Bir zamanlar Diyarbakır’ın Sur ilçesinde gün, çekiç sesleriyle başlardı. Bakırcılar Çarşısı’nın dar sokaklarında semerciler, nalbantlar ve kalaycılar üretir, çıraklar ustalarının yanında yıllar süren bir emeğin sonunda meslek sahibi olurdu. Bugün ise o sesler giderek azalıyor. Teknolojinin gelişmesi, değişen yaşam alışkanlıkları ve geleneksel zanaatlara duyulan ihtiyacın azalmasıyla birlikte Sur’da yüzyıllardır sürdürülen birçok meslek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Ustalara göre en büyük sorun ise mesleklerini devredecek çırakların yetişmemesi. Kentte kalan son ustalar, yalnızca ekmek paralarını değil, bir kültürel mirası da ayakta tutmaya çalışıyor.
“ÇIRAK YOK, SEMERCİLİK YOK OLUYOR”
At ve eşek gibi yük hayvanlarının sırtını koruyan semerlerin üretildiği semercilik, bugün Sur’da ayakta kalmaya çalışan geleneksel zanaatlardan biri.
Diyarbakır’ın son semercilerinden Fesih Sürmeli, 37 yıl önce ustasının yanında başladığı mesleğini hâlâ sürdürüyor. Bir zamanlar kentte yaklaşık 20 semerci dükkânı bulunduğunu ve her dükkânda çırak yetiştiğini anlatan Sürmeli, bugün ise bu mesleği yapan usta sayısının yok denecek kadar azaldığını söylüyor.
Bir semerin yaklaşık üç günde tamamlandığını belirten Sürmeli, üretim sürecini şöyle anlatıyor:
“Semer yapımında keçe, deri, semer otu, çivi, çınar veya meşe kerestesi, telis ve raptiye kullanıyoruz. Önce ahşap iskeleti hazırlıyoruz. Ardından deri ve keçeyi işleyip arasına semer otu doldurarak dikiyoruz. Böylece hayvanın sırtı taşınan yükten zarar görmüyor.”
Eskiden günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarından olan semerlerin bugün daha çok nostalji meraklıları tarafından dekoratif amaçla satın alındığını belirten Sürmeli, mesleğin geleceği konusunda ise umutlu olmadığını dile getiriyor.

“BİR MIHLA BAŞLAYAN MESLEK SON BULUYOR”
Bir zamanlar köylerin, kervan yollarının ve çarşıların vazgeçilmez ustaları olan nalbantlardan bugün Diyarbakır’da yalnızca iki kişi kaldı.
Yaklaşık 50 yıldır nalbantlık ve semercilik yapan Cevat Yıldızhan, ürettiği semerleri Sur başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerine gönderdiklerini belirterek, sağlığı el verdiği sürece çalışmayı sürdüreceğini söylüyor. Gençlerin bu zanaata ilgi göstermediğini ifade eden Yıldızhan, en büyük sıkıntının çırak yetişmemesi olduğunu belirtiyor.
Kentte mesleğini sürdüren iki nalbanttan biri olan Mehmet Yazıgan ise geleceğe umutla bakamadığını belirterek, “Daha önce onlarca kişinin yaptığı nalbantlığı bugün sadece iki kişi sürdürüyoruz. İkimiz de 50 yaşın üzerindeyiz. Çırak bulamıyoruz. Kendi çocuklarımız bile bu işi yapmak istemiyor. Bizden sonra bu meslek büyük ihtimalle sona erecek.” diyor.
Yazıgan, nalbantlığın önemini anlatan “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi kurtarır” sözünü hatırlatarak, bu mesleğin geçmişte yalnızca hayvanların değil, insanların yaşamında da hayati bir yere sahip olduğunu ifade ediyor.
Nalbantlığın yalnızca nal çakmaktan ibaret olmadığını anlatan Yazıgan, “Önce hayvanın ayağını sabitliyoruz. Eski nalı kerpetenle söküyoruz. Daha sonra ‘suntıraç’ adı verilen özel bıçakla tırnağı düzeltiyoruz. Son olarak yeni nalı hayvana zarar vermeyecek şekilde çakıyoruz. Huysuz hayvanları sakinleştirmek için de ‘yavaşı’ adı verilen ahşap bir düzenek kullanıyoruz.” diye konuşuyor.

KALAYCILIK DA ZAMANA DİRENİYOR
Bakır kapların güvenle kullanılmasını sağlayan kalaycılık da Sur’un ayakta kalmaya çalışan son zanaatlarından biri.
Bakırcılar Çarşısı’nda yıllardır kalaycılık yapan 67 yaşındaki Seyithan Taşıyan, ustasının vefatından sonra birçok kalay dükkânının kapandığını, bugün ise mesleği sürdüren usta sayısının parmakla sayılacak kadar azaldığını anlatıyor.
Bir zamanlar neredeyse her mahallede bir kalaycı bulunduğunu söyleyen Taşıyan, “Çarşıların, pazar yerlerinin çevresinde mutlaka bir kalaycı dükkânı olurdu. Biz de bakırcılarla yan yana çalışırdık. Bakır kap kullanan herkes belli aralıklarla kalaya ihtiyaç duyardı. 1970’li ve 1980’li yıllardan sonra dükkânlar birer birer kapanmaya başladı. Daha sonra gezici kalaycılar mahalle mahalle dolaşarak bu mesleği bir süre daha yaşattı. Ama zaman geçtikçe onların da sayısı azaldı. Bugün ise kalaycılığı yapan usta sayısı parmakla sayılacak kadar az kaldı. Bizden sonra bu mesleği sürdürecek kimse görünmüyor.” diyor.
Taşıyan, Bakırcılar Çarşısı’nda her geçen yıl bir ustanın daha mesleği bıraktığını belirterek, “Gençler bu mesleğe ilgi göstermiyor. Biz mesleğimizi yaşatmaya çalışıyoruz ama bizden sonra devam ettirecek kimse görünmüyor. Gerekli destek verilmez ve gençler teşvik edilmezse kalaycılık da diğer birçok geleneksel zanaat gibi tarihe karışacak.” ifadelerini kullanıyor.

FOTOĞRAFTA MI KALACAK?
Bugün Sur’un tarihi çarşılarında turistlerin ilgiyle izlediği ve en çok fotoğrafını çektiği atölyeler, bir zamanlar kentin üretim hayatının kalbiydi. Semercilik, nalbantlık ve kalaycılık artık günlük yaşamın değil, geçmişin izlerini taşıyan zanaatlar olarak varlığını sürdürüyor.
Son ustalar ise yalnızca mesleklerini değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir kültürel mirası da yaşatmaya çalışıyor. Onlara göre çırak yetişmediği, gençler bu mesleklere yönlendirilmediği ve geleneksel el sanatları desteklenmediği sürece Sur’un çekiç sesleri tamamen susacak. O zaman geriye, bugün turistlerin hayranlıkla fotoğrafladığı bu atölyelerden yalnızca eski kareler ve anılar kalacak.
