Ojeli uzun tırnaklarını masaya vurduğunda çıkan ses daktilo tuşlarına benziyordu. Dolly Parton o ritmin üzerine “9 to 5” (Sabah 9’dan akşam 5’e) şarkısını yazdı. Şarkı kısa sürede milyonlarca büro emekçisi kadının diline dolandı. Düşük ücretle çalışan, terfi ettirilmeyen, patronunun kahvesini hazırlayan, tacize ve ayrımcılığa uğrayan kadınlar için “9 to 5” bir şarkıdan fazlasına dönüştü.
“Workin’ 9 to 5, what a way to make a livin’ / Barely gettin’ by…”
“Dokuzdan beşe çalışmak, hayatını kazanmanın ne yolu ama / Zar zor geçinip gidiyorsun…”
Oysa Dolly Parton hayatında hiç dokuzdan beşe bir ofiste çalışmamıştı. O çalışma hayatıyla çocuk yaşta tanışmıştı. Tennessee’de mısır çapalamış, tütün dikmişti. Bir ofis masasında çalışmanın ne demek olduğunu bilmiyordu belki, ama günün sonunda başkasını zengin edip kendine ancak geçinecek kadar para kalmasının ne demek olduğunu biliyordu.
Dolly Parton, 25 Ağustos’ta 80 yaşında Nashville’de öldüğünde arkasında yüz milyonlarca kez dinlenen şarkılar, filmler, bir tema parkı ve büyük bir servet bıraktı. Bir de iki sendika üyelik kartı. Biri müzisyenlerin, diğeri sinema, televizyon ve radyo çalışanlarının sendikasına aitti. Parton yaklaşık 60 yıl boyunca bu iki sendikanın üyesi olarak kaldı. Ölümünün ardından gelen taziyelerin bir kısmının sanat dünyasından değil sendikalardan gelmesi de tesadüf değildi.

“Barely gettin’ by, it’s all takin’ and no givin’’
“Zar zor geçiniyorsun; hep senden alıyorlar, sana hiçbir şey vermiyorlar.”
ABD ve Kanada’daki profesyonel müzisyenleri temsil eden American Federation of Musicians (AFM), Parton’ın Nashville’deki 257 No’lu yerel şubesinin, yani Nashville Musicians Association’ın, 58 yıllık üyesi olduğunu açıkladı. Oyuncu, şarkıcı, dansçı ve diğer medya çalışanlarını temsil eden SAG-AFTRA’ya ise 1969’da katılmıştı.
Local 257 Başkanı Dave Pomeroy’un anlattığına göre Parton ve ekibi konserlerde, turnelerde ve stüdyo kayıtlarında birlikte çalıştıkları müzisyenler için düzenli olarak AFM’yle sendika sözleşmeleri yapıyordu. Onunla çalışan müzisyenler bu sözleşmeler sayesinde sendikal ücret ve sosyal haklardan yararlanıyordu. Parton dünyanın en ünlü sahnelerine çıkarken yanında çalan müzisyenlerin çalışma koşulları da sendika sözleşmeleriyle güvence altındaydı.
“They just use your mind and they never give you credit”
“Aklını kullanıyorlar ama hakkını hiçbir zaman teslim etmiyorlar.”
AFM Başkanı Tino Gagliardi’nin ölümünün ardından onun için, “Dolly bir ikon olmadan önce çalışan bir müzisyendi” demesi boşuna değildi.

BİR ÖĞLE YEMEĞINDEN SENDiKALAŞMAYA…
Parton’ın emek hareketiyle en bilinen bağı, cinsiyet ayrımcılığı altında çalışan büro emekçisi kadınların mücadelesiyle kuruldu. 1972’de Boston’da, Harvard Üniversitesi’nde büro çalışanı olan Karen Nussbaum ve Ellen Cassedy, çalışma hayatından bıkan bir grup kadınla öğle yemeklerinde buluşmaya başladı. Sekreter, daktilograf ya da dosyalama elemanı olarak çalışan bu kadınlar, erkek meslektaşlarından daha az kazanıyordu. Çoğu zaman terfi ettirilecek erkek çalışanı kendileri eğitiyor, sonra onun altında çalışmaya devam ediyorlardı. Patronun kahvesini yapmak, kişisel işlerini halletmek ve tacize sessiz kalmak da işin görünmeyen kısmıydı.
Kadınlar önce Boston Area Office Workers (Boston Bölgesi Ofis Çalışanları) adlı küçük bir bülten çıkardı. Ardından 9to5 adlı örgütü kurdular. Eşit ücret, saygı, ayrımcılığın ve tacizin sona ermesi için başlayan hareket büyüdü. Sendikal ayağı zamanla ABD’nin büyük hizmet sektörü sendikalarından Service Employees International Union’ın (SEIU) 925 No’lu yerel şubesine dönüştü.
Nussbaum, Vietnam Savaşı karşıtı hareketten tanıdığı Jane Fonda’ya kadınların işyerinde yaşadıklarını anlatıyordu. Fonda bu hikâyelerden etkilenmişti. Büro çalışanı kadınların hayatını anlatan bir film çekmek istedi.
Bir gün arabada giderken radyoda Parton’ın Two Doors Down şarkısı çaldı. Fonda’nın zihninde uzun tırnaklarıyla daktilonun başında oturan bir sekreter belirdi. Lily Tomlin’i de projeye dahil etti ve Parton’a filmde oynamasını teklif etti. Parton daha önce hiç sinema filminde oynamamıştı. Ama, tek bir şartı vardı; filmin tema şarkısını kendisi yazacaktı.
Senaristler, senaryo hazırlanırken 9to5 hareketinin farklı kentlerdeki üyeleriyle görüştü. Kadınların işyerinde yaşadığı aşağılanma, ayrımcılık ve taciz hikâyeleri filmin içine girdi.
Jane Fonda’nın aktardığına göre Parton bir öğle arasında Fonda ve Tomlin’i yanına çağırdı. Uzun tırnaklarını masaya ve birbirine vurmaya başladı. Çıkan ses daktilo tuşlarına benziyordu. Sonra o ritmin üzerine yazdığı şarkıyı söyledi.
Film 1980’de vizyona girdiğinde tema şarkısı hem pop hem country listelerinde bir numaraya çıktı, iki Grammy kazandı ve Akademi Ödülü’ne aday gösterildi.
“9 to 5, for service and devotion / You would think that I would deserve a fair promotion”
“Dokuzdan beşe, bunca emek ve bağlılığın karşılığında / İnsan doğru dürüst bir terfiyi hak ettiğini düşünüyor.”
9to5’ın kurucularından Ellen Cassedy, Parton’ın ölümünün ardından filmin sendikal örgütlenmeye ne kattığını yeniden hatırlattı. Filmden önce kadınlara işyerinde yaşadıklarının yalnızca kendi başlarına gelen bir talihsizlik olmadığını anlatmak gerekiyordu. Düşük ücret almak, terfi ettirilmemek, işyerinde görünmez olmak kadınlara ait bir başarısızlık değildi. Film çıktıktan sonra bunu anlatmak kolaylaştı. Artık milyonlarca insanın bildiği ortak bir hikâye vardı.
Nussbaum’un ifadesiyle sekreterlik o dönemde görünmez bir işti. Oysa çalışan kadınların yaklaşık üçte biri büro işlerinde çalışıyordu. Film bu görünmez emeğin gerçekliğini sinema perdesinin ortasına taşıdı.
“You’re just a step on the bossman’s ladder”
“Sen patronun yükselmek için bastığı basamaklardan yalnızca birisin.”
Parton kendisini hiçbir zaman siyasi bir figür olarak tanımlamadı. “Feminist” tanımlamasına da uzun süre mesafeli durdu. Ama kariyerinin en tanınmış şarkılarından biri çalışan kadınların hayatını anlatıyordu. Kendisi de onlarca yıl sendika üyelik kartını cebinden çıkarmadı.
Sonra Parton, patron oldu. Tennessee’deki Dollywood eğlence parkının ortaklarından biriydi. Zamanla Dolly Parton adı başlı başına büyük bir ticari markaya dönüştü. Dollywood çalışanları sendikalı değildi. Ancak işverenin sağladığı sosyal haklar sayesinde sendikalı meslektaşları kadar iyi durumdaydılar.
Dollywood’un işletme ortağı ve ana şirketi Herschend Enterprises, 2022’de GROW U adlı bir eğitim programı başlattı. Program Dollywood’un yanı sıra şirketin ABD’deki 25 eğlence ve turizm işletmesinde çalışan yaklaşık 11 bin mevsimlik, yarı zamanlı ve tam zamanlı çalışanı kapsıyordu. Belirlenen diploma, sertifika ve üniversite programlarına katılan çalışanların eğitim ücretleri, harçları ve kitap masrafları şirket tarafından yüzde 100 karşılanmaya başladı.
Tennessee’nin tarlalarında çalışmaya başlayan bir çocuğun yolu Nashville’in stüdyolarına, oradan dünyanın en büyük sahnelerine uzandı. Elli sekiz yıl müzisyenler sendikasının, 1969’dan ölümüne kadar da oyuncu ve medya çalışanlarının sendikasının üyesi kaldı. Boston’da birkaç büro emekçisi kadının öğle yemeklerinde konuşarak başlattığı örgütlenme de onun sesiyle milyonlara ulaştı.
Dolly Parton’ın şarkısındaki kadın daha iyi bir hayatın mümkün olduğunu biliyordu:
“There’s a better life and you think about it, don’t you?”
Daha iyi bir hayat var, sen de onu düşünüyorsun, değil mi?”



