“25 kuruşluk biletimiz olurdu, bazen paramız yetmezdi; biletçiye birkaç yumurta verir yine trene binerdik.” Erdal Akdoğan’ın çocukluk anısı, Çivril’de artık yalnızca hafızalarda yaşayan bir demiryolunun izini sürüyor. Kimisi bu trenle askere gitti, kimisi pazara, kimisi akraba ziyaretine… Ancak 1988 yılında ekonomik olmadığı gerekçesiyle kapatılan 31 kilometrelik Çivril-Sütlaç demiryolu hattı bugün yabani otların arasında kaybolurken, istasyonun önündeki yaşlı buharlı lokomotif ve yolcu vagonu da örümcek ağları içinde sessizce çürümeyi bekliyor. Denizli Çivrilliler ise yalnızca tarihi bir yapının korunmasını değil, kendilerini yeniden ana demiryolu ağına bağlayacak trenin raylara dönmesini istiyor.

İngiliz- Osmanlı demiryolu şirketi tarafından 1892 yılında inşa edilen ve 1988 yılında verimsiz denilerek kapatılan Çivril- Sütlaç demiryolu hattının ilk durağı Çivril Tren İstasyonu, önünde bekleyen buharlı lokomotif ve bir yolcu vagonu ile birlikte 100 metrelik bir ray hattı üzerinde kaderine terkedildi.
İngiliz şirketi Ottoman Railway Company ve Osmanlı şirketi ORC işbirliği ile Çivril ilçe merkezinden başlayan ve Işıklı Gölü’nün güneyinden ana hat trenlerinin geçtiği Sütlaç İstasyonu’na bağlanan, 1935 yılından sonra TCDD tarafından yolcu ve yük taşımacılığı için hizmet veren demiryolu hattı ekonomik olmadığı gerekçesiyle 1988 yılında kapatıldı.
Denizli’nin Çivril İlçesi’ni Sütlaç İstasyonu’nda İzmir-Denizli-Burdur-İsparta hattına bağlayan 31 kilometrelik demiryolunun Ömerköy, İnceköy, Seraserli, Sundurlu köylerinden geçen büyük bölümünde üzeri yabani otlar tarafından kapatılmış olsa bile hat, az masrafla hala kullanılabilecek durumda. Koruma altındaki Sundurlu İstasyonu çok bakımsız olmasına karşın hala ayakta, son istasyon Sütlaç ise İzmir-Burdur ve İzmir-İsparta trenleri tarafından kullanılıyor.
Edindiğimiz bilgilere göre, önceden imara açılarak konut alanı yapılması planlanan bölge 1996 yılında İzmir 1 Numaralı Koruma Kurulu kararıyla, korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edildikten sonra Çivril istasyon binası ve çevresi Güney Ege Kalkınma Ajansı desteği ile restore edildi ve ardından 2015 yılında Çivril Belediyesi tarafından satın alındı.

Son 10 yılda göreve gelen yerel yöneticilerin çabasıyla istasyon alanında bulunan taş yapılardan bazıları ve hangarlar sosyal tesislere dönüştürüldü. Bu yapılar Çivril Belediyesi’nin tarihi istasyon projesi kapsamında sosyal yaşam alanı, düğün ve toplantı salonu ile kafe olarak vatandaşın hizmetine sunuldu.
Çevresi çöplüğe dönüşmüş tarihi istasyon binası ile müze olarak değerlendirilmesi düşünülürken tahribata açık hale gelmiş ve hurdaya dönüşmüş buharlı lokomotif ve yolcu vagonu ise temizlenip boyanması gerekirken çürümeye devam ediyor.
Eski demiryolu hangarlarının vatandaşın uygun fiyatla çay, kahve içip oyalanabileceği sosyal tesislere dönüştürülmesini olumlu bulduklarını ama yıllardan beri Çivril- Sütlaç demiryolu hattının yeniden hizmete açılmasını istediklerini belirten Çivril halkı, Belediye Başkanı Semih Dere’nin halkın bu talebine öncülük etmesini beklediklerini söylediler. Bu trenle birçok kez yolculuk yaptıklarını anlatan vatandaşlarla da görüştük, anılarını dinledik.
Muhittin Özkul, “Kara tren Çivril-Sütlaç arasında çalışır, Sütlaç’tan ana demiryolu hattı ile istediğin yere giderdin. Ama maliyeti çok diye kapattılar bu hattı. Çivril Ovası’nda yetişen pancarlar yük treni ile buradan Uşak Şeker Fabrikası’na taşınırdı. Devlet bu hattı yeniden ulaşıma açmalı” dedi.

KIYMETİNİ BİLEMEDİK YAZIK OLDU
Zafer Moralı ise “1961 yılında buradan 7 arkadaş Sütlaç trenine binip Burdur’a askerlik görevine birlikte gitmiş, terhis olunca yine bu trenle dönmüştük. Trenle ilgili çok anım var. İzmir’de yaşıyorum ama sık sık gelirim Çivril’e. İstasyonu bu halde gördükçe üzülüyorum. Bu tarihi değerin kıymetini bilemedik, yazık oldu” diye konuştu.
Küçükken İnceköy’den sık sık trenle Çivril’e geldiğini anlatan Erdal Akdoğan ise, “Bilet delikli 25 kuruştu, verir binerdik. Bazen paramız olmazdı. Biletçiye birkaç yumurta verir yine binerdik trene” diyerek anlattı anısını.
Önceki dönem belediye başkanı Yaşar Vural’ın “Trenimizi istiyoruz” kampanyası ile hattın yeniden açılması için çok uğraştığını belirten Yaşar Cingöz ise “Perşembe günü Çivril’in pazarı olurdu. Sütlaç’tan pazara trenle gelir dönerdik. Hattı da istasyonu da berbat ettiler” dedi.
İstasyonun önünden bisikletiyle geçerken rastladığımız 65 yaşındaki Hüdai Ural ise, “İstasyondan buharlıya biner bir saat sonra Dinar’a ulaşırdık. Dönüşümüz de trenle çok kolay olurdu. Çok masraf etmelerine gerek yok. Bu hattı yeniden açmalılar. Hepimiz Çivril-Sütlaç seferlerinin yeniden başlamasını istiyoruz. Bu hat Çivril’i ülkenin her köşesine bağlıyor” diye konuştu.
İSTASYON ÇEVRESİNE YENİ PROJE
Çivril Belediye Başkanı Semih Dere, Pamukkale Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi öğrencilerinin Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Zengin öncülüğünde hazırladığı “Çivril Tarihi Tren Garı ve Yakın Çevresi Kentsel Peyzaj Tasarım Projesi”nin final jürisine katılarak gençlerin heyecanını paylaştı. “Kentsel Tasarım Stüdyosu Dersi” kapsamında geliştirilen bu kapsamlı proje, ilçenin en önemli sembollerinden biri olan tarihi tren garını modern şehircilik anlayışıyla yeniden yorumluyor. Üniversite-kent iş birliğinin en güzel örneklerinden birini teşkil eden bu etkinlikte, geleceğin peyzaj mimarları ve tasarımcıları, tarihi dokuyu koruyarak yeşil alanlarla harmanlayan yenilikçi fikirlerini yerel yönetimin beğenisine sundular. Projelerin teknik detaylarını ve estetik yaklaşımlarını dikkatle inceleyen Başkan Dere, gençlerin enerjisinden ve ilçeye kazandırmak istedikleri yeni vizyondan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirtti.
Çivril’in geçmişten gelen kültürel zenginliğini koruyarak planlı bir şehirleşme modeli oluşturmayı amaçlayan proje, tren garı ve çevresini vatandaşların sosyal yaşam kalitesini artıracak modern bir cazibe merkezine dönüştürmeyi öngörüyor. Final jürisinde sergilenen tasarımlar; yeşil koridorlar, yürüyüş yolları, kültürel etkinlik alanları ve sürdürülebilir çevre düzenlemeleriyle dikkat çekti. Akademik bilginin pratik hayatla buluştuğu bu süreç, Çivril’in tarihi kimliğini zedelemeden, modern yaşamın ihtiyaçlarına nasıl entegre edilebileceğine dair çok değerli bir rehber niteliği taşıyor.



