Zorunlu eğitim yerine zorunlu MESEM

Filiz Gazi
Gazete Duvar internet sitesi ve BirGün gazetesi başta olmak üzere pek çok basın kuruluşunda çalıştı. 2016 yılından 2020’ye kadar Hakikat Adalet Hafıza Merkezi için Türkiye’nin yakın geçmişindeki...

BÖLÜM 1

ÖĞRENCİ DEĞİL İŞÇİ

“Yıllardır hiçbir öğrenci, eğitim hayatını başladığı sistemle, müfredatla bitiremedi.” Bu söz her sistem değişikliği tartışmasında gündeme geldi. Eğitim sisteminde her şey değişti, değişim “motivasyonu” değişmedi. İktidar şimdi de, kendi getirdiği 4+4+4 eğitim sistemini değiştirmeyi planlıyor. Buna göre 12 yıllık zorunlu eğitimin son dört yılı, yani lise eğitimi, hem kısaltılacak hem de zorunlu olmaktan çıkarılacak. Amacın, öğrencilerin erkenden mesleki eğitime yönlendirilmesi olduğu iddia ediliyor. Bu yüzden gözler bir kez daha Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) sisteminde…   

Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Ara teknik eleman ülkesiyiz biz, icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz” diyeli 12 yıl oldu. Sonraki yıllarda, “ara eleman” ihtiyacı en yetkili ağızlar tarafından sıklıkla tekrarlandı. 2022’de fiilen devreye giren MESEM uygulaması, bu ihtiyacı karşılamış görünüyor. Bugün MESEM’lere kayıtlı bir milyondan fazla öğrenci var. 

Uzmanlar, 12 yıllık kesintisiz eğitimin MESEM sistemiyle fiilen zaten sekiz yıla indiğini savunuyor. Çünkü MESEM’e kayıtlı öğrenciler, mevzuata göre haftanın sadece bir günü okula gidiyor, dört gün çalışıyor. Pratikte bu süre altı güne kadar çıkıyor. Öğrencilere ödenen ücret, asgari ücretin üçte biri. Öte yandan öğrencilerin çalışma gün ve saatlerinden iş güvenliği durumlarına kadar denetim yok, çünkü bu sorumluluk öğretmenlerin üstünde. Onlar da ya yoklar ya da “patronla öğrencinin geleceği arasında kaldıklarını” söylüyorlar. 

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin; Bakanlar Kurulu’na sunulması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayını alması gereken ve yasal düzenlemeye ihtiyaç duyan yeni sistem ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Biz sadece bir şeyi arzu ediyoruz, çocuklarımız dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi daha erken yaşlarda eğitim-öğretim süreçlerini tamamlasınlar ve normal hayatın içerisine, toplumsal hayata dahil olsunlar. Söylediğimiz şey şu, ‘çocuklarımızın yükseköğretimle beraber hayata atılmaları için 25-26 yaş bandı çok geç, daha erken yaşlara çekebilir miyiz.’ Buradaki mücadele, tartışmamız bu.”

Millî Eğitim Bakanlığı’na göre MESEM, “meslek edinmeyi kolaylaştıran ve istihdamı desteklemeyi amaçlayan” bir model. Eski adı Çıraklık Eğitim Merkezi. Merkezler, 2016’da yapılan yasa değişikliği ile örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlandı. Aralık 2021’de Mesleki Eğitim Kanununda bir değişiklik daha yapıldı. “İşletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmelerinin amaçlandığı” söylendi. 

Bu düzenlemeyle kurulan sistemin temel özellikleri şöyle: 

. Ortaokul mezunu herkes yaş sınırlaması olmaksızın MESEM’e kayıt yaptırabiliyor. Ama 9., 10., 11 ve 12. sınıf öğrencileri, sistemin öncelikli hedefi. 

. Öğrenciler haftanın dört gününü işyerinde, bir gününü okulda geçiriyor. 

. Öğrencilerin sigorta primleri devlet tarafından karşılanıyor. 

. 9., 10., 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u; 12. sınıfta, kalfa statüsünde olanlara en az yüzde 50’si kadar devlet destekli öğrenci ücret ödeniyor. 

MESEM uygulaması, 2022 yılı itibarıyla fiilen yürürlüğe girdi. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, uygulamayı “Yasal düzenleme öncesinde Türkiye’deki çırak ve kalfa sayısı 159 bindi. Şu anda mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı 1 milyon 33 bin öğrencimiz bulunuyor” açıklaması ile savundu. 

Devlet eliyle çocuk işçiliği

Uygulama gereği öğrenciler haftanın dört günü işyerinde “stajyer” olarak çalışıyor, “pratik” eğitim alıyor; haftanın sadece bir günü okulda “teorik” eğitim alıyor. Sistem ile çocuklara “iş kurma” imkânı sunulduğu bile iddia ediliyor. Metal teknolojisi, inşaat, moda tasarımı, motorlu araçlar teknolojisi, mobilya ve iç mekân tasarımı gibi 39 ayrı alanda “çıraklık eğitimi” veriliyor. İlk üç yıl çıraklık, son yıl kalfalık dönemi olarak geçiyor. 11. sınıfı bitiren öğrenciler “kalfalık”, 12. sınıfı bitirenlere “ustalık” belgesi veriliyor.

Eğitim sendikaları ve uzmanlara göre MESEM, meslek kazandırma projesi olmaktan çok çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştıran bir sistem. Eğitim-Sen’in (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) 2024 raporuna göre, 2009’da 380 bin olan çırak/stajyer sayısı MESEM etkisiyle 2 milyona çıktı; sigortalı işçiler içinde payı yüzde 4’ten yüzde 10’a yükseldi. 

Bu tablo, erken yaşta üretim bandına dahil edilen çocukların “zorunlu eğitim dışına itilmesi”, MESEM aracılığıyla en çok da sanayiye yönlendirilmesi olarak değerlendiriliyor. Sisteme göre, asgari ücretin üçte biri kadar maaş alan çocukların ücretinin üçte ikisi, işsizlik sigortası fonundan —yani işsizler için ayrılmış kamu kaynaklarından— karşılanıyor. Böylece işveren ucuz işgücü elde ediyor, devlet desteği bu düzeninin sürdürülebilirliğini sağlıyor. Uzmanlar ayrıca, sistemle çocukların okulla ilişkisinin kesildiğine ve 12 yıl zorunlu eğitim süresinin fiilen sekiz yıla indiğine dikkat çekiyor. 

Önceki yıllarda mesleki ve teknik eğitim kapsamındaki işletmelerde iş güvenliği denetimleri İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları (İSG) tarafından yapılırken, MESEM sisteminde bu görev öğretmenlere devredildi.  Buna göre, öğrenciden sorumlu koordinatör öğretmen, İSG uzmanı gibi işletmelerin eksikliklerini belirlemeye çalışıyor ve denetime giderek öğrencilerin çalıştığı koşulları inceliyor. Sonra da “İş Sağlığı ve Güvenliği şartlarının sağlandığına” dair formlara imza atıyorlar. 

İş güvenliği mi işsizlik mi

Gaziosmanpaşa Yüksel Kaya Mesleki Eğitim Merkezi’nden bir öğretmen, “Devletin daha aktif olması gerekir. İşvereni uyardığımızda ‘çocuğu işten çıkarırım’ tehdidiyle karşılaşıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Sonrasında iş bulamamasından endişe duyuyoruz. Arada kalıyoruz. Mesela işveren, öğrenciyi uygunsuz saatte çağırıyor. Öğrencilerimizi çalışma saatleri konusunda sürekli uyarıyoruz” diyerek yaşanan sorunları anlattı.

Millî Eğitim Bakanlığı sistemi “Hafta bir gün okul, maaş, sigorta ve iş garantisi!” sloganıyla tanıtıyor. 

MEB verilerine göre, 2022’de en fazla MESEM öğrencisi 30 bin 510 ile İstanbul’da. İstanbul’u 17 bin 413 öğrenciyle Gaziantep, 17 bin 339 öğrenci ile Adana, 16 bin 317 öğrenci ile Mersin ve 16 bin 154 öğrenci ile Hatay takip ediyor. 

2023’te, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 81 ilin tüm organize sanayi bölgelerinde (OSB) MESEM açıldığını açıklamıştı. O dönem 1 milyon 405 bin 663 öğrenciden 295 bin 189’u 18 yaşındaydı veya daha küçüktü.

2024’te 12 MESEM öğrencisi öldü 

TÜİK’e göre, Türkiye’de çalışan çocuk sayısı, 2024’de 869 bine çıktı. Aynı yıl İSİG, 71 çocuğun çalışırken, bunlardan 12’sinin MESEM öğrencisi olarak yaşamını yitirdiğini raporladı. 

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Kâğıt üzerinde mesleki eğitim gibi gösteriliyor ama gerçekte yoksul çocuklarını ucuz iş gücüne dönüştüren bir proje” dedi: 

“Stajyer desen stajyer değil, öğrenci desen öğrenci değil. 14-15 yaşındaki çocuklar işçi statüsünde, güvencesiz koşullarda çalışıyor. Eğitim adı altında sömürü var.”

Özbay’a göre, ilkokul ve ortaokul birleştirici eğitim olmalı:

“Bu yaşlarda öncelikle yurttaş yetiştirilir. Uzmanlaşma lise düzeyinde olur. Uzmanlaşma süreci 17 yaşından sonraya bırakılmalı. Bunun dünyada örnekleri var. ‘Meslek edinsinler, belli yaşlardan sonra zor oluyor’ gibi gerekçeler sunuluyor ama bunu söylediğiniz kesim kim? 15 yaşındaki çocuk.”

Özbay, pedagojik sorunlar dışında MESEM sistemiyle kamu kaynaklarının sermayeye aktarıldığını söylüyor, çocuklara ilişkin hem tarikat hem piyasa taleplerine yanıt olan bir düzenin oluşturulmaya çalışıldığına vurgu yapıyor:

“9, 10, 11. sınıflar için asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıf için yüzde 50’si devlet tarafından ödeniyor. Bu, yılda yaklaşık 100 milyar liranın sermayeye aktarılması demek. Hem çocuk işçiliği meşrulaştırıyor hem de patronlar destekleniyor. Mili Eğitim Bakanlığı, çocuk işçi bulma kurumuna dönüştü.” Hükümetin eğitimi kamusal hizmet olmaktan çıkarma politikasını da eleştiren Özbay, şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Eğitimi yük olarak görüyorlar. 20 milyona yakın öğrenciden ve 2 trilyon liraya yakın bir MEB bütçesinden bahsediyoruz. Evet, yetersiz ama bunu da üzerinden atmak istiyor. Tıpkı fabrikaları sattığı gibi, şimdi de devletin en temel sorumluluğu olan eğitimi piyasa dinamiklerine bırakmak istiyor.”

Çakır: “Ölen çocuklar öğrenci değil, işçi”

Mesleki eğitimin kademe kademe olması gerektiğini, işin başında ustanın olduğu, daha formel bir öğrenmeyi içerdiğini vurgulayan İSİG Meclisi Koordinatörü Murat Çakır şöyle konuşuyor:

“İnşaatta çalışacak elemana ihtiyaç var, 10 çocuk oraya yollanıyor. Bir tekstil firması diyor ki, ‘bize çalışacak 30 insan lazım, biz yetiştiririz’, 30 çocuk işçi de oraya yollanıyor. Bu çocuklar orada formel olmayan koşullarda, diğer işçiler nasıl çalışıyorsa o şekilde çalışıyor. Yani bu çocuklar işçi olarak çalışıyor. Ölen çocuklar öğrenci değil, işçi.”

“Yasa deliniyor, çocuklar ölüyor” 

Kanunen 15 yaşından küçük olanların çalıştırılmaları yasak olsa da MESEM’lerde, 14 yaşındaki çocuklar çalıştırılıyor. Keza İLO kurallarına göre çocukların günde 6 saatten fazla ya da akşam saatlerinde çalıştırılmaması gerekiyor. Murat Çakır,  15 Ocak 2024’te, Büyükçekmece’de çalıştığı metal fabrikasında başı sac büküm makinesine sıkışan 14 yaşındaki Arda Tonbul’u hatırlatıyor:

Biz görüntüleri izledik, Arda 20 dakika makinede kaldı. Yasa ne diyor? ‘18 yaşın altında, ağır tehlikeli işlerde çalışmak yasak.’ 15 yaşında çalışmak yasak. Var olan yasalara göre 18 yaşın altında metal fabrikasında çalışamaz, ama çalışıyor. 15 yaşın altında katiyen çalışamaz diyorsun, e çalışıyor. Yasa deliniyor, çocuklar ölüyor.”

“En bilinen işletmede dahi çocuk öldü”

Eylül ayında, 17 yaşındaki MESEM öğrencisi Yağız Yıldız, Türkiye’nin en büyük metal üreticilerinden olan Kardemir’de, hurda sarma makinesinin üzerine devrilmesi sonucu hayatını kaybetti. Çakır, Yıldız’ın ölümünün sorunun büyüklüğünü ortaya koyduğuna dikkat çekiyor:

Beğensek de beğenmesek de buralar sendikalıdır, asgari formel işleyişler vardır. Ama bu işletmede dahi bir çocuk öldü. Biz ölümleri paylaşıyoruz. Fiziksel, psikolojik travmalar bilemiyoruz. Oralar karanlık kuyu. 15 yaşındaki bir çocuğa örneğin 20 kiloluk bir yük kaldırttırırsanız, bunu günde 20 defa yaparsanız 400 kilo kaldırmış olur. Vücuda etkilerini bilmiyoruz.”

‘Vurgun’ iddiası

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, 18 yaş üzeri çalışanlarını MESEM’e kaydettirip, devlet desteği alan şirketler olduğunu anlatıyor. Eğitim uzmanı Ali Taştan ise benzer yolsuzluk iddialarının ortaya atılmasının ardından bazı yasal değişikliklere gidildiğini şöyle anlatıyor:

“MESEM’lerde yaş sınırı yok. Buralardan hem lise diploması, hem de 27 haftalık ustalık-kalfalık belgeleri veriliyor. 27 haftalık kurslara personel gönderip, maaşlarını devlete ödettiler. Bunun içerisinde zincer marketler, özel okullar, restoran zincirleri, özel eğitim merkezleri var. 2021-2023 arasında aynı kişi defalarca bu haktan yararlandı. 27 Temmuz 2023’te sınırlama getirildi ama zaten milyarlarca lira buralara aktarılmıştı.”

Bakanlık: ‘Soruşturma devam ediyor’

CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, Şubat 2024’te verdiği soru önergesinde; özel okulların öğretmenlerini MESEM öğrencisi gibi gösterip maaşlarını devlete ödettiği iddialarını sordu. Buna göre MESEM’ler üzerinden ödenen aylık para 7,5 milyar lirayı, yıllık ise 90 milyar lirayı bulmuştu. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Mart 2024’te Özkan’ın soru önergesine “Bakanlık Müfettişlerince inceleme-soruşturma çalışmaları yürütülmekte olup, halen devam etmektedir” yanıtını verdi.

Ancak bugüne dek hiçbir marka, okul veya  işletmeye soruşturma açılmadı. 

 

 

Yoksulluk MESEM’e itiyor

Eğitimci Özgür Bozdoğan’a göre MESEM’ler yoksul çocukların kaderi: “Elbette ülkeye mesleki eğitim aracılığıyla ara eleman yetiştirilecek ama MESEM’lerin sadece yoksul çocuklarının zorunlu olarak gitmek durumunda kaldığı okullar olmaktan çıkarılması gerekiyor.” 

Oysa okul, çocuk için bir koruma kalkanı olmalı: “Sadece eğitim değil çocuğun bütüncül bir gelişiminden bahsediyoruz. Çocuğu bu kurumun dışına çıkarmak çocuğun üstün yararını gözeten bir yaklaşım değil.” Bozdağan, eğitimin en önemli işlevinin yoksulluğu kader olmaktan çıkarmak olduğunu da hatırlatıyor: 

“Elemeye dayalı, sınıfsal eşitsizlikleri meşru gören bir eğitim sistemi yapılandırıldı. Yoksulun çocuğunun çırak olmak dışında bir seçeneği kalmıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarından belirli bir döneme kadar, eğitim aracılığıyla yaşamını değiştiren doktor, mühendis, hakim, yazar, sanatçı olan insanların öyküsünü duyardık. Artık o öykülerin sonuna gelinmiş durumda. Köyden çıkan bir çocuğun, istisnai durumlar hariç, yaşamını değiştirme olanağı elinden alınıyor.”

İSİG Meclisi Koordinatörü Murat Çakır ise “Eğitimin değersizleştirildiği bir dönemde MESEM, ‘hiç değilse bir iş olsun’ diyen ailelere kolay bir çıkış gibi sunuluyor” diyor:

“Her şehre üniversite açıldı, üniversiteler bilimsel içeriğinden kopartıldı. Artık kâğıt üstünde diplomalar alınıyor. Eğitimi gereksiz, külfetli bir iş haline getirdiler. İnsanlar, iş hayatına atılalım, para kazanalım noktasına geldi. Mahallelerde uyuşturucu çeteleri, şiddet ve benzeri durumlar oluşmaya başladı ki aileler de ‘çocuklarımız bir işe girsin, bunlardan uzak dursun’ diye düşünüyor. Eğitim Fakültesini bitirip, 30 yaşında intihar eden çocukları duyuyorlar. Diğer taraftan “MasterChef”i izleyip, 25 yaşında aşçılıktan iki dükkân sahibi olan çocuğu izliyorlar.”

BÖLÜM 2

ZORUNLU EĞİTİM HEDEFTE

Büyük işveren kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları ile hükümete yakın dini sivil toplum kuruluşları 12 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitimin bir an önce esnemesinden yana. Zorunlu eğitime karşı geliştirilen pek çok argüman var. 12 yıllık eğitimin öğrencileri pratikten uzaklaştırdığı, dünya genelinde zorunlu eğitimden uzaklaşma eğilimi bulunduğu, ailelerin zorunlu eğitim istemediği iddia ediliyor. Zorunlu eğitimin fıtrata aykırı olduğunu öne süren bile var. Ancak eğitimciler endişeli, MESEM sistemini kuran eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer bile… 

MÜSİAD: “Öğrenciler piyasaya daha hızlı adapte edilmeli”

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Haziran ayında yaptığı açıklamada genç işsizliğiyle mücadelede zorunlu eğitim süresinin kısaltılmasını önermiş, istihdam artışı için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini savunmuştu. Yeni Şafak Gazetesi’ne konuşan Özdemir, “Gençlerimiz işgücüne daha erken katılmalı. Eğitim zorunluluğu esnetilmeli, öğrenciler pratik becerilerle piyasaya daha hızlı adapte olmalılar. 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulamadır” ifadelerini kullandı.

MESEM’i kuran eski Bakan Özer’den uyarı

MESEM uygulamasının temellerini atan eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ise zorunlu eğitimin kısaltılması argümanlarında MESEM’lere atıf yapılmasını eleştirdi: 

“Zorunlu eğitimin kısaltılmasından murad, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ise bu da doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ülkemizde mesleki eğitim zaten ortaokul sonrası Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri ve Mesleki Eğitim Merkezleri üzerinden sağlanmaktadır.”

26 Ağustos’ta Yeni Şafak Gazetesi’nde “Zorunlu eğitimin kısalması tüm sorunlarımızı çözecek mi?” başlıklı bir yazı kaleme alan Özer, “Zorunlu eğitim kısaltıldığında lise çağındaki gençlerin iş gücünde nasıl yer bulacağı net değildir. Bu donanımla ancak düşük ücretli ve düşük beceri gerektiren işlerde çalışabilirler” değerlendirmesini yaptı. Bu durumun en çok sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocuklarını ve kız çocuklarını etkileyeceğini vurgulayan Özer, “Varlıklı aileler çocuklarının eğitimini sürdürebilir ancak yoksul ailelerin çocukları eğitimden kopar. Bu da toplumsal eşitsizliği derinleştirir” ifadelerini kullandı.

“Zorunlu eğitim fıtrata aykırı”

Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü, Şubat 2025’te İstanbul Eyüp’teki Bahariye Mevlevihanesi’nde; “Türk Eğitim Sistemi ve Zorunlu Eğitimin Yansımaları” başlıklı bir çalıştay düzenledi. Çalıştayın sonuç raporunda, “Zorunlu eğitim sistemi, tüm öğrencilerin aynı kalıba sokularak bireysel farklılıkların göz ardı edildiği, insan akıl ve fıtratına ters bir uygulamadır” denildi ve “öğrencilere branş yönlendirmesinin erken yaşta yapılması” istendi. 

Raporda ayrıca, eğitimden çok ticarete yönelen insanların daha başarılı olduğu savunuldu: 

“İş ve özel yaşamında büyük başarılar elde etmiş birçok insanın arkasında parlak diploma ve okullardan ziyade kendi çabalarıyla elde edilmiş hayat ve iş tecrübeleri yer almaktadır. Örneğin büyük bir fabrikanın sahibinin ya da yöneticisinin, ünlü bir sanatkârın, zengin bir tüccarın ortaokul, lise hatta bazen de ilkokul mezunu olduğu görülmektedir.”

Raporda, zorunlu eğitimin “evlilik yaşını yükselttiği” ve “çocukların istihdama geç katıldığı” da iddia edildi:

“25 yaşına kadar kamu bütçesi ile finanse edilen öğretim süreci, 25 yaşına kadar kendisi ve toplum için hiçbir değer üretememiş̧ bireyler ve umut tacirliği ile günü̈ kurtaran yönetsel bir mekanizma görüntüsünü vermektedir. KPSS için yıllarca hazırlanan bir gençlik ortaya çıkmaktadır.”

Ayrıca uzun bir eğitim sürecindense, sertifika ve kursların çağın gereksinimlerini daha iyi karşıladığı savunuldu:

“Gelecekteki eğitim modeli; kısa sertifika programları, esnek öğrenme ortamları ve hayat boyu öğrenmeyi esas alan bir yaklaşım olmalıdır.”

“Aileler zorunlu eğitimi istemiyor”

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci, Ekim 2024’te; “4+4+4 sisteminin son dört yılı yeniden ele alınmalı” açıklamasını yaptı. 

İktidara yakınlığıyla bilinen Eğitim-Bir-Sen’in, temmuz ayında yayımladığı saha araştırması sonuçlarında; velilerin ve öğretmenlerin 12 yıllık eğitimi “uzun” bulduğu, bu sürenin iş hayatına erken atılmayı zorlaştırdığı ve ara eleman bulmayı güçleştirdiği ileri sürüldü. Bu raporda önerilen model ise “3 yıl zorunlu, 1 yıl ise isteğe bağlı” oldu. Ayrıca uzun süreli eğitimin “okul terki riski” taşıdığı iddia edildi.

Diğer yandan eğitim uzmanları, sendikalar ve hak örgütleri; 2024’te duyurulan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı ve 2022’den itibaren yaygınlaşan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması üzerinden yürüyen tartışmalara dikkat çekiyor. Eleştiriler, devlet eliyle çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığı, zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılacağı yönünde yoğunlaşıyor.

Aynı paralellikte İstanbul ve Ankara Ticaret Odaları da MESEM’e olumlu yaklaşıyor.

Eğitimci Özgür Bozdoğan, zorunlu eğitimin kısaltılması gerekçelerinin sermayenin çıkarına hizmet ettiğini belirtiyor:

“Deniyor ki, çocuklar iş yaşamına geç atılıyor. Aslında tercümesi şu: Sermayenin daha fazla çocuk işçiye, çırağa ihtiyacı var. Ticaret ve sanayi odaları bunu defalarca dile getirdi. Bakanlık da aynı şeyi söylüyor.”

 

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, okul süresinin kısaltılmasının öğretmen atamalarını da azaltacağına dikkat çekiyor:

“Milli Eğitim zaten yetersiz olan bütçesindeki harcama kalemlerini düşürecek. Devlet, her çocuk için harcanması gereken eğitim masrafından tasarruf etmeye çalışıyor. Bu ekonomik krizde ucuz iş gücü arayışı çocuklara göz dikmiş durumda.”

Özbay, gelişmiş ülkelerde zorunlu eğitim süresinin arttığını hatırlatarak, çocuğun “mühürlenmesinin” doğru olmadığını söylüyor:

“Eğitime sermaye karar verir mi? Çocukla piyasayı yan yana getirmek büyük bir utançtır. Eğitimi kısaltarak işsizliği azaltamazsınız. Lise düzeyinde çocuğun bilgisi, ilgisi, becerileri yönünde çocuğu yönlendirebilecek bir eğitim sistemini var etmemiz gerekiyor. Ama yine de okulda tutmalıyız. Daha 15 yaşında çocuğu, ‘Bu elektrikçi olacak, motor ustası olacak’ diye ayrıştırmak, mühürlemek yanlıştır.”

Ayrıca MESEM’lerin sınıfsal eşitsizliğin en açık hali olduğunu vurguluyor:

“Ekonomik durumu iyi olup da 15 yaşındaki çocuğunu bu okullara gönderen tek bir aile bulamazsınız. MESEM’ler bu kadar faydalıysa önce bu kararları veren siyasiler, bu talepte bulunan MÜSİAD gibi patronlar kendi çocuklarını göndersin. Burada sınıfsal bir ayrım açıkça görülüyor, demek ki bunu buradan tartışamayız.

Eğitim uzmanı Ali Taştan, liselerin bir yıl kısaltılması halinde yaklaşık 100 bin öğretmenin norm fazlası olacağını belirtiyor:

“Bu öğretmenler nerede değerlendirilecek? Şu an alan yok. Yeni öğretmen alımı da duracak. 90’dan fazla eğitim fakültesi var, bunların azaltılması, kontenjanların düşürülmesi gerekecek. Önümüzdeki 5- 10 yıl öğretmen ihtiyacı olmayabilir.”

BÖLÜM 3 

SÖZ ONLARDA…

Uzmanların endişelerini daha da artıran yeni sistem projeksiyonları tartışılırken 18 yaşından küçük çocuklar MESEM’lerde haftanın altı günü, yaklaşık 11 saat, devletin patrona verdiği 6 bin 632 lira karşılığında çalışmaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı, patronlar, sivil toplum kuruluşlarının bir an önce hayata atılmalarını istediği çocuklar neler yaşıyor? 

İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Yüksel Kaya Mesleki Eğitim Merkezi ve Sultangazi’deki Ahi Evran Mesleki Eğitim Merkezi; öğrencilerini SANKO Oto Sanayi Sitesi’ndeki atölyelere yönlendiriyor. Devlet eliyle yürütülen eğitim sisteminin bir parçası olan sanayi sitesindeki atölyelerin çoğunda yaşları 14 ile 17 arasında değişen, motor-mekanik öğrencisi çocuklar çalışıyor. Çocukların üzeri kir, pas, boya ve makine yağı. Bazıları tonlarca ağırlıktaki otomobili kaldırabilen bir liftin altında, bazıları kaportaların etrafında. 

30’a yakın çocuk soruları yanıtlarken rahat değildi, çünkü sıkı patron denetimi altındalar. 

“Haftada 66 saat çalışıyoruz”

Mevzuata göre haftanın dört günü burada, bir günü ise okulda olmaları gerekiyor. Ama onlar haftanın altı günü çalışıyor. Sabah saat 08.30’dan akşam saat 19.30’a kadar çalışıyorlar, günde 11 saat… Bu emeklerinin karşılığında aldıkları maaş tam tamına 6 bin 632 lira. Bu da zaten devletin işverene verdiği ücret. Yani patronun cebinden bu çocuklar için çıkan bir kuruş yok…

İşveren: MESEM olmasa sanayide eleman bulamazsın 

15 yaşında bir öğrenci beş aydır çalışıyor, hayali kendi dükkânını açmak. Görünüşüne bakan neredeyse ilkokul öğrencisi sanar… Soruları yanıtlarken başını da kaldırmıyor. İşi başından aşkın, biri lastik şişirme kompresörüne basarken o aracın altında bir şeyleri kontrol ediyor. “Küçükken hem Kur’an kursuna gidiyordum hem okula.” “Küçükken” sözcüğünü sanki çoktan çocukluğu geride bırakmış gibi söylüyor. 

Üç dört öğrencinin çalıştığı bir başka dükkânda, çocuklardan önce işveren soruları yanıtlıyor. Patron, MESEM sistemini övüyor: 

“Güzel bir sistem. Ortaokulu bitirip liseye geçerken devlet güzel bir şekilde işe teşvik ediyor. Gençlerle sağda solda, sokaklarda uğraşacağına kadar veya gençler değişik işlere girene kadar buraya girmeleri daha iyi. Hem çalışıyor hem lise diplomasına, mesleğine sahip oluyor.”

“Denetim var mı, nasıl” sorusuna ise “Hocalar ayda bir iki defa gelir. İmzasını, kaşesini verip gönderiyorum” yanıtını veriyor. 

Patron, çocuklar konuşulmasını da istemiyor, “Çok da konuşmaya gerek yok bence. Lisenin 12 sene mecburi olmasını doğru bulmuyorum ama bu sistem iyi. MESEM olmasa sanayide eleman bulamazsın. Gerçekten güzel bir sistem, ben şahsen memnunum yani” diyor. 

MESEM öğretmeni: Denetim var ama arada kalıyoruz

Oto sanayinin sokağında bir şeyler taşıyan çocuk, 15 yaşında. Denetim için gelen öğretmenlerle ilgili soruya, “Geliyorlar ama iş yerinde miyiz diye bakıyorlar. İş güvenliği falan bakmıyorlar” karşılığını veriyor. Denetime gelen öğretmenle konuşamadıklarını söylüyor: “Yok abla, ustabaşının yanında derdini nasıl anlatacaksın?” 

Bir gün önce Gaziosmanpaşa Yüksel Kaya Mesleki Eğitim Merkezi’nde görevli öğretmen durumu şöyle özetlemişti: 

“Devletin daha aktif olması gerekir. İşvereni uyardığımızda ‘çocuğu işten çıkarırım’ tehdidiyle karşılaşıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Sonrasında iş bulamamasından endişe duyuyoruz. Bu şekil arada kalıyoruz. Mesela işveren, öğrenciyi uygunsuz saatte çağırıyor. Öğrencilerimizi çalışma saatleri konusunda sürekli uyarıyoruz.”

Aynı çocuk, “neden MESEM” sorusuna “Okumak benlik değildi. Ama benim burada olmam ailemin hatası. Uzun abla, boş ver” yanıtını veriyor. 

“Bu değildi hayalim, sadece mantıklı geldi”

Sanayi sitesindeki başka bir dükkânda çalışan iki öğrenci, 14 yaşındalar. Haftanın altı günü çalışıyorlar. “Yetiyor mu?” sorusuna, biri omuz silkip “Yani…” diyor. Konuşmayı öğrenci değil dükkan sahibi gülerek tamamlıyor: 

“Ben 11 yaşında çalışmaya başladım, bunlardan bile küçüktüm. Okuyanların çoğu meslek sahibi bile olamıyor. Buranın en azından garantisi var.” 

Dükkân sahibi, “Bu çocuklar da gençliğini yaşayamıyor” sözlerine ise “Ben de yaşayamadım. 45 yaşındayım, 35 yıldır çalışıyorum” karşılığını verdi. Arabanın altında çalışan bir başka çocuk ise “Abi sen yaşayamadın diye ben niye yaşayamıyorum” diyor. İşveren ise “Var mı istediğin başka bir şey? Doktor olabilecek misin? Ben de isterdim kâğıt kalem tutmayı. O potansiyel bizde yok” ifadelerini kullanıyor. 

Çocuk ise “İsteğin bu muydu?” diye sohbetin dışında, sessiz şekilde sorunca “Küçükken bunun hayalini kurmazdım. Kim kaportacı olmak ister. Bu mantıklı geldi” diyor. 

Patron: Geçen sene eleman bulamıyorduk

Bir başka atölyede önünde üç çocuk, patron olduğu belli olan 50’li yaşlarda biri var. Başları kaportanın altında. Çocuklar nasılsa rahat konuşamayacak diye MESEM’i yine işverene soruyorum:

“Çocukken bu işler öğrenilir, sonradan olmaz. Sonra olan A101’de çalışmaya başlıyor. Burada çalışması daha mantıklı, devlet doğru bir şey yapıyor. Okula yine gidiyorlar, sosyalleşmeleri var. Geçen sene eleman bulamıyorduk, şimdi bir dükkâna 250 tane eleman düşüyor. Okuyarak bir şey olunmuyor, herkes artık bir şeyleri anlıyor.”

Çocuklar da “Katılıyor musunuz” sorusuna, “Ağaç yaşken eğilir abla” diyor. 

“Para yetmediği için pazar günleri de çalışıyorum”

17 yaşındaki başka bir öğrenci ile telefonda konuşuyoruz. Süheyl Erboz Mesleki Eğitim Merkezi öğrencisi Korkmaz; Ümraniye, Dudullu Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışıyor. “Sesin büyük geliyor” deyince, “Yaşlandırdılar abla bizi” diyor.

“Saat 08:30, akşam 19:30- 20:00. Çok fazla çalışıyoruz. Oturup nefes alacak zaman olmuyor. Bugün Pazar ve benim ek ücrete ihtiyacım olduğu için başka işe gideceğim. MESEM’in verdiği para 6 bin TL, yetmiyor. Babam asansör parçası satıyor, annem ev hanımı. Abim de eski MESEM mezunu. 

Patronla hiçbir sıkıntım yok. Herhangi bir küfür, hakaret yok. Patron olması gerektiği gibi. Disiplinli… Çalışan için patron olana kadar bütün patronlar kötüdür. 

12 yaşından beri çalışıyorum. Küçükken arabalara meraklıydım. Kendim istedim ama küçük bir çocuğun aklına uyarak, yapılacak bir iş değil. Biraz pişmanım, okusaydım biraz daha iyi olabilirdi hayatım. Şimdi geleceğimi riskle yönlendiriyorum. Ama risk almayan kahraman olamaz.”

 “İnşallah güzel günlerim olur”

Mersin’de, ismini vermek istemeyen, elektrik bölümünde okuyan 16 yaşındaki öğrenciyle de telefonla konuşuyoruz. Bir önceki çalıştığı yerden psikolojisi bozulduğu için ayrıldığını anlatıyor:

“Çalışma saatlerim belli değildi. Patron sinirliydi, genelde bağırırdı. İki yıl orada çalıştım. Hakaret ederdi, zekamı küçük görürdü. Salak derdi herkesin içinde. Bir şey diyemiyordum. İşe gidesim gelmiyordu, uyuyamıyordum, kalkasım da gelmiyordu. Aylığımı istediğimde, ‘Atacağım zaman söylerim, siz niye işime karışıyorsunuz!’ diyordu. Verdiği 6 bin 632 TL para devletin verdiği para. İki yıl boyunca sadece bir ay 4 bin TL harçlık verdi; o da son ay çıktığımda.

Sabah 7’de iş başlardı, akşam değişirdi. Yemeği kendileri yapardı. Denetime gelen hoca sadece devamsızlık var mı diye sorup giderdi. Hiç denk gelmedik, o geldiğinde biz arızaya gitmiş oluyorduk.

Artık dayanamayınca aileme anlattım, onların desteğiyle çıkışımı aldım. Babam camcı, annem tarlaya yevmiyeye gidiyor. Beş kardeşiz. En büyükleri benim. 14 yaşından beri çalışıyorum. Şimdi çalıştığım yerdeki insanlar iyi. İnşallah güzel günlerim olur. O günler gelir.”

“Okulum hayalet okuldu, hiçbir şey öğretmediler”

Bazı öğrencilerin anlattıkları ise meslek liselerinde eğitimin kalitesi ve öğrencilere gösterilen ilgiyi gösteriyor. Artvin’in Arhavi ilçesinde Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nden mezun olan 17 yaşındaki mobilya bölümü öğrencisi, telefonda; eğitim gördüğü okul için “hayalet okul” diyor. Okulda mesleki eğitim verilmediğini şu sözlerle anlatıyor: 

“Okuduğum okulda mobilya dışında her işi yaptırıyorlardı. Mesela bir gün bahçedeki tuğlaları söküp yeniden takmamızı istediler, gün boyu tuğla taşıdık. Hocaların diplomaları olduğundan bile şüpheliyim; öğrencilerle ilgilenmezlerdi. Hiçbir şey öğrenemedik. Malzemeler paslıydı, temel bilgileri bile öğretemediler. Dört yılım boşa geçti.

Stajda şanslıydım, ustamdan çok şey öğrendim. Son yıl bizden okula dolap yapmamızı istediler, malzemeyi de çalıştığımız yerden getirmemizi söylediler. Çekinerek, yüzüm kızararak malzeme istemek zorunda kaldım.”

“Bedavadan çalışan olarak görülüyoruz”

15 yaşındaki kız öğrenci, TOKİ Ali Duran Kız Meslek Lisesi Grafik Tasarım öğrencisi. Esenyurt’ta bir fotoğrafçıda çalışıyor:

“Ben iyi bir patrona denk geldim ama çoğu yer bizi bedava çalışan olarak görüyor. Öncesinde başka bir yerle iş görüşmesi yaptım. Onlar beni işe almadılar, daha çırak olduğumu, hiçbir şey bilmediğimi, deneyimli bir eleman aradıklarını söylediler ama yasal olarak bize işi onların öğretmesi gerekiyor.

Benim bir hayalim yoktu, hoca böyle bir dal var ister misin dedi. Tamam dedim, ama şimdi memnunum.”

Denetimleri ise “Formu bize gönderiyorlar, hoca nadir uğruyor. 1,5 yılda iki üç kez geldi, imza alıp çıktı” diye anlatıyor.

Sanayinin çocukları

Gaziosmanpaşa, Sanko Oto Sanayi Sitesi’nde kısa sorulara kısa yanıtlar vermek zorunda kalan çocuklar:

Bir öğrenci, 15 yaşında. Günde 11 saat olmak üzere haftada altı gün çalışıyor. 

Bir genç 21 yaşında. 14 yaşından beri çalışıyor. Daha çocukken başlamışsın deyince, “Normal abla” diyor. 

Başka bir çocuk, 16 yaşında. Haftada 6 gün olmak üzere bir senedir çalışıyor. “Okul beni çok sarmıyor, burası daha iyi abla,” diye anlatıyor. 

16 yaşında bir çocuk. “Okulu bırakmak istedim, buraya geldim,” diyor. 

15 yaşında çocuk “Altı yaşımdan beri sanayideyim” deyince yanımızdaki işveren ekliyor: “Baba mesleği olduğu için.” “Patronun nasıl” sorusuna çocuk. “Gerçi burada ama…”  derken, çocuktan önce işveren yanıtlıyor: “Ben arkadaş gibiyim. Sanayide kötü davranan illaki vardır. Sanayi burası. Ben de dayak yedim, iyi ki de yemişim yani. Adam olmazdım, bizim iş öyle.”

15 yaşında başka bir öğrenci, iki yıldır oto sanayide çalışıyor. O da diğerleri gibi haftada altı gün sanayide: “Liseye gittim baktım olmuyor, dedim adamakıllı bir meslek öğreneyim, ilerde dükkân sahibi olurum. Bir gün tatil az geliyor, keşke iki gün olsa ama yapacak bir şey yok, bütün sanayi böyle. Pazar günleri de evde yatıyorum. Her zaman şükür der, geçerim abla”

16 yaşında, bir seneye yakındır çalıştığını söylüyor. “Normal okul okuyamadım, bir diploma almak için buraya geldim. Memnunum,” diyor. 

17 yaşında bir çocuk, 5 yıldır çalışıyor. Sabah 08:30 giriş, akşam 20:00 çıkış. O da diğerleri gibi haftanın altı günü çalışıyor. “Ustayım abla. Memnunum. Okumayı istemiyordum zaten.” Diğerlerinden farklı. Hal ve tavırlarında çocuk oluşuna dair hiçbir iz kalmamış. Yanındaki diğer çocuklara işi öğreten de o.

15 yaşında olduğunu, 13 yaşından beri çalıştığını söylüyor. O da diğerleri gibi günde 11 saat çalışıyor. 

Sorularımızı yanıtlayan çocukların tamamının aldığı ücret, 6 bin 632 TL. İşverenin verdiği “harçlık” değişiyor. Çocukların çoğu maaşlarını söyleyemiyor: “Kimse birbirinin maaşını bilmesin diye söyletmiyorlar” dedi. 

 

ETİKETLER