Bankacılar umudu son çeyreğe bağladı

Alman Commerzbank'ın analizi sonrası gözler bankacılık sektörüne çevrildi. Sektör kaynakları mart ayındaki 3 puanlık örtülü faiz artışının etkilerine dikkat çekerken, 'küresel risklerin azalmasıyla' birlikte son çeyrekten umutlu olduklarını dile getirdi. Uzmanlar, ilk yarıda bankacılık sisteminin özkaynaklarının artışının sınırlı kalmasının ise tahvil faizlerinin artışına bağlı olabileceğini belirtiyor.

Hüseyin Tunçay
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1991’de mezun olduktan sonra 20 yıl süreyle Anadolu Ajansı’nda çalıştı. Ajanstan 2012 yılında emekli oldu. Sürekli Basın Kartı sahibi ve halen freelance...

Yılın ilk yarısı bankacılık sektörü açısından beklentinin altında kalırken, sektör profesyonelleri özellikle küresel risklerin azalmasıyla birlikte yılın son çeyreği için umutlu.
Sektör uzmanları, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaş sonrası martta gelen 3 puanlık örtülü faiz artışının bankaların performansına doğrudan etki ettiği görüşünde. Gecelik yüzde 40’lık fonlama faizinin sektörün kâr marjlarını aşağı çektiği değerlendirilirken, Merkez Bankası’nın üst marjdan fonlamadan vazgeçmesi veya direkt olarak faiz indirimi yapması durumunda banka kârlılıklarına destek sağlayabileceğine dikkat çekiliyor.

Bu yılın ikinci yarısı için umutlu olduklarını dile getiren sektör yetkilileri, ancak tahvil faizlerinin hâlâ gerilemediğini, petrol fiyatlarındaki oynaklığın da enflasyon beklentilerini bozduğunu hatırlatıyor. ABD ve İran arasında kalıcı ateşkesin sağlanmasının ardından burada sağlanacak istikrarla birlikte, bankacılık sektörünün bütün umutların son çeyrekte olduğu dile getiriliyor.

YILIN İLK YARISI NASIL GEÇTİ?

Commerzbank ekonomisti Tatha Ghose tarafından temmuz sonunda hazırlanan analizde, Türk bankacılık sektöründe kârlılığın zayıflaması ve sermaye tamponlarının daralmasının Türk lirası üzerindeki riskleri tırmandırdığı belirtilmişti. Raporda, sektördeki kırılganlıkların finansal istikrar ve kur görünümü açısından yakından izlenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunulmuştu.

Bankacılık kaynakları ise yılın ilk yarısını değerlendirirken, bazı yurtdışı kaynaklı analizlerde dikkat çekilen takipteki kredilerdeki artışın şu anda sıkıntı yaratacak düzeyde olmadığını öne sürüyor.

Takipteki kredilerin seviyesinin yüzde 3’ler civarında bulunduğunu, pandemi öncesinde bu rakamın yüzde 5,2’lerde bulunduğunu hatırlatarak, ciddi bir risk bulunmadığını vurguluyor.
Nispi yükselişin Merkez Bankası’nın sıkı duruşunu sürdürmesinden kaynaklandığı belirtilirken, 3 yıldır uygulanan program nedeniyle faizlerin yüksek kaldığı ifade ediliyor.

KREDİYE ERİŞİM SORUNU

Sektör uzmanları, Merkez Bankası’nın aylık kredi limitleri nedeniyle, özellikle bazı firmaların krediye erişiminin sınırlı kaldığını ifade ediyor. Kobilerin varlık kalitesi zayıf olduğundan özellikle küçük işletmelerin finansmana erişimde sıkıntı yaşayabildiğini anlatan uzmanlar, büyük firmaların fon bulmada zorluk çekmediklerini kaydediyor.

Merkez Bankası’nın kuru reel olarak değerli tutma politikasının devam ettiği hatırlatılarak, bu stabil kur nedeniyle yabancı para cinsinden kredilerde bir miktar hareketlenme olduğuna vurgu yapılıyor. Olası bir kur şokunda burada sıkıntı görülebileceği, ancak böyle bir şokun olmaması durumunda takipteki kredilerde bir sorun yaşanmayacağı düşünülüyor.

Enflasyonun gelecek yıl yüzde 20’lere, kredi faizlerinin de yüzde 25’lere gelmesi halinde döviz kredilerine talebin azalabileceği vurgulanarak, risklerin biraz ötelendiğine işaret ediliyor.

KREDİ MEVDUAT DENGESİ

Yılın ilk 6 ayında, kredi artış hızının mevduatın üzerinde olmasının da bazı bankaların para piyasalarına yönelerek mevduata fazla ilgi göstermemesinden kaynaklanmış olabileceği ifade ediliyor.
Merkez Bankası politikalarının, kredi faizinin yanı sıra mevduat faizinin de yüksek kalmasına yol açtığına dikkat çeken uzmanlar, aylık kredi limitleri ile aylık mevduat kotası gibi unsurların buna neden olduğunu söylüyor.
Uzmanlar, ilk yarıda bankacılık sisteminin özkaynaklarının artışının sınırlı kalmasının ise tahvil faizlerinin artışına bağlı olabileceğini belirtiyor.

ÖZLEM DERİCİ: BANKALAR AÇISINDAN KRİZ RİSKİ YOK

Ekonomist ve Spinn Danışmanlık Kurucu Ortağı Özlem Derici ise ilk yarıya ilişkin, sektörün toplam sermaye yeterlilik rasyosunda bir miktar bozulma görüldüğünü, ancak bunun büyük olmadığını söyledi. “Özellikle 2001 krizinden sonra takipteki alacakların yüzde 1-1,5 seviyelerinde olmasına alıştık, oysa kriz zamanında yüzde 11’lerin üzerine çıkmıştı” diyen Özlem Derici, “Mevcut durumda yüzde 3,3 seviyesinde, ama şimdi bir kriz durumu söz konusu değil” değerlendirmesinde bulundu.

Ayrıca bankacılık sisteminin kaynak yaratma gibi bir problemi de bulunmadığını vurgulayan Derici, “Reel sektörün nakit erişiminde sıkıntı var, ancak bu yüksek faiz oranlarından kaynaklanıyor” diye konuştu.

Derici, döviz kuru üzerinde baskı olduğu yönündeki analizleri de değerlendirirken, şunları söyledi:

“Kurun üzerinde bir baskı var, ama bu Merkez Bankası’nın yönetimi nedeniyle… Kurun olması gereken yerde olamaması durumu var. Ama kur gerçek yerine gelse tüm problemler de çözülecek değil. Çünkü döviz borçlusu şirketler var. Yani kolay değil, politikanın değişmesi bir tarafı düzeltirken diğer tarafı bozabilir. Tüm bunların ışığında ‘buradan bir kur krizi çıkar’ demek haksızlık olur. Merkez Bankası’nın kur şokuna ya da kura hücumu engelleyebilecek yeterli cephanesi var…”

Derici bu tür analizleri biraz önden yüklemeli bulduğunu belirterek, “Durumu hafifsemiyorum, ama ortada bankalar sistemi krize götürüyor gibi bir resim de yok” değerlendirmesinde bulundu.

ETİKETLER