İlan etmek yetmez, deniz milli parkları nasıl korunacak?

Türkiye, Ege ve Akdeniz’de toplam 23 bin kilometrekarelik iki dev sahayla ülkenin ilk "Deniz Milli Parkları"nı ilan etti. Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de ilan edilen Türkiye’nin ilk deniz milli parkları, Akdeniz foklarından deniz kaplumbağalarına, yunuslardan deniz çayırlarına kadar binlerce canlı için yaşamsal öneme sahip. Ancak uzmanlara göre haritada sınır çizmek tek başına yeterli değil. Yönetim planları hazırlanmaz, yerel birimler kurulmaz ve düzenli denetim yapılmazsa bu alanlar yalnızca kâğıt üzerinde korunabilir.

Uygar Gültekin
Uygar Gültekin, gazeteciliğe Dicle Haber Ajansı'nda başladı, ardından 11 yıl Agos Gazetesi'nde muhabir ve editör olarak çalıştı. Azınlık hakları, inanç özgürlüğü ve insan hakları alanlarında gazetecilik...

Akdeniz foklarının sessiz koylara sığındığı, yunusların geçtiği, deniz kaplumbağalarının beslendiği ve deniz çayırlarının geniş alanlara yayıldığı iki önemli ekosistem artık milli park statüsünde.

Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de ilan edilen Türkiye’nin ilk deniz milli parkları, iklim krizi, plastik kirliliği, yapılaşma, turizm ve deniz trafiği baskısının büyüdüğü bir dönemde ilan edildi. Ancak milli park ilanı bu alanlardaki yaşamın kendiliğinden korunacağı anlamına gelmiyor. Parkların hangi bütçeyle ve nasıl yönetileceği, balıkçılık, turizm, yat ve tekne trafiği ile demirleme ve yapılaşmaya hangi sınırlamaların getirileceği henüz yanıt bekliyor.

TÜRKİYE’NİN İLK DENİZ MİLLİ PARKLARI

16 Ağustos’ta yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla Muğla’nın Fethiye ve Antalya’nın Kaş ilçeleri açıklarını kapsayan 21 bin 706 kilometrekarelik alan ile Çanakkale-Tekirdağ hattında, Gökçeada ve Gelibolu Yarımadası çevresindeki 1742 kilometrekarelik deniz alanı, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında koruma altına alındı.

Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı 2 milyon 170 bin 603 hektar, Kuzey Ege Deniz Milli Parkı ise 174 bin 214 hektar büyüklükte. Söz konusu alanların yönetiminden Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü sorumlu olacak.

Türkiye’nin milli park sayısı, son ilan edilenlerle birlikte 53’e yükseldi. Bu kapsamda Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege, Türkiye’nin ilk deniz milli parkları olarak koruma altına alınırken, Bitlis’teki Nemrut Kalderası da 19 Ağustos’ta milli park ilan edildi. Türkiye’de daha önce farklı statülerde korunan deniz ve kıyı alanları bulunsa da son kararlarla ilk kez bu büyüklükte iki deniz alanı doğrudan “deniz milli parkı” statüsü kazandı.

KUZEY EGE, BALIKLARIN GÖÇ VE ÜREME YOLU

Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi verileri ile Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Deniz Memelileri Araştırma Derneği, WWF-Türkiye ve ilgili bakanlıkların raporları, milli park ilan edilen bölgelerin Doğu Akdeniz ve Ege ekosistemi açısından önemini ortaya koyuyor.

Kuzey Ege Deniz Milli Parkı, Gökçeada ve Gelibolu Yarımadası çevresinden Saros Körfezi’ne uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Bölge farklı yunus türleri için göç ve beslenme yolu, balıklar içinse üreme ve beslenme alanı niteliğinde. Kıyı mağaraları da nesli tükenme tehlikesi altındaki Akdeniz foklarına yaşam alanı sunuyor.

Saros Körfezi ve çevresindeki sualtı kanyonları, dip akıntılarının sağladığı güçlü su dolaşımıyla bölgenin ekolojik değerini artırıyor. Kuzey Ege’nin korunması, denizel yaşamın yanı sıra balık stoklarının ve kıyı balıkçılığının devamlılığı açısından da önem taşıyor.

FETHİYE-KAŞ BİNDEN FAZLA TÜRE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR

Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı kıyı mağaraları, koyları, açık deniz alanları ve deniz çayırlarıyla Doğu Akdeniz’in en zengin ekosistemlerinden birini oluşturuyor. Dünya genelindeki nüfusu binin altına düşen Akdeniz foku için bölge önemli yaşam alanlarından biri. Alan aynı zamanda balina ve yunuslar için göç ve beslenme bölgesi, caretta carettalar içinse yuvalama ve beslenme habitatı niteliğinde.

Deniz tabanındaki deniz çayırları birçok balık türüne üreme ve saklanma alanı sağlarken karbon tutma özellikleriyle iklim değişikliğiyle mücadeleye de katkıda bulunuyor. Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi Denizel Yönetim Planı’na göre bölge binden fazla denizel türe ev sahipliği yapıyor ve Türkiye’nin önemli dalış ve ekoturizm merkezleri arasında yer alıyor.

Bölgede yoğun turizm, tekne trafiği, kıyı yapılaşması, demirleme ve kirlilik hassas yaşam alanları üzerindeki baskıyı artırıyor. Süveyş Kanalı üzerinden gelen balon ve aslan balığı gibi istilacı türler de yerel türleri ve balıkçılığı etkiliyor.

KORUMA ALANINI İLAN ETMEK YETMİYOR

Türkiye’de 1988’den bu yana özel çevre koruma bölgesi, milli park ve tabiat parkı gibi farklı statüler altında korunan 30’un üzerinde deniz ve kıyı alanı var. Yeni parklar, ülkelerin 2030’a kadar kara ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unu korumasını öngören Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi açısından da önem taşıyor.

Ancak uluslararası hedefler yalnızca korunan alanların yüzölçümünün artırılmasını değil, bu alanların etkili biçimde yönetilmesini de öngörüyor. Deniz ve Yaban Hayatı Uzmanı Ayşe Oruç, koruma statüsü kadar yönetim, izleme ve denetimin de önemli olduğunu vurguluyor:

“Etkin yönetilemeyen bir koruma alanı sadece kâğıt üzerinde işaretlenmiş bir sınıra sahip oluyor. Etkin yönetim için tüm paydaşların katkı verdiği yönetim planlarının hazırlanması, uygulanması, alanlardaki faaliyetlerin izlenmesi, denetimlerinin yapılması, sürdürülebilirlik için finansal mekanizmaların oluşturulması ve bunların fiilen gerçekleştirilebilmesi için yerel yönetim birimlerinin olması şart.”

Deniz ve Yaban Hayatı Uzmanı Ayşe Oruç

Oruç’a göre Ağustos 2011’de Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nın kapatılmasıyla alanlarda çalışan yerel birimlerin de lağvedilmesi, koruma kararlarının uygulanması ve denetlenmesi açısından boşluk yarattı. Kaş-Kekova, Gökova ve Karaburun-Ildır Körfezi’nde sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve bölge halkının işbirliğiyle yürütülen çalışmalar olumlu örnekler sunsa da sorumlu bakanlıkların sahada yönetim birimleri kurması gerekiyor.

Yönetim planlarının bilim insanları, kıyı balıkçıları, yerel yönetimler, turizmciler, dalış merkezleri, çevre örgütleri ve bölge halkının katılımıyla hazırlanması da önem taşıyor. Parklarda hangi faaliyetlere izin verileceğinin, bütünüyle korunacak alanların ve denetim yöntemlerinin açıkça belirlenmesi bekleniyor.

KARADENİZ İÇİN DE KORUMA ÇAĞRISI

Akdeniz’in küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısındığını belirten Oruç, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de de yeni koruma alanlarına ihtiyaç olduğunu söylüyor:

“Doğu Akdeniz’de, Mersin ve Adana’da uzun yıllardır yapılan denizel araştırmalar ve hassas türlere yönelik izleme çalışmalarının verileri ışığında deniz milli parkları gündeme alınmalı. Karadeniz’de henüz denizel bir koruma alanımız yok. Balıkçılık ve gıda güvenliği açısından son derece önemli olan Karadeniz’e de öncelik verilmeli.”

Deniz bilimci Dr. Vahit Alan da milli park kararını olumlu bir adım olarak değerlendirirken uygulamaya dikkat çekiyor:

“Koruma kâğıt üzerinde kalmamalı, asıl süreç bundan sonra başlıyor. Türkiye’de hâlen koruma alanları var ama güncellenen aktif bilimsel koruma yöntemlerine ihtiyaç var.”

Deniz Bilimci Dr. Vahit Alan

ASIL SINAV YÖNETİM VE DENETİMDE

Deniz milli parklarında balıkçılığın hangi koşullarda sürdürüleceği, yat ve tur teknelerinin nerelerde demirleyebileceği, hassas alanlara girişin sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağı ve denetimlerin nasıl yürütüleceği hazırlanacak yönetim planlarıyla netleşecek.

Uzmanlara göre parkların etkili biçimde korunabilmesi; sahada görev yapacak yerel birimlerin kurulmasına, yeterli bütçe ayrılmasına, bilimsel izlemenin sürdürülmesine ve ihlallere karşı yaptırım uygulanmasına bağlı.

EGEMENLİK TARTIŞMASI BAŞLADI

Kuzey Ege’deki deniz milli parkı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki egemenlik tartışmalarının da bir parçasına dönüştü. Yunanistan’ın 21 Temmuz 2025’te Ege ve İyon denizlerinde iki deniz parkı ilan etmesinin ardından Türkiye karara tepki gösterdi ve daha sonra Kuzey Ege ile Fethiye-Kaş deniz milli parklarını açıkladı.

Ege’deki denizel türlerin yaşam ve göç alanları siyasi sınırların iki tarafına uzanıyor. Bu nedenle bilim insanları ve çevre kuruluşları, kirlilik, iklim değişikliği, aşırı avcılık ve habitat kaybı gibi sınır aşan tehditlerle mücadelede iki ülkenin koruma politikaları arasında işbirliği ve eşgüdümün önemine dikkat çekiyor.

Yeni milli parkların ekolojik sonuçları ise egemenlik tartışmalarından çok, hazırlanacak yönetim planlarının kapsamı ve bu planların sahada ne ölçüde uygulanacağıyla belirlenecek.