Sokak fotoğrafçılığı: Kamusal alan olması rıza anlamına gelmez

Sokakta çekilen fotoğrafların sosyal medyada hızla yayılması, sokak fotoğrafçılığı ile kişilik hakları arasındaki sınırları yeniden gündeme taşıyor. Fotoğrafçılar etik sorumluluğa dikkat çekerken, hukukçular kamusal alanda bulunmanın görüntünün otomatik rıza anlamına gelmediğini söylüyor.

Fatma Öztürk
2022’de Yeni Medya ve İletişim bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarından itibaren iklim haberciliği üzerine proje çalışmaları yürüttü. Veri odaklı gazetecilik, hak temelli habercilik ve iklim krizi...

Şehir sokakları gün boyunca birbirine karışan sesler, yüzler ve anlarla dolu. Bu anların bir bölümü sokak fotoğrafçıları tarafından kayıt altına alınıyor, sosyal medya hesaplarında paylaşılıyor ve kısa sürede binlerce kişiye ulaşıyor. Ancak birkaç saniyeliğine bir fotoğraf karesine giren herkes için bu görünürlük aynı anlamı taşımıyor.

Son yıllarda sokak fotoğrafçılığıyla birlikte kamusal alanda mahremiyet, rıza ve “görünmeme hakkı” tartışmaları da giderek daha fazla gündeme geliyor. Özellikle kadınlar açısından izinsiz şekilde görüntülenmek ve bu görüntülerin sosyal medyada paylaşılması, yalnızca dijital ortamda görünür olmak anlamına gelmiyor. Kimi zaman aile içinde gerilimlere, toplumsal baskıya, güvenlik kaygılarına ve rahatsızlık duygusuna da yol açabiliyor.

Peki, kamusal alanda çekilen fotoğraflar üzerinde kişilerin söz hakkı var mı? Sokakta fotoğraf çekmenin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor?

“ETİK DEĞERLER VE HASSASİYETLER DİKKATE ALINMALI”

Aram İdris Süleymanoğlu
Aram İdris Süleymanoğlu

Van’da sokak fotoğrafçılığı yapan Aram İdris Süleymanoğlu, sokak fotoğrafçılığını şehir hayatının doğal akışını belgeleyen bir alan olarak tanımlıyor.

Süleymanoğlu, Mahremiyet hassasiyeti çekimlerimi olumsuz yönde etkilemedi. Ancak fotoğraf üretirken etik değerlerin ve içinde bulunulan toplumun hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle izin alınması gereken durumlarda bu konuya özen göstermek önemli” diyor.

Çekimlerini genellikle kalabalık ve kamusal alanlarda gerçekleştirdiğini belirten Süleymanoğlu, bazı durumlarda fotoğraflarda yer alan kişilerin yüzlerinin netliğini azalttığını ifade ediyor.

Süleymanoğlu, “Genellikle kalabalık ve kamusal alanlarda fotoğraf çekiyorum. Bununla birlikte, fotoğraflarımda yer alan insanların yüzlerinin netliğiyle oynadığım durumlar oldu. Örneğin bir durakta çektiğim fotoğraflarda, kişilere ulaşmanın ve izin almanın zor olduğu durumlarda yüzlerin netliğini azaltmanın daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullanıyor.

“ŞEHRİN HAFIZASINI KAYDEDİYORUZ”

Bir diğer sokak fotoğrafçısı Halil Barlan ise sokak fotoğrafçılığının belgesel yönüne işaret ediyor.

Barlan, “Sokak fotoğrafı aslında günlük hayatın kaydıdır. İnsanlar farkında olmadan şehrin hikayesini oluşturuyor. Ama sosyal medya bu işin etkisini çok büyüttü, artık bir kare sadece sanat değil aynı zamanda bir etki alanı” ifadelerini kullanıyor.

KVKK VE “MAKUL GİZLİLİK BEKLENTİSİ”

Rojhat Özgökçe
Rojhat Özgökçe

Özgökçe, Kamusal alanda fotoğraf çekmek kural olarak serbesttir ancak bu serbestlik mutlak değildir. Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi kapsamında özel hayatın gizliliği ihlali söz konusu olabilir. Yargıtay uygulamalarında da açıkça görülmektedir ki, kamusal alanda bulunmak, görüntünün izinsiz kaydedilmesine veya paylaşılmasına rıza anlamına gelmez” diyor.

Özgökçe, makul gizlilik beklentisinin kamusal alanda da sürdüğünü belirterek şunları ekliyor:

Belirli bir kişiye odaklanarak yakın plan çekim yapılması, takip edilmesi veya görüntünün sosyal medyada izinsiz paylaşılması hukuka aykırılık oluşturabilir. Özellikle ifşa niteliği taşıyan paylaşımlarda bu durum daha ağır değerlendirilir. Kişinin yüzü aynı zamanda kişisel veridir ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında açık rıza olmadan işlenemez.”

Özgökçe, hukuka aykırı kabul edilen durumları ise şöyle özetliyor:

“Net şekilde bir kişiye odaklanılmış portre çekimi, gizlice veya takip edilerek yapılan çekimler, çocukların veli rızası olmadan paylaşılması ve sosyal medyada izin alınmadan yayınlanan görseller bu kapsama girer. En güvenli yöntem ise genel planlar ve yüzü tanınmayacak şekilde yapılan çekimlerdir.”

VATANDAŞLARIN DENEYİMLERİ: GÖRÜNÜRLÜĞÜN KİŞİSEL ETKİSİ

Tartışmanın bir diğer tarafında ise bu görüntülerin hayatlarında yarattığı etkiyi anlatan vatandaşlar bulunuyor.

Aliye Kabak, sokakta çekilen bir fotoğrafının paylaşılmasının ardından eşiyle ciddi bir sorun yaşadığını söylüyor.

Kabak, “Fotoğrafın çekildiğini bilmiyordum, sosyal medyada görünce öğrendim. Eşim bu durumu çok farklı yorumladı ve aramızda büyük bir tartışma çıktı. O süreç beni gerçekten yıprattı diye anlatıyor.

“BİR KARE AİLE İÇİNDE KRİZE DÖNÜŞTÜ”

Ayşe B. ise benzer bir olayın hayatında beklenmedik bir kırılmaya yol açtığını ifade ediyor.

Ayşe B., “Eşim şehir dışındaydı, telefonda konuştuğumuzda evde olduğumu söylemiştim. Ama bir fenomenin videosunda kadrajda olduğum ortaya çıkınca her şey değişti. Sadece birkaç saniyelik bir görüntüydü ama aile içinde büyük bir meseleye dönüştü” diyor.

Vatandaşların anlattıkları, kamusal alandaki görünürlüğün herkes için aynı anlamı taşımadığını gösterirken, bir kişi için sıradan bir sokak karesi olan durum, başka biri için özel hayatına müdahale olarak algılanabiliyor.

SOSYAL MEDYANIN ETKİSİ VE DEĞİŞEN SORUMLULUK

Fotoğrafların sosyal medyada paylaşılması konusunda da hassasiyet taşıdığını dile getiren Süleymanoğlu, Her ne kadar kamusal alanda çekilmiş fotoğraflar olsa da insanların kendilerini sosyal medyada izinsiz şekilde görmeleri rahatsızlık yaratabilir. Böyle durumlarda hukuki yollara başvurmaları da en doğal haklarıdır” diyor.

Fotoğraf üretirken etik ilkeleri ön planda tuttuğunu söyleyen Süleymanoğlu, “Kendi oluşturduğum çizgide üretmeye çalıştığım işlerde; insanlara, hayvanlara, doğaya ve inançlara karşı hassas davranmayı temel bir ilke olarak benimsedim. Bu yaklaşımın hem etik hem de insani açıdan önemli olduğuna inanıyorum” şeklinde konuşuyor.

Sokak fotoğrafçısı Halil Barlan ise kamusal alanda yaptığı bir çekim sonrası beklemediği bir tepkiyle karşılaştığını aktarıyor.

Barlan, daha dikkatli davrandığını da ekliyor.

Artık özellikle sosyal medya paylaşımlarında daha seçici davranıyorum. Bir kareyi paylaşmadan önce birkaç kez düşünüyorum ifadelerini kullanıyor.

Avukat Özgökçe ise son olarak dengenin önemine değiniyor:

“Sokak fotoğrafçılığı ifade özgürlüğünün bir parçasıdır, ancak bu özgürlük, kişilik haklarıyla sınırlıdır. Sanat ile ihlal arasındaki çizgi somut olaya göre değerlendirilir. Bu çizgiye dikkat edildiğinde hem sanat özgürce icra edilir hem de hukuki riskler azalır.”

KAMUSAL ALAN İLE KİŞİSEL HAYAT ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

Sokak fotoğrafçılığı şehir hayatının doğal akışını belgelemeye devam ederken, dijital çağda görünürlüğün sınırları da yeniden tartışılıyor. Birkaç saniyelik bir anın sosyal medyada kalıcı hale gelmesi, kamusal alan ile kişisel hayat arasındaki çizgiyi daha görünür hale getiriyor.

Şehrin kalabalığı içinde sıradan görünen bir kare, bazen bir sanat çalışması, bazen toplumsal hafıza, bazen de bir insanın hayatında uzun süre etkisini sürdüren bir deneyim olarak kalıyor. “İzinsiz görünürlük”, dijital çağda kamusal alan tartışmalarının en görünmeyen taraflarından biri olarak büyüyor. Sokakta birkaç saniyelik bir anın fotoğraf karesine dönüşmesi, sosyal medyada binlerce kişiye ulaşmasıyla birlikte bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Görüntüde yer alan kişi için ise mesele çoğu zaman yalnızca bir fotoğraf olmaktan çıkıyor. Kimi zaman aile içinde gerilime, kimi zaman tedirginliğe, kimi zaman da kendini güvende hissetmeme duygusuna dönüşebiliyor. Kamusal alanın sınırları kadar, bireyin görünmeme isteği de bugün yeniden konuşulan bir mesele haline geliyor.