Türk dizilerinde engelli karakter var mı?

Türk dizilerinde engelli karakterler niye ya sadece mağdur ve pasif bireyler ya da sadece “engeline rağmen…” diye başlayan cümlelerle kurulan başarı hikayesinden başka bir özellikleri yok? Dizilere yansıtılan toplumun doğal bir parçası neden olamıyorlar?

Sinem Nazlı Demir
Yeditepe Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Radyo, Televizyon ve Sinema bölümlerinde çift anadal yaptı. Almanya’da Fulda University of Applied Sciences’ta İnsan Hakları yüksek lisansına...

Türk dizilerinde engelli karakterler niye ya sadece mağdur ve pasif bireyler ya da sadece “engeline rağmen…” diye başlayan cümlelerle kurulan başarı hikayesinden başka bir özellikleri yok? Dizilere yansıtılan toplumun doğal bir parçası neden olamıyorlar?

Engelliler haftası nedeniyle ulusal televizyon kanallarının yapımlarında engelli karakterlerin gerçekten karakter olup olmadıklarını inceledik.

Türk dizilerinde engelli karakterler çoğu zaman iki kalıp arasında sıkışıyor: Ya sürekli yardıma ihtiyaç duyan ya da “engeline rağmen başaran” sıra dışı kahramanlar… Mucize Doktor dizisinde otizmli ve savant sendromlu Ali Vefa karakteri, daha çok “olağanüstü yetenekleri” üzerinden anlatılıyor ve hikayenin merkezine bu yönüyle yerleşiyor. Cennetin Çocuklarında görme engelli çocuk Ayşe ve öğretmeni Ahsen ise çoğunlukla duygusal sahneleri güçlendiren karakterler olarak öne çıkıyor. Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisindeki Murat karakteri engelliliğin travma, saplantı ve şiddetle birlikte işlendiği bir örnek.  Uzmanlara göre bu yaklaşım, engelli bireyleri gündelik hayatın sıradan bir parçası olarak değil, ya istisnai ya da dramatik figürler olarak gösteriyor.

Engelliler Haftası (10 Mayıs 2026 Pazar – 16 Mayıs 2026) vesilesiyle, dizilerdeki bu temsil biçimlerine ve eksik bırakılan hikâyeleri inceledik.

Türkiye Sosyal Bilimler Sempozyumu’na 2022 yılında “Engelliliğe Bakışın 2010 Yılı Sonrası Yayımlanan Türk Televizyon Dizileri Bağlamında Değerlendirilmesi” çalışmasıyla katkı sunan Emine Karakurt, Türk dizilerinde engellilik temsiline dair dikkat çeken bulgular paylaşıyor. Karakurt’a göre dizilerde engelli karakterler, diğer karakterlere kıyasla daha az sahnede yer alıyor ve çoğunlukla yan rollerde konumlandırılıyor. Bu karakterlerin hikâyeleri ise genellikle uzun süre devam etmiyor; bazı yapımlarda engelli karakterlerin birkaç bölüm sonra intihar ederek ya da öldürülerek diziden çıkarıldığı görülüyor.

Karakurt ayrıca dizilerde engelli karakterlerin ağırlıklı olarak erkek olduğunu, kadın engelli karakterlere ise neredeyse hiç yer verilmediğini belirtiyor. Oysa toplumda hem kadın hem erkek engelli bireylerin bulunduğu biliniyor. Buna rağmen dizilerde bu çeşitliliğin yansımadığı ifade ediliyor.

Özellikle 2010 yılında başlayan ve 3 yıl süren “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisi üzerinden yaptığı değerlendirmede, engelli karakterin duygusal olarak yalnız ve sorunlu bir şekilde kurgulandığı, sevgi ilişkisinin de engelliliği değil, karakterin “sağlıklı ve güçlü olma” halini merkeze aldığına dikkat çekiliyor. Karakurt’a göre bu tür temsiller, engelli bireyleri toplumsal yaşamın doğal bir parçası olarak değil, daha çok sorunlu ve yalnız karakterler olarak görünür kılabiliyor.

Dizide fiziksel engelli Murat, psikoloji sorunları nedeniyle Aylin’e zarar vermeye çalışıyor, çünkü Aylin’e “saplantılı bir aşık.”olarak anlatılıyor.  Abisi Soner ve Aylin’i arabayla ezmeye kalkıyor, Soner ve Aylin’in nikah günlerinde vuruyor. Sonunda da intihar ediyor. Murat karakteri, fiziksel engeli olan bir yan karakter olarak başlıyor ama hikâye ilerledikçe engellilikten çok “psikolojik kırılma, öfke ve saplantı” eksenine kaydırılıyor.  Murat’ın davranışlarının (saplantılı aşk, şiddet girişimi, intihar) doğrudan “engellilikten kaynaklanan bir durum” gibi sunulması 2010 yılında oldukça tartışılmıştı. Bu konuda yapılan eleştirilerde  İzleyicide bilinçdışı “engelli birey = kontrolsüz/tehlikeli olabilir” bir eşleştirme:  olabileceğine dönük tartışmaları alevlendirmişti.

MUCİZE DOKTOR: SÜPER KAHRAMAN

Mucize Doktor dizisi, yayınlandığı dönem boyunca geniş bir izleyici kitlesine ulaşırken, ana karakter Ali Vefa üzerinden kurduğu engellilik temsiliyle de tartışma konusu olmuştu.

FOX TV’de 2019-2021 yılları arasında ekrana gelen dizide, otizm spektrum bozukluğu olan bir cerrahın hikâyesi anlatılıyor. Ali Vefa karakteri üstün hafıza ve teşhis becerileriyle dikkat çekerken, bu yönüyle “olağanüstü yetenekli” bir figür olarak öne çıkıyor. Bir dizide ilk defa otizmli birine çalışma hayatında yer verilmesi başlarda takdir toplamış ancak ilerleyen bölümlerde bir kahraman olarak lanse edilmesi eleştirileri de beraberinde getirmişti.

Dizinin ilk bölümlerinde hem meslektaşları hem de hastalar tarafından mesafeyle karşılanan Ali Vefa, ilerleyen süreçte gösterdiği başarılar sayesinde kabul görüyor. Ancak bu dönüşüm, bazı eleştirileri de beraberinde getiriyor. Medya ve iletişim alanında yapılan değerlendirmelerde, karakterin “engeline rağmen başaran” ya da “mucize” olarak sunulmasının, engelliliği gündelik yaşamın bir parçası olmaktan çıkarıp istisnai bir hikâyeye dönüştürdüğü belirtiliyor.

Özellikle sosyal medyada dolaşıma giren sahnelerde, Ali Vefa’nın teşhis koyma biçimi “tıbbın sınırlarını zorlayan” bir yetenek olarak aktarılıyor. Bu durum, karakterin bir doktor olmanın ötesinde “süper kahraman” benzeri bir anlatıyla kurgulandığı yorumlarına yol açıyor.

Uzmanlara göre bu tür temsiller, bir yandan görünürlük sağlarken diğer yandan engelliliği ya aşırı dramatize eden ya da olağanüstüleştiren bir çerçeveye sıkıştırabiliyor. Bu nedenle Mucize Doktor, Türkiye’de televizyon dizilerinde engellilik temsiline dair tartışmaların öne çıkan örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Televizyon dizilerinin toplumsal farkındalık üretmedeki rolünü inceleyen Sevilay Çelenk ve Murat Aytekin, Mucize Doktor örneğinde otizm temsiline dikkat çekiyor. Araştırmacılara göre, dizi bir yandan otizme dair görünürlük sağlarken, diğer yandan bu durumu “olağanüstü yetenek” çerçevesinde sunarak gerçek yaşam deneyimlerini sınırlı bir perspektife indirgeme riski taşıyor.

CENNETİN ÇOCUKLARI

Cennetin Çocukları dizisi, Eylül 2025’ten bu yana TRT 1 ekranlarında izleyiciyle buluşuyor. Dizide Ayşe karakteri görme engelli bir çocuk olarak hikâyede yer alırken, öğretmeni Ahsen de görme engelli.

Bu iki karakter üzerinden kurulan anlatı, dizinin duygusal tonunu belirleyen unsurlardan biri. Engellilik teması, bu karakterlerin yaşadığı zorluklar ve ilişkiler üzerinden dramatik bir yoğunlukla işleniyor. Yani Ayşe de Ahsen de dram rolünü üstleniyor. Görme engelli öğretmen Ahsen, çocukların eğitim sürecinde yönlendirici ve toparlayıcı bir rol üstleniyor. Özellikle Ayşe’nin eğitimden kopmaması ve hayatla bağını sürdürmesi açısından belirleyici bir karakter olarak kurgulanıyor.

Ayşe ise çoğunlukla destek alan ve yönlendirilen bir kız çocuğu olarak hikâyede yer buluyor. İki karakter arasındaki ilişki, eşit bir deneyim paylaşımından çok, öğretici–koruyucu bir yapı üzerinden ilerliyor. Bu anlatı içinde engellilik, karakterlerin gündelik yaşam pratiklerinden ziyade duygusal sahneleri güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu durum, engelli bireylerin bağımsız ve çok boyutlu temsillerinin geri planda kalmasına yol açıyor.

TEMSİLİN DİLİ: “MERHAMET, KAHRAMANLIK VE KORKU”

Ya dram ve mağduriyet… Ya engele rağmen başarı… Ya da geçici kriz ve kırılma anları… Buna karşılık, engelli bireylerin gündelik hayatın sıradan bir parçası olarak, meslekleri, sosyal ilişkileri ve bağımsız yaşamlarıyla birlikte temsil edildiği örnekler oldukça sınırlı.

Bu temsil biçimlerinin; yalnızca içerik düzeyinde değil, kurdukları dil ve bakış açısı yönünden de problemli olduğunu vurgulayan Sosyal Hizmet Uzmanı Aslıhan Aykara’ya göre dizilerdeki engelli karakterler, çoğu zaman birey olarak değil, belirli duyguları harekete geçiren araçlar olarak konumlandırılıyor.

Bu yaklaşımın temelinde, engelli bireylerin “hak öznesi” olarak değil, daha çok “merhamet nesnesi” olarak görülmesi yatıyor. Aykara bu durumu, medyanın engelliliği olduğu gibi yansıtmaktan uzak oluşuyla ilişkilendiriyor ve bu sorunun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını vurguluyor. Avrupa’da da benzer temsillerin görüldüğünü belirterek, dizilerdeki engelli temsillerinin genel olarak gerçeklikten uzak bir çerçevede kurulduğunu ifade ediyor.

Aykara’ya göre dizilerdeki karakterler çoğunlukla iki uç arasında sıkışıyor. Ya yardıma muhtaç ve pasif bireyler olarak sunuluyorlar ya da “engeline rağmen başaran” olağanüstü figürlere dönüştürülüyorlar. Bu iki uç arasında, gündelik hayatın sıradan akışı içinde var olan engelli bireylerin deneyimleri neredeyse hiç görünmüyor.

Özellikle “engeline rağmen başardı” söyleminin yaygınlığına dikkat çeken Aykara, bu tür anlatıların ilk bakışta olumlu görünse de aslında sorunlu bir çerçeve kurduğunu belirtiyor. Bu söylem, engelli bireyleri sıradan insan deneyiminin dışına iterek onları ya istisnai ya da istismar edilebilir figürler haline getiriyor.

Aykara’nın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise ruhsal engelli karakterlerin temsili. Bu karakterlerin çoğu zaman “tehlikeli” ya da “ahlaki olarak sorunlu” bireyler olarak sunulduğunu ifade eden Aykara, bu yaklaşımın toplumsal korkuları beslediğini ve farklı olanın tehdit olarak algılanmasına yol açtığını vurguluyor.

Geçmişten bugüne taşınan kalıplar

Engelli aktivist Gamze Elibol ise bugünkü temsil biçimlerinin kökenini geçmişte aramak gerektiğini söylüyor. Elibol’a göre Türkiye’de engelliliğe dair birçok algı, yıllar içinde medya aracılığıyla yeniden üretilmiş ve normalleşmiş durumda.

Elibol’a göre Türkiye’de engelliliğe dair birçok algı, yıllar içinde medya aracılığıyla yeniden üretilmiş ve normalleşmiş durumda.

Elibol’un verdiği “sakat battaniyesi” örneği, engelliliğe ilişkin kalıp temsillerin ne kadar erken yaşta ve ne kadar güçlü biçimde içselleştirildiğini gösteriyor. Geçmişte film ve dizilerde sıkça karşılaşılan bu görsel kodun, engelli bireylerin yaşam pratiklerine dair indirgemeci ve hatalı bir algı ürettiğini belirten Elibol, bu tür temsillerin etkisinin günümüzde de sürdüğünü vurguluyor. Nitekim “sakat battaniyesi” olarak adlandırılan bu tekrar eden sahnelerde, belden aşağısı felçli karakterlerin neredeyse istisnasız biçimde dizlerine battaniye örtülmüş halde gösterilmesi, engelliliği tek tip ve pasif bir beden temsiline indirger.

Bu temsil biçimi yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda izleyiciye sürekli tekrar yoluyla “normal” olarak sunulan bir görsel dil üretir. Engelli bireylerin hareketliliği, bağımsız yaşam pratikleri ya da farklı deneyimleri görünmez kılınırken, onların gündelik hayatı tek bir sembole indirgenir. Böylece engellilik, çeşitliliği olan bir deneyim alanı olmaktan çıkarılıp, donuk ve değişmez bir imgeye dönüştürülür. Bu tür kodlar, izleyicinin gerçek hayatta karşılaştığı engelli bireyleri de benzer kalıplar içinde değerlendirmesine zemin hazırlar.

Elibol’un dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise uluslararası yapımlarla Türkiye’deki diziler arasındaki fark. Yabancı dizilerde engelli karakterlerin çoğu zaman hikâyenin doğal bir parçası olarak, dikkat çekmeden var olduğunu belirten Elibol, Türkiye’de ise bu karakterlerin ya merkezde ama sorunlu bir şekilde ya da tamamen yok olduğunu söylüyor.