Doğu Anadolu bölgesinde, Fırat Havzası’nın ana damarlarından biri olan Peri Vadisi ve çevresi, altın ve gümüş arama projelerinin yoğun hedefi haline geldi. Varto’dan Karlıova’ya, Kiğı’dan Tunceli sınırına uzanan bu havzada artan madencilik girişimleri; bölgenin biyolojik çeşitliliğini, su kaynaklarını ve tarım-hayvancılığa dayalı yerel ekonomisini geri döndürülemez bir yıkım riskiyle karşı karşıya bıraktı.

Ekin Madencilik tarafından yapılması planlanan siyanürlü altın ve gümüş arama projesi; Kiğı ilçesine bağlı Ölmez Köyü ile Bilece Köyü-Kuşluca Mezrası sınırları içindeki sahada planlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, proje için “ÇED gerekli değildir” kararı aldı. Sahada şantiye kuruldu, arama hazırlıkları başladı. Bölge baroları, çevre platformları ve yöre dernekleri “ÇED gerekli değildir” kararına karşı yürütmeyi durdurma ve iptal davası açtı.

İtirazlar, projenin; aktif Yedisu fay hattı üzerinde yer aldığı tezi üzerinde yoğunlaştı. Madende olası bir sızıntının; siyanür ve ağır metalleri Peri Vadisi üzerinden Yayladere, Karakoçan, Elazığ, Dersim ve Fırat Havzası’nın tamamına yapabileceğine dikkat çekildi. Projenin meşe ormanlarını, bölgenin tescilli Kiğı balı arıcılığını ve vaşak, dağ keçisi ile boz ayı gibi türlerin sığınağı olan yaban hayatını tamamen yok edebileceği vurguladı.

Bingöllüler ve Kiğılılar, siyanürlü altın madeni projesine hafta sonu protesto etti.
Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere-Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER) ile Kiğı Dernekler Birliği öncülüğünde ilçe merkezindeki Dörtyol meydanında bir araya gelen protestocular, “Kiğı Çarşı Madene Karşı” yazılı pankartın arkasında toplandı.
“PERİ VADİSİ, HALKINDIR”
Tüm çevreciler adına hazırlanan ekolojist Sema Gedlaç okudu. Bölgedeki fay hattına dikkati çeken Gedlaç, olası bir kimyasal sızıntının geniş bir coğrafyayı felakete sürükleyebileceğini ifade etti. Gedlaç, ayrıca; ‘Altının değeri suyumuzdan büyük değildir. Çıkarılacak altının hesabı yapılırken kirlenen suyun ve yok edilen ekosistemin bedeli geri getirilemez. Önlem felaketten önce alınmalıdır, Peri Vadisi halkındır ve özgür kalmalıdır’ dedi.

KAYY-DER Eşbaşkanı Tuncay Gökçe ise maden şirketlerinin önce bölgede ‘zararsızlık’ algısı yaratıp şantiyeler kurduğunu, sonrasındaysa halkı çaresiz bıraktığını söyledi. Gökçe, Peri Vadisi’nde ve Kiğı’da bu madenleri asla istemediklerini, bölge halkının dili, kültürü ve doğasıyla bir arada yaşaması gerektiğini söyledi. Hukuki mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti.
Gökçe, bu eylemin Kiğı’da bir ilk olduğunu protesto için uzun bir süre köy köy çalışma yürüttüklerini, yoğun katılımın daha çok köylerden sağlandığını söyledi.

AKBELEN’DEN KİĞI’YA DAYANIŞMA
Eyleme destek vermek için Muğla’dan gelen Akbelen direnişçisi Esra Işık, Ege’deki kadim zeytinlerin ve yok edilen toprakların mücadelesini Doğu’ya taşıdıklarını ifade etti. Işık, maden şirketlerinin Muğla Milas’ta 40 yıldır uyguladığı yerinden etme politikalarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Maden şirketleri 40 yıldır insanları yerinden yurdundan ediyor, zorla başka şehirlere göç ettirip ellerine az bir para vererek çaresiz bırakıyor. 40 yıllık bir talanın ardından dahi mücadeleye başlamak için hiçbir zaman geç değildir, biz bunu diyerek başladık. 7 yıllık direniş boyunca 80-90 yaşındaki dedelerin, nenelerin yerlerde sürüklendiğini, ağaçlara sarılarak gözyaşı döküşünü gördük. Biz sermaye sahiplerinin yasalarını kabul etmiyoruz. Bizim yasamız toprağın ve memleketin yasasıdır. Bingöl Kiğı, Erzincan İliç olmasın!”
KİĞILILAR NE DİYOR?
Eyleme katılan Kiğılılar, siyanürlü madencilik projelerinin sadece arazi kaybına yol açmadığını, tüm yaşam alanlarını kuşattığını anlattı.

Duranlar köyü muhtarı İsmail Hakkı Soydemir, maden yapılırsa meraların kapatılması nedeniyle hayvancılığın biteceğini, su kaynaklarının kirlenmesiyle köylerde yaşamanın imkansız hale geleceğini belirterek, bölgedeki yıkımı şöyle anlattı:
“Kiğı’da maden istemiyoruz. Keşke bu eylemi maden projesinin en başında yapabilseydik ama yine de geç değil. Eylemlerimiz devam edecek. Madene geçit vermeyeceğiz. Maden yapılırsa bütün sosyal yaşam bundan etkilenecek; herkes, her yer, her hayvan… O yüzden karşıyız.”
“SANKİ SLOGANLARIMIZ TIMES MEYDANI’NDA YANKILANDI”
Bölgedeki yüksek katılımın yarattığı heyecana ve umuda dikkat çeken köylü Oktay Erişkin, tepkisini şu sözlerle aktardı:
“Siyanürlü altın arama faaliyetleriyle memleketimizin doğasını tahrip ediyorlar. Toprağımız yerli ve yabancı kapitalist sermayelere peşkeş çekiliyor maalesef. O yüzden bugün burada halkımızla ve ekolojistlerle bir araya geldik. Kiğı’da hiç olmadığı kadar büyük bir kalabalıkla beraber eylem yaptık.

Ben bugünkü heyecanımı şöyle ifade etmek istiyorum; sanki sloganlarımız yalnızca Kiğı’da değil, Times Meydanı’nda bir ekranda yankılandı. O kadar geniş bir etki alanımızın olduğunu hissettim. Bu mücadelemizin zaferle sonuçlanacağına inanıyorum. Burada madene asla ve asla geçit vermeyeceğiz.”
KUŞ SESİ DUYAMAMANIN ACISI
Siyanürün doğayı ve geleceği zehirleyeceğini belirten Gülistan Yayla, projenin bölge insanı üzerinde yarattığı psikolojik tahribata değindi:
“Siyanür nedeniyle ağaçlarımız, suyumuz, doğamız zehirlenecek; çocuklarımızın, gençlerimizin hayatı kararacak. Biz geleceğimizin gençlerine ışık tutmak için hep beraber bu bozuk düzene başkaldırıyoruz. Çocukluğumuzun ağaçlarına, suyuna, toprağına bunun yapıldığını görmek bizi kahrediyor. Psikolojik açıdan hepimiz bitap haldeyiz. O kuşların sesini bir daha duyamayacak olmanın verdiği üzüntüyü, o ağaçların kesileceği düşüncesini, onları bir daha göremeyeceğimizin yarattığı acıyı anlatamam. O yüzden toprağımızda maden istemiyoruz, bunun için gerekli olan her şeyi yapacağız.”

“DOĞAMIZDAN ELLERİNİ ÇEKSİNLER”
Güneyağıl köyü sakinlerinden Güler Boz da geçim kaynaklarının ve yaşam alanlarının yok olma tehlikesi altında olduğunu şöyle aktardı:
“Bu projelere karşıyız çünkü yapılırsa köyümüz talan edilecek. Suyumuz içilmez olacak. Hayvanlarımızı otlattığımız meralar elimizden alınacak. O yüzden buna son derece karşıyız. Şirketler bizim doğamızdan ellerini çeksinler.”
“HİÇBİR KATKISI OLMAYACAK”

Hollanda’da yaşayan ve yaz aylarını memleketi Kiğı’da geçiren Gıyesettin Durgun ise üzüntüsünü şu sözlerle dile getirdi:
“Kiğılıyım, Hollanda’da yaşıyorum. Yazlarımı burada geçiriyorum. Yazın buradan başka yere gidemiyorum, özlüyorum. Ama geldiğimizde de burayı böyle görmek bizi kahrediyor. Bu memleketin her köşesini en batıdan en doğuya delik deşik ettiler. Ben birçok ülke gezdim, buradan çok daha güzel yerleri gördüm ama biz burayı seviyoruz; biz kendi toprağımızı seviyoruz, köyümüzü seviyoruz.
Nereye gitsek de döneceğimiz yer burası, burası bizim için cennet. Yazın geldiğimizde burayı böyle talan altında görmek bizi çok üzüyor. Biz burayı çocukluğumuzda nasıl gördüysek yine öyle görmek istiyoruz. Bu şirketlerin, madenlerin buraya hiçbir katkısı olmayacak, sadece doğa talanı. Buranın doğasını bozacaklar.”



