Varto’ya JES dinamiti hazırlığı: Yöre halkı nöbette

Muş’un Varto ilçesinde ABD’li şirket tarafından yapılacak JES projesi için ilk sondaj çalışmasının mayıs ayında başlayacağı öne sürülüyor. Yöre halkı, temel geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığa darbe vuracağı için projeye karşı çıkıyor. Bölge halkının başlattığı çadır nöbeti beşinci gününe girdi.

Muş’un Varto ilçesinde 16 köyü etkileyecek olan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı hukuki mücadele devam ederken, yöre halkı eylemlerle sesini duyurmaya çalışıyor. Son iddialara göre, JES projesini yürüten ABD merkezli IGNIS Enerji Üretim A.Ş. sondaj çalışması hazırlığı yapıyor. Muhtarlar öncülüğünde oluşturulan köy komiteleri ise firmanın elinde alan ruhsatı olduğunu, sondaj için gerekli işletme ruhsatının henüz verilmediğini, ancak bu yönde girişimler olduğunu söylüyor. Varto Ekoloji Platformu ile bölge köyü sakinlerinin JES ruhsat iptali davası süreci de devam ediyor.

10 SONDAJ KUYUSU AÇILACAK

Proje için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesinin ardından IGNIS firması 2023 yılında jeotermal arama ruhsatı almıştı. Muş Valiliği tarafından verilen arama izni, 5 bin 560 metrekare vasıflı mera ve tarım arazisini kapsıyor. Şirket Varto’da 10 adet jeotermal kuyusu açmayı planlıyor. Kuyuların faaliyet alanı ise Güzelkent, Küçüktepe, Teknedüzü, Çallıdere ve Köprücük köyünden oluşuyor. Proje alanı çevresinde 51 su pınarı, 28 çeşme bulunuyor. Proje alanına en yakın su kaynağı 103 metre mesafedeki Mengeneç Çayı, en yakın köy ise 160 metre ötedeki Güzelkent. Çalışma kapsamında 2 bin 500, 3 bin derinliğe kadar sondaj yapılması planlanıyor.

JES projesinden 16 köy doğrudan etkilenecek:

Tanzik (Armutkaşı), Tatan (Güzelkent), Hemug (Küçüktepe), Çorsan (Yeşildal), Xwarik (Çallıdere) ve ona bağlı Dewreşêli mezrası, Qasiman, Ameran (Onpınar), Zengena (Güzeldere), Mengel (Alabalık), Kuzik (Gölyayla), Civarkan (Kartaldere), Caneseran (Dağcılar), Xaşxaş (Eryurdu), Uskira (Çaylar), Şorik (Tuzlu), Şeman (Taşlıyayla), Gadizan (Ozankent), Badan (Teknedüzü).

JES projesine karşı yöre halkı protesto eylemleri düzenliyor.

Ekolojik ve demografik kırıma neden olacağı belirtilen projenin hayata geçirileceği bölgede aktif fay hatlarının olması da bir başka endişe kaynağı.

ATABEY: SÜREÇ 2023’TE GİZLİLİK İÇİNDE BAŞLAMIŞ

Projenin taşıdığı riskleri, sosyal ve ekonomik yaşamdaki etkisini ve bölge insanının neden karşı olduğunu Varto Demokrasi Platformu Sözcüsü Bahat Özçelik, Jeoloji Yüksek Mühendisi, Tıbbi Jeoloji Uzmanı ve Yazar Dr. Eşref Atabey ve yöre sakinleriyle konuştuk.

Bahat Özçelik’e göre 2023’te başlayan proje süreci ilk başlarda titizlikle gizlendi. Hatta saha çalışması yapan uzmanlar ilk dönemler muhtarlara deprem çalışması yaptıklarını söyledi. ABD merkezli enerji firması IGNIS’in 2023 yılında aldığı jeotermal arama ruhsatıyla 10 adet jeotermal kuyusu açmayı planladığını belirten Özçelik “Arama poligonlarının tamamı orman nitelikli arazi ve mera vasıflı parselleri kapsıyor. Bazı poligonların yerleşim yerlerine çok yakın olması hayvancılık için kullanılan meraları etkilediği gibi yoğun meşe ağaçlarının bulunduğu ormanlarda yaşayan çok sayıda yabani hayvanın da doğal yaşam dengesini bozacaktır. Beslenme ve üreme alanı bozulan hayvanların yaşam alanlarını terk etmeleri kaçınılmazdır” dedi.

Projeden haberdar olur olmaz harekete geçerek, köylüler ve muhtarlarla toplantılar yaptıklarını belirten Özçelik, hukuki süreci de başlattıklarını ifade etti.

ÇALIŞMA ALANLARI FAY HATLARINDA

IGNIS firmasının jeotermal arama ruhsatı aldığı yerlerin Karlıova Kargapazarı Havzası, Karlıova Yedisu ve Varto üçgeninde bulunan fay hatlarının kesişim güzergahında olduğuna dikkat çeken Özçelik “3 bin metre derinliği bulacak sondaj çalışmaları sırasında oluşacak etkileşimlerden kaynaklı deprem riskinin artacağı, lokal fay hatlarının mikro sarsıntılarla küçük depremler meydana getireceği bir gerçektir” uyarısında bulundu.

‘GEÇİM KAYNAKLARI YOK OLACAK’

Yörede tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların, tarım arazileri ile meraların zarar görmesi ve su kaynaklarının kirlenmesi sonucunda geçim kaynaklarının zayıflayacağını belirten Varto Demokrasi Platformu Sözcüsü Bahat Özçelik, bu durumun da yöre halkını başka arayışlar içine girmeye zorlayacağını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

“JES’le birlikte başlayacak süreç yöre halkının göç etmesine ya da başka mesleklere yönelmesine, metropollerde ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda kalmasına sebep olur. Bu projenin, insanların doğdukları mekânla kurdukları hafızasal ve varoluşsal bağı zayıflatma riski taşıdığını düşünüyoruz. Şöyle ki; bölgede yapılan JES, GES ve RES’ler nedeniyle ortaya çıkan zorunlu göç, insanların doğdukları ve yaşadıkları mekanla kurdukları bağları zayıflatır. Mekanlar salt fiziksel bir alandan ibaret değildir. İnsanların üzerinde yaşadığı alanlara anılar, komşuluk ilişkileri, mezarlıklar, üretim biçimleri ve kültürel ritüeller anlam yükler. Mekanlar insanların kimliğinin bir parçasıdır. İnsanlar bulundukları mekanlarda yaşadığı kültürle dünyayı anlamlandırmaya çalışır. Zorunlu göç toplumsal hafızanın yok olmasına sebep olup, aidiyet duygusunu yok eder. Halkın geçmiş tarihi ile kültürel bağlarının koparılmasına sebep olur.”

‘SÖYLEMLER SOSYAL AMA GERÇEKÇİ DEĞİL’

11 Nisan’da bölgede incelemelerde bulunarak, seminer veren Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabey ise sosyal ve ekonomik vaatlerinin gerçekçi olmadığını söyledi. Denizli ve Afyonkarahisar örneklerinde olduğu gibi vaatlerin genellikle gerçekleştirilmediğini belirten Atabey, şu değerlendirmede bulundu:

“Projenin yöreye turist akışı sağlayacağı, turizm potansiyeli kapsamında amfitiyatroya ihtiyaç duyulabileceği, yöresel yemeklerin sunulacağı restorandaki yemek harici kullanılan malzemelerin satış yerlerini olumlu etkileyeceği, ulaşım ve lojistik sektörünün ivme kazanacağı, çarpan etkisi sayesinde bölge kalkınmasına katkı sunacağı gibi söylemler ne kadar gerçekçi? Bunlar gerçekleşmesi hayal olan, algıya yönelik sosyal söylemlerdir. Kaplıca turizminin merkezleri olan Afyonkarahisar ve Denizli Pamukkale’de bu söylenenler başarılmış mıdır?”

JES’İN İNSANLARA VE DOĞAYA VERECEĞİ ZARARLAR

Jeotermal santralin kurulması halinde kanserojen radon gazı, sülfürik asit, kükürt dioksit, hidrojen sülfür gibi gazlara maruz kalınacağını vurgulayan Atabey, yörede yetiştirilen tarımsal ürünlerin de santralden bırakılan ağır metal akışkanları, arsenik, florür ve bor tarafından kirletileceğini, sonuçta da göçlerin gündeme geleceğini söyledi.

JES’in çevreye etkileri tıbbi jeolojik yönden değerlendirildiğinde ortaya çıkacak sonuçları ise şöyle sıraladı:

“Gaz ve katı emisyonları, su ve toprak kirliliği, gürültü kirliliği, arazi kullanımı, arazi çökmesi, sismik tetikleme, heyelan tetiklenmesi, su kullanımı, doğal hidrotermal oluşumlara müdahale, doğal yaşam habitatına ve bitki örtüsüne müdahale, katastrofik (yıkıcı) olaylar, görüntü kirliliği ve en çok da psikolojik etkiler gibi sonuçlar görülecek.”

‘NEREYE GİDECEĞİZ?’

Çallıdere köyü sondaj alanında çadır nöbeti başlatıldı.

Yöre halkı, Güzelkent civarındaki proje sahasında çadır kurarak nöbete başlarken, zaman zaman da yaptığı eylemlerle  kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Tuzlu (Şorik) köyünden Ayhan Işık, yaşamları ve doğanın zarar görmemesi için projeye karşı olduklarını söyledi. JES kurulan illerdeki kanser artışına dikkat çeken Işık “Bize getirisi olmayan bir işletme yüzünden toprağımızı ve sağlığımızı kaybetmek istemiyoruz” dedi.
Jeotermal sahasının etkileyeceği başka bir köy olan Taşlıyayla’dan (Şeman) Mehmet Ali Sağlam da, topraklarını terk etmek istemediklerini anlattı. Yörenin temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu belirten Sağlam “Oluşacak çevre kirliliğiyle tarım ve hayvancılık zarar görürse ne yaparız? 50, 60 yaşlarında insanlarız. Bu saatten sonra nereye yerleşeceğiz, hangi işi yapacağız? Ayrıca sadece jeotermal ile sınırlı kalınacağını düşünmüyorum. Diğer maden türleri için de çalışmalar yapılır. Örneğin bizim burada bakır da var. Bunun için de ileride arama yapılmayacağını kim söyleyebilir?”

ETİKETLER