Nüfus yaşlanırken, yaşlıların nasıl ve kiminle yaşadığı da giderek daha önemli bir toplumsal mesele haline geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 verileri, 65 yaş ve üzeri nüfusun bir önceki yıla göre yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştığını gösteriyor. Yaşlılar, toplam nüfusun yüzde 11,1’ini oluşturuyor.
Daha dikkat çekici olan ise yaşlıların hane içindeki yaşam biçimi. Türkiye’de en az bir yaşlı bulunan 7 milyon 46 bin 560 hane bulunuyor. Bu hanelerin 1 milyon 836 bin 496’sında yaşlı kişi tek başına yaşıyor. Tek başına yaşayan yaşlıların yüzde 73,5’i kadın, yüzde 26,5’i erkek.
“10 YIL ÖNCE KARAR VERDİM”
Bu rakamların ardında birbirinden farklı hayatlar var. Şenay Hanım, yaşlılık dönemini nasıl geçirmek istediğine yıllar önce karar verdiğini söylüyor. Yaklaşık 10 yıldır Emekli Sandığı’na bağlı bir huzurevinde yaşayan Şenay Hanım, buraya yerleşme kararının bugün kendisi için daha da anlamlı hale geldiğini anlatıyor.
“Ben yalnızlığı hiçbir zaman hissetmedim. Her zaman kendimi tam hissettim. Ama bu tamlığım işte orada destek alıyor” diyor.
Şenay Hanım’a göre huzurevinde yaşamak yalnızca barınmak anlamına gelmiyor. Günlük yaşamın güvenlik ve bakım boyutlarının da kurum tarafından karşılanması, ona kendi evinde yaşayamayacağı bir güven duygusu veriyor.
Her sabah kahvaltıya indiğinde görevlilerin onu görmesi bile bu sistemin bir parçası:
“Siz sabahları kahvaltıya indiğiniz zaman karşıdan sizi görüp, ‘Evet, Şenay Hanım kahvaltıya girdi, bugün yaşıyor, bugün sağ salim kalktı’ diye yazıyorlar.”
Sabah kalkmadığı fark edildiğinde durum araştırılıyor. Dışarı çıktığında kaydı tutuluyor; çıkmadıysa kendisine bir şey olup olmadığı kontrol ediliyor.
Şenay Hanım için bu, çocuklarının sevgisinin yerini tutan bir ilişki değil; başka türlü sağlanması zor bir güvence:
“Bunu evlatlarım benim için yapamazdı. Bunu orası yapıyor.”
24 saat sağlık personelinin bulunmasının da kendisine güven verdiğini söyleyen Şenay Hanım, huzurevinde yaşamanın önemli bir özgürlük sunduğunu düşünüyor.
“Çünkü bana ‘Nereye gidiyorsun?’ diyen yok. ‘Ne yapıyorsun?’ diyen yok. Çok rahatlıkla çıkıyorum ve tekrar geliyorum. Büyük bir özgürlük var. Bunu ben evimde yaşayamazdım” diyor.
Ancak Şenay Hanım’ın bu tercihi yalnız yaşamaktan korktuğu için değil, yaşlanmanın ilerleyen dönemlerinde ihtiyaç duyabileceği desteği önceden planladığı için yaptığı bir seçim:
“Oraya zaten o dinç günlerinizde girebilmeniz lazım ki, o gidişte yolculuğun nereye doğru gittiğinin farkına varasınız.”
“ÇİÇEKLERİMİ YALNIZ BIRAKAMAM”
82 yaşındaki Seniha Hanım ise hayatını değiştirmek istemeyenlerden. Dört çocuğu olan Seniha Hanım tek başına yaşıyor. Çocukları zaman zaman onu yanlarına çağırıyor ancak kısa süre sonra kendi evine dönüyor. Çünkü onun için bağımsızlık yalnızca tek başına yaşamak değil, yıllardır kurduğu hayatı sürdürebilmek.
Büyük oğlu her hafta yanına geliyor, eksiklerini tamamlıyor. Seniha Hanım ise çocuklarını daha fazla rahatsız etmek istemediğini söylüyor. Onu evine bağlayan yalnızca alışkanlıkları da değil:
“Çiçeklerim var, onları yalnız bırakamam.”
Bu cümle, yaşlılık tartışmasının çoğu zaman gözden kaçan başka bir boyutunu ortaya koyuyor: İnsanların yalnızca insanlarla değil, evleriyle, eşyalarıyla, alışkanlıklarıyla ve yıllar içinde kurdukları hayatla da bağ kurduğu gerçeğini.
Seniha Hanım’ın hikâyesinde çocukların desteği ile bağımsız yaşama isteği birbirine karşıt değil. Aksine, çocuklarının desteği onun kendi evinde yaşamaya devam edebilmesini sağlıyor.
“ELDEN AYAKTAN DÜŞENE KADAR…”
74 yaşındaki Ayşe Hanım da çocuklarının desteğini alıyor ancak kendi düzeninden vazgeçmek istemiyor. İki çocuğu olan Ayşe Hanım, eşini kaybettikten sonra çocuklarının kendisini yalnız bırakmak istemediğini anlatıyor. Ancak onun tercihi açık:
“Benim kendi düzenim var. Elden ayaktan düşene kadar evimde durmak istiyorum.”
Çocukları haftada iki kez alışverişini yapıp ihtiyaçlarını getiriyor. Bu nedenle günlük yaşamını büyük ölçüde kendi başına sürdürebiliyor.
Ancak geceleri yalnızlık hissi ağırlaşıyor.
“Bir tek gece olunca yalnızlık dokunuyor. Bir ses, bir nefes istiyor insan.”
Ayşe Hanım’ın hikâyesi, yalnızlığın yalnızca fiziksel olarak tek başına yaşamakla ölçülemeyeceğini de gösteriyor. Gündüzleri bağımsızlığını koruyan bir insan, geceleri sosyal temas ihtiyacı hissedebiliyor.
“İNSAN İNSANA AĞIR GELİR”
78 yaşındaki Ali K. de eşini kaybettikten sonra bir süre çocuklarının desteğiyle yaşamını yeniden düzenlemeye çalışıyor.
İki oğlu olan Ali K.’nin oğullarından biri Antalya’da, diğeri Buca’da yaşıyor. Eşinin ölümünün ardından zor bir dönem geçiren Ali K., Buca’da yaşayan oğlunun kendisi için bir oda hazırladığını anlatıyor.
Zaman zaman oğlunun yanında kalıyor. Ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayabildiği sürece kendi evinde yaşamayı tercih ediyor:
“İnsan insana ağır gelir, sonuçta elim ayağım tutuyor.”
Ali K. için bağımsızlık, çocuklarından uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Aksine, çocuklarının desteğini kabul ederken kendi hayatını da sürdürebilmek anlamına geliyor.
EN ÇOK BALIKESİR’DE
TÜİK verileri, Türkiye’de tek başına yaşayan yaşlıların sayısının büyüklüğünü ortaya koyuyor. Ancak rakamlar, bu insanların neden yalnız yaşadığını ya da yalnızlığı nasıl deneyimlediğini tek başına açıklamıyor.
Üstelik Türkiye’nin her yerinde tablo aynı değil. Tek kişilik yaşlı hanelerin oranı illere göre önemli farklılık gösteriyor. 2025 verilerine göre yaşlıların tek başına yaşadığı hanelerin oranı Balıkesir’de yüzde 34,3’e kadar çıkarken, Hakkari’de yüzde 8,3 seviyesinde bulunuyor.
Yaşlı nüfusun aile ve sosyal çevreyle ilişkisi de farklılık gösteriyor. TÜİK verilerine göre yaşlıların yüzde 14,3’ü çocuğuyla aynı ilde yaşamıyor.
Bu nedenle “yaşlılık” ve “yalnızlık” aynı şey değil. Yalnız yaşamak, yalnız hissetmek anlamına gelmiyor.

