sıkıntısına yem, akaryakıt ve veterinerlik giderleri ekleniyor. Üretici, meraların veriminin artırılmasını ve suya erişimin kolaylaştırılmasını istiyor. Önümüzdeki beş yılda deltada yürütülecek restorasyon projesinden ise haberdar olmadığını söylüyor.
NEHİRLE DENİZİN BAĞLANTISI GÜÇLENDİRİLECEK
“Nehir ve Denizin Güçlerinden Yararlanarak Gediz Deltası’nı Yeniden Canlandırmak Projesi”, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü ile Doğa Derneği ortaklığında; BirdLife Avrupa ve Orta Asya ile Fransa merkezli Tour du Valat Araştırma Enstitüsü iş birliğinde yürütülüyor. Projenin finansmanını Tehlike Altındaki Kara ve Deniz Ekosistemleri Programı sağlıyor.
Çalışma kapsamında güneş enerjisiyle desteklenen su yönetimi uygulamaları, balıkların geçişine olanak tanıyan ekolojik bentler ve tatlı su ile tuzlu su arasındaki bağlantının yeniden kurulması planlanıyor. Flamingoların üreme adasının iyileştirilmesi, kuşlar için yapay üreme platformlarının kurulması ve uygun alanlarda elektrik hatlarının yer altına alınması da hedefler arasında.
Mera ve çayırların ekolojik yönetimi, yerel ürünlerin desteklenmesi ve ekoturizm çalışmalarıyla da deltada yaşayanların geçim kaynaklarına katkı sağlanması amaçlanıyor.
ARSLAN’A GÖRE SU SORUNU YUKARI HAVZADAN BAŞLIYOR
Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Dr. Şafak Arslan, yaz aylarındaki su sıkıntısını anlamak için deltanın dışına da bakmak gerektiğini belirtiyor. Yukarı havzadaki su kullanımı ve kullanım öncelikleri, nehrin aşağı kesimlerinin ihmal edilmesi, tarihsel süreçte değişen nehir yatağı ve iklim koşulları, deltaya ulaşan suyu etkiliyor.
Arslan’ın verdiği bilgiye göre doğal su döngüsü deltanın tamamında değil, belirli noktalarda yeniden oluşturulacak. Deltanın iç kesimlerinde yıl boyunca tatlı su bulunması sağlanarak hem biyolojik çeşitliliğin hem de mera hayvancılığının ihtiyaçları gözetilecek.
Ancak çalışmaların hangi noktalarda ve ne zaman başlayacağına ilişkin kesin takvim henüz açıklanmış değil. Tanker bekleyen ya da evinden su taşıyan üreticilerin bu uygulamalardan nasıl yararlanacağı da çalışmaların kapsamıyla birlikte netleşecek.
Su kadar, hayvanların nerede ve hangi koşullarda otlatılacağı da üreticilerin geleceğini ilgilendiriyor. Arslan, hazırlanacak mera ve otlatma planında üreticilerin ihtiyaçlarının dikkate alınacağını, karşılaştıkları sorunlara yönelik çözümlerin geliştirilmesinin hedeflendiğini söylüyor.
Planın kapsayacağı alanlar ve otlatma koşulları ise henüz ayrıntılandırılmış değil. Olası kullanım değişikliklerinde alternatif mera veya maddi destek sağlanıp sağlanmayacağı da açıklanmayı bekliyor.
Alandaki mevcut sorunların niteliği de farklılaşıyor. Görüşülen üreticilerden biri, kullandığı alanı terk etmesine yönelik yazılı bildirim aldığını aktarıyor. Arslan ise bazı üreticilerin yaşadığı sorunların otlatmadan çok yapılaşmaya ilişkin yasak ve kısıtlamalarla bağlantılı olduğunu belirtiyor. Söz konusu bildirimin gerekçesi ve hangi kullanımı kapsadığı, aktarılan bilgilerde açıklığa kavuşmuyor.
Sosyolog Dr. Ataman Avdan’a göre doğa koruma ile hayvancılığı birbirinin karşısına koymak gerekmiyor. Ancak ekolojik gerekçelerle otlatma biçimleri değiştirilecekse bunun üreticinin hayatındaki karşılığı da hesaba katılmalı. Hangi faaliyetlerin sürdürülebileceği, alternatif alanlar ve geçiş döneminde sağlanacak destekler birlikte belirlenmeli.
Avdan, bu planlamada üreticilerin mera ve su kaynaklarına ilişkin deneyimlerinden yararlanılması gerektiğini vurguluyor.
ÜRETİCİLER KARARLARA NASIL KATILACAK?
Arslan, proje hazırlığında yerel üreticiler ve diğer yararlanıcılarla bire bir görüşmeler ve toplantılar yapıldığını aktarıyor. Dile getirilen sorunların proje çalışmalarına ve yönetim planına dahil edildiğini, faaliyetlerin koruma alanlarının statü ve sınırları gözetilerek yeniden ele alındığını belirtiyor.
Buna karşılık görüşülen bir üreticinin projeyi bilmediğini söylemesi, uygulama boyunca bilgilendirmenin ve katılımın nasıl sürdürüleceği sorusunu gündeme getiriyor.
Üreticilerin karar süreçlerinde yer almasını güçleştiren bir başka etken de örgütlenme sorunu. Arslan’ın anlatımına göre bölgede balıkçılık ve tarımla geçinenlerin kooperatifleri var. Hayvancılıkla uğraşanlar ise maliyet ve zaman gerekçeleriyle kooperatif kuramamış. Arslan, bunun üreticileri resmî haklar bakımından dezavantajlı bıraktığını ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü üzerinden yürütülen süreçlere katılımlarını güçleştirdiğini söylüyor.
“GEDİZ” MARKASI ÜRETİCİYE NE KAZANDIRACAK?
Projenin kırsal kalkınma hedeflerinden biri, ekolojik üretim ölçütlerini karşılayan yerel ürünlerin “Gediz” markası altında değerlendirilmesi. Mevcut üretim biçimlerini koruyarak yerel ekonomiyi desteklemesi amaçlanan bu fikrin başvuru koşulları, pazarlama kanalları ve üreticiye sağlayacağı ekonomik katkı henüz belirlenmiş değil.
Arslan, beş yıllık bir çalışmanın başlangıcında olduklarını hatırlatıyor. Deltanın ekolojik koşullarıyla birlikte kırsal kalkınmayı da iyileştirmeyi hedeflediklerini, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak ortak adımlar atacaklarını belirtiyor.
Avdan ise markalaşmanın tek başına üreticinin gelirini artırmaya yetmeyeceğine dikkat çekiyor. Ölçütlerin şeffaf olması, üreticilerin kararlara katılması ve kazancın nasıl paylaşıldığının izlenmesi gerektiğini söylüyor. Küçük üreticilerin bu yapıya katılabilmesi için teknik ve mali desteğe ihtiyaç duyulabileceğini de ekliyor.
Avdan’a göre restorasyonun başarısı değerlendirilirken sulak alanlar ve türlerdeki değişimin yanında yerel halkın geçim koşulları da izlenmeli. Ekoturizmin ve markalı ürünlerin kime, ne ölçüde gelir sağladığı ortaya konulmalı.
Gediz’de restorasyon için beş yıllık bir süre öngörülüyor. Kaya’nın su hesabı ise dört-beş günlük. Projenin hayvancılığa katkısı, onun ve diğer üreticilerin bu kısa aralıklarla tekrar eden su arayışını ne ölçüde değiştirebildiğinde görülecek.




