İncel tartışması akademide nerede duruyor?

Son yıllarda görünürlüğü artan ‘incel’ tartışmaları, Türkiye’de dijital radikalleşme ve erkeklik krizi bağlamında yeniden gündeme geliyor. Peki Sur cinayetleri ve okul saldırılarıyla görünürlüğü artan incel vakaları, akademinin ne kadar gündeminde? Akademisyenlerin araştırmaları incelleri nasıl tanımlıyor, nasıl bir mücadele hattı öneriyor? Akademisyenlerin araştırmaları bu konuda ne söylüyor, nasıl bir mücadele hattı öneriyor?

Derya Kap
Hak temelli habercilik ve sivil toplum alanında deneyimli freelance gazeteci. Sivil toplum kuruluşlarında “iletişim ve proje uzmanı” olarak görev alırken; medyada kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği...

Semih Çelik’in iki genç kadını öldürmesinin ardından görünür hâle gelen incel tartışmaları, akademinin de gündemine girdi. Bu alandaki çalışmaların büyük bölümü son iki yılda yayımlandı. Araştırmacılar incelliği yalnızca bir internet alt kültürü olarak görmüyor. Erkeklik krizi, kadın düşmanlığı ve dijital radikalleşmenin kesiştiği yeni bir alan olarak tanımlıyor. Akademisyenlere göre çözüm, platform kapatmalarından çok erken müdahale, güçlü sosyal bağlar ve dijital karşı anlatılarda yatıyor.

İstanbul Edirnekapı’daki tarihi surlar 4 Ekim 2024’te büyük bir trajediye tanıklık etti. Semih Çelik adlı erkek, evinde 19 yaşındaki Ayşenur Halil’i katlettikten sonra Edirnekapı surlarının üzerinde aynı yaştaki İkbal Uzuner’i öldürdü. Çelik daha sonra kendi yaşamına son verdi.

Cinayetler, failin dijital dünyadaki kadın düşmanı söylemleri ve şiddet içerikleriyle infial yaratırken, ‘incel’ kavramını da Türkiye gündemine taşıdı. Çelik’in sosyal medya paylaşımları, çevrimiçi gruplarla ilişkisi ve ‘incel’ olarak tanımlanan kadın düşmanı dijital kültürle bağlantıları kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı.

Olaydan iki yıl sonra, Nisan 2026’da, önce Urfa Siverek’te 16 öğrencinin yaralandığı, bir gün sonra Maraş’ta 11 öğrenci ve bir öğretmenin katledildiği okul saldırıları incel meselesini yeniden tartışmaya açtı.

‘İstemsiz bekar’ anlamına gelen ve 1990’larda ortaya çıkan incel kavramı, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren kadın düşmanlığıyla bağlantılı saldırılar nedeniyle dünya genelinde gündemde.

Peki, Türkiye’de iki yılda 15 kişinin öldürülmesiyle yakından ilgili bu fenomen, akademinin gündemine yeterince girebildi mi? Türkiye’deki çalışmalar bu konuda ne söylüyor?

AKADEMİ “INCEL” DOSYASINI AÇTI

Akademik literatürde inceller genellikle ‘kadın düşmanı dijital topluluklar’ ve ‘çevrimiçi radikal erkeklik ağları’ olarak tanımlanıyor. Uluslararası çalışmalarda Elliot Rodger ve Alek Minassian* gibi örnekler üzerinden şekillenen tartışmalar, Türkiye’de ise daha çok sur cinayetleri sonrası görünürlük kazandı.

Araştırmaların ortak noktası, incel olgusunun bireysel bir sapma değil, dijital platformlar, erkeklik krizleri ve antifeminist söylemlerle beslenen bir çevrimiçi radikalleşme biçimi olarak ele alınması gerektiği yönünde.

İncel kavramı, sosyal medyada ve haberlerde giderek daha görünür hâle gelse de Türkiye’deki akademik literatür hâlâ sınırlı. Zira “Incel” kavramı Türkiye akademisinde yeni yeni görünür olmaya başladı. YÖK Ulusal Tez Merkezi ve hakemli dergiler incelendiğinde, konunun özellikle son birkaç yılda sistemli biçimde ele alınmaya başlandığı görülüyor.

YÖK Ulusal Tez Merkezi, DergiPark ve Google Akademik’te yapılan taramaya göre, bu alanda tespit edilen 27 akademik çalışmanın 24’ü 2024 ve sonrasında yayımlandı. Semih Çelik cinayetinin ardından dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkinin daha görünür hâle gelmesiyle birlikte konuya yönelik ilgi de arttı. Son iki yılda sosyoloji ve psikoloji alanlarında hakemli dergilerde yayımlanan makale sayısı 19’a ulaştı.

TÜRKİYE’DE INCEL ODAKLI AKADEMİK ÇALIŞMA SAYISI

Yine de bu sayı, uluslararası literatürle karşılaştırıldığında oldukça sınırlı. Konuyu değerlendiren Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Programı doktora adayı Yiğit Bahadır Kaya’ya göre Türkiye’de inceller üzerine doğrudan çalışan araştırmalar hâlâ gelişme aşamasında. Ancak bu, konunun tamamen göz ardı edildiği anlamına gelmiyor. Kaya, incel olgusunun çoğu zaman dijital erkeklikler, antifeminizm, manosphere, çevrimiçi kadın düşmanlığı ve toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler gibi daha geniş araştırma başlıkları altında incelendiğini söylüyor.

“Özellikle son yıllarda Türkiye’de bu alanlarda oldukça nitelikli çalışmalar üretiliyor ve bazı Türkiyeli akademisyenlerin geliştirdiği kavramlar uluslararası literatürde de önemli bir yer tutuyor. Örneğin Deniz Kandiyoti’nin ortaya attığı ‘eril restorasyon’ kavramı, günümüzde toplumsal cinsiyet karşıtı dönüşümleri ve erkeklik siyasetlerini tartışırken hâlâ önemli referans noktalarından biri.”

Kaya’ya göre incel topluluklarının görece az çalışılmasının en önemli nedenlerinden biri metodolojik zorluklar. Anonim, dağınık ve sürekli değişen çevrimiçi ağlara erişmek; bu ağlardaki söylemlerle gündelik hayattaki davranışlar arasındaki ilişkiyi takip etmek oldukça güç. Üstelik son yıllarda incel bağlantılı şiddet olaylarının aşırılıkçılık ve güvenlik tartışmalarıyla birlikte ele alınması, araştırmacılar açısından yeni etik ve metodolojik sorunlar yaratıyor.

Kaya, Türkiye’de anti-gender hareketler, dijital erkeklikler ve antifeminist mobilizasyonlar üzerine giderek büyüyen bir literatür bulunduğunu, asıl eksikliğin ise “incel” kategorisinin doğrudan ve sistematik biçimde araştırılmasında ortaya çıktığını belirtiyor.

“Öte yandan, Türkiye’de anti-gender hareketler, dijital erkeklikler ve antifeminist mobilizasyonlar üzerine giderek büyüyen güçlü bir literatürün bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Bu açıdan mesele, toplumsal cinsiyet karşıtı erkeklik biçimlerinin çalışılmamasından ziyade, ‘incel’ kategorisinin Türkiye bağlamında henüz yeterince doğrudan ve sistematik biçimde araştırılmamış olmasıdır.”

Sur cinayetlerinin ardından bu alana yönelik ilginin artmasını anlaşılır bulan Kaya, bundan sonraki araştırmaların yalnızca bireysel vakalara değil, bu vakaları mümkün kılan çevrimiçi kültürlere, toplumsal cinsiyet rejimlerine ve dijital söylem ağlarına odaklanması gerektiğini vurguluyor.

TÜRKİYE AKADEMİSİ İNCEL’LERİ NASIL OKUYOR?

Türkiye’de akademik üretim YÖK Ulusal Tez Merkezi ve hakemli dergilerde, çalışmalar ağırlıklı olarak iletişim, sosyoloji, psikoloji ve siyaset bilimi alanlarında yoğunlaşıyor.

Türkiye’de incel kavramı üzerine yapılan akademik çalışmalar, incelliğin artık yalnızca “yalnız erkekler” meselesi olarak değil; erkeklik krizi, dijital radikalleşme ve kadın düşmanlığıyla birlikte tartışıldığını gösteriyor.

Araştırmacılar arasında incellik olgusuna yaklaşım açısından belirgin farklılıklar bulunuyor. Siyaset bilimciler bu olguyu antifeminizm ve erkeklik siyaseti üzerinden değerlendirirken, sosyologlar dijital nefret kültürü ve çevrimiçi etkileşim ağlarına, psikologlar grup dinamikleri ve kolektif davranış örüntülerine, uluslararası ilişkiler alanındaki araştırmacılar ise çevrimiçi radikalleşme ağlarına odaklanıyor. Buna karşın, çalışmaların ortaklaştığı temel nokta, Türkiye’deki incel topluluklarının küresel örneklerin birebir bir kopyası olmadığı yönünde.

Siyaset Bilimci  Prof. Dr. Alev Özkazanç, Kadın ve Aile Çalışmaları doktora öğrencisi Şeyma Olcay Kaplan (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi), kadın çalışmaları alanında uzmanlaşan Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe İyigüngör (Abant İzzet Baysal Üniversitesi), sosyolog Cansel Solmaz (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yüksek lisans mezunu), Dr. Emir Üzümçeker (Dokuz Eylül Üniversitesi) ve sosyolog Mustafa Yurdal’ın (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi) tezlerini inceledik…

INCEL HAREKETİ DİJİTAL ERKEKLİK RESTORASYONU

Türkiye’de “incel” kavramını ilk tartışan isimlerden biri siyaset bilimci Prof. Dr. Alev Özkazanç. Kendini incel olarak tanımlayan ya da bu çerçevede bağlantı kuran toplulukların özellikle son beş yılda görünürlük kazandığını belirten Özkazanç, incelliği yalnızca bir internet alt kültürü değil, küresel erkeklik krizinin dijital bir yansıması olarak ele alıyor. Ona göre bu hareketin arkasında neoliberal dönüşümle birlikte erkeklerin yaşadığı statü kaybı bulunuyor. Ekonomik güvencesizlik, krizler ve kadınların toplumsal alanda güç kazanması, geleneksel erkeklik modelini zayıflatıyor.

Bu noktada incel erkekleri yalnızca “yalnız” bireyler olarak değil, aynı zamanda hak kaybına uğradığını düşünen erkekler olarak tanımlıyor. Kadınların özgürleşmesini kendi ayrıcalıklarının kaybı olarak gören bu yaklaşımın, bireysel bir sorun olmaktan çıkıp politik bir hınç biçimine dönüştüğüne dikkat çekiyor.

Benzer bir çizgide duran Şeyma Olcay Kaplan ve Gülistan Avşar ise incel hareketini “erkeklik krizinin dijital maskesi” olarak tanımlıyor. Yazarlara göre erkeklere yüklenen mutlak güç, finansal başarı ve kontrol beklentileri çöktükçe; bazı erkekler bu kırılmanın sorumluluğunu kadınların özgürleşmesine yüklüyor. Başlangıçta yalnızlık hissiyle kurulan çevrimiçi dayanışma alanları da zamanla organize bir nefret kültürüne dönüşüyor.

Tuğçe İyigüngör de anonim dijital platformların incel topluluklarında radikalleşmeyi hızlandırdığını söylüyor. Özellikle Discord ve Telegram gibi alanlarda anonimlik arttıkça, kadın düşmanı söylemler daha görünür hâle geliyor.

TÜRKİYE’YE ÖZGÜ İNCEL DİLİ NASIL OLUŞTU?

Sosyolojik çalışmalar, Türkiye’de incel topluluklarının nasıl yerelleştiğine daha yakından odaklanıyor. Özellikle “TurkIncel” ağları, X platformundaki topluluklar ve forum kültürü üzerine yapılan araştırmalar, küresel incel jargonunun Türkiye’de farklı bir içerik kazandığını ortaya koyuyor.

Cansel Solmaz’ın çalışmaları bu alanda öne çıkıyor. Solmaz’a göre incellik, ataerkinin erkeklere vaat ettiği “erkeklik payını” alamayan erkeklerin ürettiği bir mağduriyet anlatısı. Ancak bu öfke sistemi tümüyle reddetmiyor. Tam tersine, sistemin tepesindeki hegemonik erkeklere benzer bir konuma ulaşamamanın yarattığı bir tepki olarak şekilleniyor. Bu nedenle öfke, yapısal eşitsizlikten çok kadınlara yöneliyor. Kadınlar, “eksik kalan erkeklik statüsünün nedeni” olarak görülüyor.

“Modern sosyal medyada mizojininin yeni dışavurumu: İstemsiz bakirler üzerine bir söylem analizi (2024)” başlıklı yüksek lisans tezinde Mustafa Yurdal da benzer bir çerçeve sunuyor. Ekşi Sözlük, X ve forum paylaşımlarını inceleyen Yurdal, genç erkeklerin başlangıçta yalnızlık ve dışlanmışlık duygusuyla katıldıkları bu dijital alanlarda zamanla daha sert ve politik bir dile yöneldiklerini belirtiyor. Yurdal’a göre incel söylemi yalnızca öfke değil, aynı zamanda “kaybedilen iktidarı geri alma” iddiası taşıyor.

Miraç Nil Zor ise “Modern mizojininin öncüsü olarak TurkIncel hareketinin incelenmesi (2024)” başlıklı yüksek lisans tezinde, doğrudan Türkiye’deki “TurkIncel” topluluklarını ele alıyor. Zor, 2020 sonrası dönemde bu kültürün daha yerel ve daha saldırgan bir dil geliştirdiğini, küresel “Red Pill” (Kırmızı Hap) ve “Black Pill” (Siyah Hap) jargonlarının (Red Pill: Gerçeği gördüm ve sistemi anladım, Black Pill: “Gerçek bu ve hiçbir şey değişmez”) ise doğrudan değil, yerel argo, küfür kültürü ve mağduriyet anlatılarıyla birleşerek kullanıldığı tespitini yapıyor.

Uzun, Demir ve Tiryaki’nin çalışması da bu yerelleşmeyi X platformu üzerinden inceliyor. 10 binden fazla paylaşımın analiz edildiği araştırmada, “nafaka mağduru erkeklik” söyleminin incel kültürüyle kesiştiği görülüyor. Erkekler kendilerini sistem tarafından mağdur edilmiş bir grup olarak tanımlarken, kadınları koruyan yasal düzenlemeler bu söylem içinde kolektif bir öfke üretimine dönüşüyor. Araştırmaya göre küresel incel kültürü Türkiye’de daha çok “hukuki mağduriyet” dili üzerinden yerelleşiyor.

Akın Ünver, uluslararası ilişkiler alanında incel tartışmalarını veri ve dijital ağlar üzerinden ele alıyor. TÜBİTAK destekli çalışmalarında, internetin tek başına şiddet üretmediğini; daha çok yalnızlık ve aidiyet sorunu yaşayan bireylerin birbirini bulduğu bir alan olduğuna işaret ediyor.

Ünver’e göre incel kültürü, ulusötesi bir dijital radikalleşme ağına dönüşmüş durumda. Farklı ülkelerdeki gençlerin benzer dil ve içeriklerle birbirine bağlanması, bu küresel yapının en somut örneklerinden biri.

Diğer yaklaşımlardan farklı olarak Ünver, meseleyi ideolojik çerçeveden çok risk faktörleri üzerinden değerlendiriyor ve sosyal dışlanma, aile bağları ve grup aidiyeti gibi unsurların birlikte incelenmesi gerektiğini savunuyor.

HASET, KADERCİLİK VE DİJİTAL KAST SİSTEMİ

Psikoloji alanındaki çalışmalar, incel topluluklarının grup dinamiklerine ve duygusal yapısına odaklanıyor. Emir Üzümçeker, incelleri “manosphere” (sosyal medya hesapları üzerinden yayılan ve erkeklik) içindeki en kırılgan ve en radikal gruplardan biri olarak tanımlıyor; depresyon, kaygı, intihar eğilimi ve beden algısı sorunlarını öne çıkarıyor.

Üzümçeker’e göre bu topluluklarda “looksmaxxing” (kişinin cinsel başarı şansını artırmak için fiziksel görünümünü (özellikle yüz ve beden estetiğini) maksimize etmeye çalışması) kültürüyle birlikte fiziksel görünüm üzerinden bir hiyerarşi oluşuyor ve erkekler arasında adeta bir “genetik kast sistemi” kuruluyor. Bu durum, bazı bireylerde kadercilik, haset ve aşağılık hissini derinleştiriyor.

Psikoloji literatürü, incelleri yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda ciddi ruhsal kırılganlıklar taşıyan gruplar olarak değerlendiriyor. Ancak araştırmacılar, bu sorunların tek başına şiddeti açıklamadığını asıl etkinin dijital yankı odalarında kolektif öfke ve kadın düşmanlığıyla birleştiğinde ortaya çıktığını vurguluyor.

TÜRKİYE’DE INCEL TOPLULUĞU BÜYÜYOR MU?

Türkiye’de “incel” kavramı uzun süre marjinal internet forumlarının içinde kaldı. Ancak 2024’te Semih Çelik’in işlediği sur cinayetleri, ardından Siverek ve Maraş’taki okul saldırılarıyla birlikte mesele ilk kez geniş ölçekte tartışılmaya başlandı. Akademisyenlere göre bu görünürlük tesadüf değil. Türkiye’deki incel toplulukları hem küresel dijital ağların etkisiyle büyüyor hem de Türkiye’ye özgü ekonomik, kültürel ve siyasal dinamiklerle yeniden şekilleniyor.

Araştırmacıların önemli bölümü, Türkiye’deki incel kültürünün Batı’daki örneklerin doğrudan kopyası olmadığı konusunda birleşiyor. “Black Pill”, “Chad” ve “Stacy” gibi küresel jargonlar Türkiye’ye taşınıyor; ancak burada ekonomik kriz, işsizlik, muhafazakâr erkeklik baskısı ve “erkek mağduriyeti” söylemleriyle birleşerek yerelleşiyor. Bu nedenle akademisyenler, Türkiye’deki incel topluluklarını yalnızca “internet alt kültürü” olarak değil; erkeklik krizinin dijitalleşmiş hâli olarak okuyor.

Akın Ünver’e göre bu dönüşümü anlamak için en kritik kavramlardan biri “yaralanmış hak edilmişlik duygusu”. Ünver, meseleyi popüler tartışmalardaki gibi yalnızca bilgisayar oyunları ya da sosyal medya bağımlılığıyla açıklamıyor. Ona göre bazı genç erkekler, sahip olmaları gerektiğine inandıkları statü, saygı ve erkeklik gücünü kaybettiklerini düşünüyor. Bu duygu ekonomik kriz, işsizlik, sosyal dışlanma ve romantik başarısızlık hissiyle birleştiğinde daha sert bir öfkeye dönüşüyor.

Ünver’in dikkat çektiği önemli nokta şu: İncel toplulukları genç erkeklere yalnızca bir “düşman” göstermiyor; aynı zamanda aidiyet ve kimlik sunuyor. Bu dijital ağlar öfkenin yöneltileceği hedefi tanımlıyor, yalnız hisseden gençlere kolektif bir topluluk hissi veriyor ve bazı durumlarda şiddeti “haklı intikam” gibi sunabiliyor.

Bu yaklaşım, Alev Özkazanç’ın “eril restorasyon” analizleriyle de kesişiyor. Özkazanç’a göre kadınların toplumsal güç kazanması, bazı erkeklerde kaybedilen ayrıcalık hissini büyütüyor. İncel toplulukları da tam burada devreye giriyor; kaybedildiği düşünülen erkeklik statüsünü dijital dünyada yeniden kurmaya çalışan alanlara dönüşüyor.

YOKSULLUK, GÜVENCESİZLİK VE “ELENMİŞ ERKEK” HİSSİ

Mustafa Yurdal ise aynı sürece daha çok sınıfsal ve kültürel açıdan bakıyor. Yurdal’ın söylem analizine göre Türkiye’deki incel topluluklarını Batı’daki örneklerden ayıran en önemli unsur ekonomik kırılganlık.

Yurdal’a göre Batı’daki incel topluluklarında fiziksel görünüm ve cinsel erişim daha merkezi bir yerde dururken; Türkiye’de ekonomik yetersizlik çok daha baskın bir tema hâline geliyor.

“KÜRESEL NEFRET DİLİ”  NASIL YERELLEŞİYOR?

Araştırmacılara göre Türkiye’deki incel kültürünün en dikkat çekici taraflarından biri de küresel nefret dilinin yerelleşmesi. Küresel incel jargonu Türkiye’de doğrudan çevrilerek kullanılmıyor; “nafaka mağduriyeti”, “erkek mağduriyeti” ve “Medeni Kanun karşıtlığı” gibi başlıklarla yeniden üretiliyor.

Uzun, Demir ve Tiryaki’nin araştırmaları bu dönüşümün önemli örneklerinden biri. Araştırmacılar, X platformundaki “nafaka mağduru erkeklik” söylemini incel kültürüyle birlikte inceliyor. Çalışmaya göre kadınları koruyan yasaların erkekleri mağdur ettiği fikri, çevrimiçi erkek topluluklarında kolektif bir öfke üretimine dönüşüyor. Böylece kadın düşmanlığı yalnızca marjinal forumlarda değil; daha geniş dijital topluluklarda da normalleşiyor.

Meriç Nil Zor’un dijital etnografi çalışması da benzer bir dönüşüme işaret ediyor. Zor’a göre Türkiye’deki “TurkIncel” toplulukları özellikle 2020 sonrası dönemde daha yerel, daha saldırgan ve daha politik bir dil geliştirdi. Küresel “Red Pill” ve “Black Pill” jargonları; yerel küfür dili, şantaj kültürü ve sosyal medya linçleriyle birleşerek yeni bir çevrimiçi nefret alanı yarattı.

ALGORİTMALAR RADİKALLEŞTİRİYOR

Araştırmalarda sık kullanılan kavramlardan biri de “tavşan deliği” etkisi. Akademisyenlere göre süreç çoğu zaman masum bir internet deneyimiyle başlıyor. Bir genç yalnızlık, ilişki tavsiyesi ya da oyun içerikleri ararken; algoritmalar onu kadın düşmanı mizah hesaplarına, oradan “Black Pill” forumlarına ve daha sert ideolojik içeriklere yönlendirebiliyor.

Mustafa Yurdal’ın çalışmaları da bu noktada dikkat çekiyor. Yurdal’a göre dijital yankı odalarında kullanılan dil zamanla sertleşiyor. Başlangıçta yalnızlık ve ilişki sorunları etrafında kurulan söylem, giderek kadınların “düşman” ya da “insan altı” olarak kodlandığı daha radikal bir dile dönüşüyor. Dural bu süreci “ticari algoritmaların kırılgan gençlerin hayal kırıklıklarını etkileşime dönüştürmesi” olarak tanımlıyor. Ona göre sosyal medya platformları kullanıcıyı içeride tutmak için öfke ve nefret üreten içerikleri sürekli yeniden dolaşıma sokuyor. Böylece genç erkekler, kendi fikirlerinin sürekli tekrarlandığı dijital alanlara hapsoluyor.

Akın Ünver ise burada popüler medyada sık kullanılan “yalnız kurt” tanımını eksik buluyor. Çünkü fiziksel olarak yalnız görünen birçok genç aslında dijital dünyada büyük bir ağın parçası. Telefonlarının içinde sürekli aynı öfkeyi paylaşan, birbirini onaylayan ve şiddeti normalleştiren yüzlerce kişiyle temas hâlindeler.

KATMANLI MÜCADELE GEREKLİ

Türkiye’de incel kavramı üzerine çalışmalar sınırlı olsa da araştırmalar, bu olgunun yalnızca marjinal internet topluluklarıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Akademisyenler incelliği, erkeklik krizi, dijital radikalleşme ve kadın düşmanlığının kesiştiği çok katmanlı bir alan olarak tanımlıyor.

Ortak görüş; sorunun yalnızca platform kapatmalarıyla çözülemeyeceği yönünde. İncel radikalleşmesi, ekonomik güvencesizlik, toplumsal erkeklik baskısı, sosyal izolasyon ve çevrimiçi nefret kültürünün birleşimiyle ortaya çıkan bir süreç olarak değerlendiriliyor.

Araştırmacılar çözümün de çok boyutlu olması gerektiğini vurguluyor: Erken yaşta psikolojik destek, sosyal bağların güçlendirilmesi ve dijital karşı anlatıların geliştirilmesi temel başlıklar olarak öne çıkıyor.

***

 

**Elliot Rodger: 2014 yılında Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara yakınındaki Isla Vista bölgesinde, önce evinde üç kişiyi bıçaklayarak öldürmüş, ardından araçla çevrede dolaşarak ateş açmış ve toplamda 6 kişiyi öldürüp 14 kişiyi yaralamıştır. Sonrasında intihar etmiştir. Bu olay, ABD’de “mass shooting” (kitlesel silahlı saldırı) ve çevrimiçi radikalleşme tartışmalarında en çok referans verilen vakalardan biri.

 

Alek Minassian: 2018 yılında Kanada’nın Toronto kentinde gerçekleştirdiği saldırıyla biliniyor. Kiraladığı bir minibüsü yayaların üzerine sürerek 10 kişinin ölümüne, 16 kişinin ise yaralanmasına neden olmuştu. Saldırıdan önce sosyal medyada Elliot Rodger’a atıfta bulunan ve “Incel Rebellion” ifadesiyle dikkat çeken paylaşımlar yapmıştı. Bu nedenle olay, incel tartışmalarıyla ilişkilendirilen ilk büyük kitlesel araçlı saldırılardan biri olarak değerlendirilmişti.

 

 

ETİKETLER