Trakya’da santral kuşatması Longoz Ormanları’ndan üniversiteye uzandı

RES ve GES projeleri, Trakya’da mutlak koruma altındaki Longoz Ormanları’ndan Kırklareli Üniversitesi'nin kapısına kadar dayandı. Ayrıca 7 yeni maden ve enerji sahası için ihaleye çıkıldı. Yer seçimlerinin hukuksuzluğuna dikkat çeken çevreciler, mevcut kapasitenin ihtiyacın iki katı olduğunu ve coğrafyanın bu yıkımı kaldıramayacağını vurguluyor.

Fatma Boz
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Göç Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimine devam ediyor. 2019 yılından bu yana Gazeteciler Cemiyeti projelerinde, Bianet, Journo ve Femsport gibi...

Trakya son yıllarda sayısı artan enerji ve maden sahalarının kıskacı altında. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) Resmi Gazete’de yayımlanan ihaleleriyle birlikte ülke genelinde açılacak 115 maden ve enerji sahasından 7’si Kırklareli sınırlarında yer alıyor. Bölgedeki enerji ve maden ablukası bunlarla da sınırlı değil; daha önce Kırklareli Üniversitesi Kayalı Kampüsü’nün hemen sınırına dayanan Camikebir DEPGES (Güneş Enerji Santrali ve Elektrik Depolama Tesisi) projesiyle başlayan süreç, yeni saha ihaleleriyle derinleşiyor.

Sürdürülebilir ve temiz enerji olarak bilinen GES (güneş enerji santrali) ve RES (rüzgar enerjisi santrali) projelerinin yanlış konumlandırılması ve bir bölgeye yoğunlaştırılması nedeniyle oluşan zararlara dikkat çeken çevreciler; ormanlara, meralara ve tarım alanlarına verilen tahribatın geri dönüşü olmadığını belirtiyor.

ÜNİVERSİTE ÇEVRESİNDEKİ GÜRÜLTÜ SINIRI 4 KAT AŞACAK

Kırklareli Üniversitesi kampüsüne 1,6 kilometre uzaklıkta kurulması planlanan GES projesinin yer seçimi hem mevzuata aykırı bulunuyor hem de sahanın etrafında Keçi-Koyun Birliği üyelerinin çiftliklerinin bulunması ciddi riskler barındırıyor. Çevreciler, “Bu projeler kurulunca etrafında hayvanlarınızı otlatabilirsiniz” dendiğini ancak santral etrafındaki otlar santrallere zarar vermesin diye halk arasında ‘mezarlık otu’ olarak bilinen kimyasalların döküldüğünü söyledi.

Projenin üniversite ve yurtların 412 metre gibi çok yakın bir mesafesine konumlanması, çevresel gürültü ve sağlık tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Çevreciler, yurt ve kampüs çevresinde, projenin yaratacağı gürültü ve düşük frekanslı seslerin öğrencilerin yaşam ve eğitim kalitesini ciddi oranda düşüreceğine dikkat çekiyor. Mevzuata göre bu tip alanlarda gece 25 desibeli geçmemesi gereken gürültü sınırının, santralin çalışma prensibiyle 110 dBA seviyelerine çıkacak olması, yer seçiminin mevzuata aykırı olduğunun en büyük kanıtı olarak gösteriliyor.

ISTRANCALAR TALAN EDİLİYOR

Öte yandan Resmi Gazete’de yayımlanan ve 3 Eylül 2026 tarihinde ihale edilmesi planlanan 115 maden sahasından 7’si Kırklareli Merkez ve Demirköy ilçelerinde yer alıyor.

İhale edilecek alanlar; Kırklareli Valiliği Kültür Envanteri’nde kayıtlı olan Kuzulu Manastırı Anıtsal Sit Alanı, Kuzulu Şelalesi Tabiat Varlığı ve Kuzulu Kalesi 2. Derece Arkeolojik Sit alanı ile doğrudan çakışıyor. Üstelik bu sahalar, Kırklareli’nin içme suyu barajını besleyen Ana Deresi üzerinde yer alıyor. 7 yeni sahanın dördü maden sahası olarak geçiyor. Bunların bir kısmı inşaat, hazır beton, yol yapımı ve asfalt gibi alanlarda kullanılan kayaçları kapsayan II-A grubu, bir kısmı ise endüstriyel hammaddeler ve metalik madenleri içeren IV. grup maden sahalarından oluşuyor. Yapılan incelemelerde bu sahaların dördünün halihazırdaki Rüzgar Enerji Santralleri (RES) projelerine çok yakın olduğu ve rüzgar enerjisi ile madencilik projelerinin aynı alan üzerinde üst üste bindirildiği tespit edildi.

Kuzulu bölgesinde kurulacak sahaların hem RES projelerine yakınlığı hem de etrafında birden fazla maden sahasının bulunması, içme suyu havzalarını, meraları ve tarihi varlıkları telafisi imkansız bir sona doğru sürüklüyor. Bu nedenle ihale öncesi sürecin, su kaynakları ve sit alanlarının mevcut durumları dikkate alınarak acilen yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Trakya Kent Konseyleri Birliği Başkanı Dt. Yasemin Ertaş, ilgili kurumlara yaptığı resmi itiraz başvurularında, bu sahaların konumlandırıldığı noktaların ne kadar hayati tehlike barındırdığını şöyle anlattı:

“İnsanların geçim kaynağı hayvancılık ve meralar orada. Meralar yok oluyor. Bu topluluğun, en çok da keçilerin ihtiyacını karşıladığı alanlar buralar. Meralar gittiğinde keçilerin besin kaynağı ve yaşam alanı da yok olacak. Keçi sütü olmayınca, coğrafi işaretli peyniriyle övünen bir bölge olmaktan çıkacağız. Elimizdeki katma değerli ürünleri bir bir kaybedeceğiz. Sadece süt mü? Bölge insanı arıcılık da yapıyor. Karaçalı balı dediğimiz o meşhur ürün, tamamen bu meranın coğrafyasındaki karaçalı bitkisine bağlı. Hepsi yok olacak.”

Ertaş, RES ve GES projelerinin ‘temiz enerji’ denilerek doğayı katlettiğini, özellikle Kofçaz gibi doğa harikası köylerin santral sahalarına dönüştürüldüğünü belirterek, “Bu santralleri yerleştirmek için toprağın üst dokusunu tamamen alıyorlar. Bir daha orada ne bitki yetişir ne de hayvan otlar. Firmalara ‘Madem bu kadar temiz enerji düşünüyorsunuz, gidin denizin üstüne kurun, orada kimseye zararı yok. Niye Istrancalar’ı talan ediyorsunuz, niye köylünün yaşam alanını yok ediyorsunuz?’ diye sorduğumda cevap veremiyorlar. ‘Altında hayvan otlar’ diyorlar, insanları aldatmasınlar. Hangi hayvan, o devasa türbinlerin gürültüsünde orada huzurla otlayabilir?”

Şirketlerin istihdam vaatlerinin de ‘kocaman bir yalan’ olduğunu vurgulayan Ertaş, kırsalda yaşayan nüfusun yaş ortalamasına dikkat çekti:

“Bize ‘şu kadar insana iş vereceğiz’ diyorlar. Kırsalda yaşayan eğitimli genç kaç kişi kaldı? Zaten herkes şehre göçtü, geriye sadece yaşlılar kaldı. Bu tip teknik tesisler için kalifiye eleman lazım, köylüyü çalıştırmayacaklar ki; dışarıdan insan getirip tesisin başına koyacaklar. Yani bu projeler bölge insanına iş değil, sadece yerel üretimin sonunu getiriyor.”

Ertaş’a göre; enerji ve maden projeleri, ormanları, su kaynaklarını, tarım alanlarını ve biyolojik çeşitliliği birbirinden bağımsız birer parça gibi görmenin bir sonucu. Trakya’nın doğal yaşam ve su dengesini tamamen bozacak bu zincirleme yıkımı durdurmak için hepsini bir çatı altında bütüncül olarak değerlendirecek bir iradeye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

‘RES’E DEĞİL, YANLIŞ YER SEÇİMİNE KARŞIYIZ’

DOKU Derneği Başkanı Göksal Çidem ise verdikleri hukuki mücadelenin RES’lerin kendisine değil, doğrudan yanlış yer seçimine karşı olduğunu belirterek, yaşanan yıkımı şu tespitle anlattı: “Biz RES’lere karşı değiliz, proje yerinin yanlış seçilmesine karşıyız. Bir RES kurduğunuzda sadece türbin direği dikmiyorsunuz; trafo merkezlerine uzanan en az 15-20 kilometrelik iletim hatları, yüzlerce kilometrelik bağlantı yolları ve kablo kanallarıyla koca bir orman bütünlüğünü parçalıyorsunuz.”

Bulgaristan tarafındaki Istranca ormanlarında yollar üzerinde ‘Dikkat Yaban Hayvanı Çıkar’ tabelaları olduğunu, Türkiye tarafına geçildiğinde ise tabelalarda ‘Dikkat Kamyon Çıkar’ yazdığını ifade eden Çidem “Çünkü artık ormanda hayvan değil, santral inşaatına malzeme taşıyan dev kamyonlar cirit atıyor. Bir tarafta doğa yaşıyor, diğer tarafta şantiye tozu kalkıyor” dedi.

Şirket yetkililerinin, bölge halkını ikna etmek için öne sürdüğü “Buraya RES kurarsak, alternatif olarak taş ocağı açılmasının önüne geçeriz” gibi argümanların bir algı yönetimi olduğunu vurgulayan Çidem “Hayvanlar, türbinlerin çıkardığı sürekli ve yüksek desibelli gürültüden dolayı o bölgeye girmek istemiyor. Hayvanın içgüdüsü, rahatsız edici o gürültüden kaçmasını sağlıyor. Dolayısıyla, santral sahasının içinde hayvan otlatmak teorik bir yalan, pratikte ise imkansızdır” değerlendirmesinde bulundu.

‘TRAKYA TARIMSAL SİT ALANI OLMALI’

Keşan Kent Konseyi Başkanı Hasan Karagöz, Türkiye’deki enerji politikasının ‘kamu yararı’ ilkesinden uzaklaşıp ticari bir meta haline getirildiği eleştirisinde bulundu. Özellikle zeytinlik yasası (zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılması) düzenlemesinden sonra kamulaştırma pratiklerinin kökten değiştiğine dikkat çeken Karagöz “Daha önce bir rüzgar türbini kurulduğunda sadece etrafındaki sınırlı bir alan ve yollar kamulaştırılırdı. Şimdi ise türbinin altındaki tarla, yani tüm mülkiyet alanı tamamen şirketlere devrediliyor. Enes Büyükevren, Çeribaşı ve Çavuşköy’de bunun acı örneklerini gördük” dedi.

2005-2021 yılları arasında 3 milyon hektardan fazla tarım arazisinin tarım dışı bırakıldığını belirten Karagöz, Trakya’nın ‘doğal tarımsal sit alanı’ ilan edilmesi önerisinde bulundu.

‘ENERJİ ÜRETİMİ İHTİYACIN İKİ KATI’

Enerji ve politika uzmanı Özgür Gürbüz ise Türkiye’nin enerji üretiminin, ihtiyacın iki katı olduğunu söyledi: “Türkiye’nin elektrik üretiminin en çok olduğu gün ve saatte ihtiyaç duyduğu kurulu güç 60 bin megavattı. 28 Temmuz 2025 günü soğutma (yoğun klima kullanımı) talebiyle ortaya çıkan bu rakama karşılık, Türkiye’nin toplam kurulu gücü 126 bin megavat. Yani talebin tam iki katı! TEİAŞ’ın projeksiyonları, 2032 yılında bile ihtiyacımızın 77 bin megavat olacağını gösteriyor. Bugün sahip olduğumuz güç, 2032’nin ihtiyaçlarını bile şimdiden karşılayabiliyor.”

Türkiye’nin hassas ekosistemlerine zarar verecek yeni santral projelerine değil, enerjiyi verimli kullanmaya, başta güneş olmak üzere elektrik üretimini mevcut binalara entegre olacak balkon güneş santralleri gibi çözümlere kaydırması gerektiğini savunan Gürbüz “Güneş her yerde var; şirketler santralleri doğal alanlara kurmasın, halk evlerinin çatısına, otoparklara, kamu binalarına kursun. Enerji kooperatifleri yaygınlaşsın. Bu noktada politika değişikliği şart” dedi.