Doğumda şiddet: “Doktor sayesinde kurtuldum”

“Niye doğurmuyorsun? Senden önce gelenler doğurdu, hadi doğursana.” “Gecenin bu saatinde seninle mi uğraşacağım.” “Böyle ıkınma mı olur.” “İki doğumda da doktor sayesinde kurtuldum.” “Obstetrik şiddet”, doğum yapan kadına yönelik kaba bir muameleden ibaret değil. Korkutma, manipüle etme, özne olmaktan çıkarma da buna dahil… Mağdur kadınlar anlatıyor…

Fatma Boz
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Göç Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimine devam ediyor. 2019 yılından bu yana Gazeteciler Cemiyeti projelerinde, Bianet, Journo ve Femsport gibi...

Fiziksel şiddete ve rıza dışı müdahalelere maruz kalan kadınlar; vajinal muayenenin onayları alınmadan ve çok sık aralıklarla yapılmasının, mahremiyetlerini ihlal ettiğini ifade ediyor. Doğum süreci olumsuz anılarla dolu olan ve bu nedenle tekrar doğum yapmaktan çekinen kadınların çoğu, yıllardır içlerinde tuttukları bu olayları anlatmanın kendilerine iyi geldiğini söylüyor.

Doğum sürecini iki defa deneyimleyen Ezgi Taşkıran “Doktor gelmeseydi canımdan olacaktım” diyor. Rızasız tıbbi muayene yaşadığını ve vajinal muayene yaparken steril bir alan olmadığı gibi mahremiyetin de yok sayıldığını anlatıyor:

“HADİ DOĞURSANA”

“Beni odaya aldılar. Bana alttan ve koldan serum yoluyla sancı verdiler. 5-6 kadın bir odada sancı çekiyoruz. Hemşireler 20-30-40 dakika arayla gelip alttan muayene (vajinal muayene) yapıp muhabbet, sohbet etmeye devam ediyorlar. Sürekli gelip ‘Açılman yok, niye açılmıyor? Niye doğurmuyorsun? Senden önce gelenler doğurdu, hadi doğursana’ falan diye konuşuyorlardı. İlk doğumum bir buçuk gün sürdü.”

Taşkıran, ikinci doğumunun ilkinden daha zor geçtiğini söylüyor:

“İlk doğum ‘normal’ olunca ikinci doğum da öyle olsun diye ısrar ettiler. Bebek gelmeyince üstüme çıkıp doğumu gerçekleştirmeye çalıştılar.”

Bebeğin kordonunun boynuna dolandığını ama buna dikkat etmeden normal doğum yapmaya çalıştıklarını söyleyen Taşkıran, şunları anlatıyor:

“Doğumu yapabilmek için artık üstüme çıkmaya başladılar, doğumum gerçekleşsin diye.  Karnımın üstüne çıkıp karnımı aşağı doğru bastırmaya başladı. Defalarca ve kollarını habire 5 dakikada bir, 6 dakikada bir alttan muayene ediyorlar. Yani doğsun gitsin anlamında. Sürekli dokunuyorlardı ama çok acıtıyorlardı. Yani böyle kollarını sokarken bile başka şeylerin muhabbetini yapabiliyorlardı. Başka bir doktordan bahsediyorlardı. Hemşireden bahsediyorlardı.”

Ebenin iki üç defa bastırdığını ve kendisine “Doğurana, şimdi çıkarsana. Hadi ıkın diyorum sana” dediğini anlatan Taşkıran, sözlü şiddete dayanamadığını, tansiyonunun düştüğünü, artık nefes alamadığını belirtiyor:

“İn üstümden nefes alamıyorum’ diyorum. Ama sesimi duyuramıyorum artık. Ama meğerse çocuğumun kordonu boynuna dolanmış. Doktor geldi dedi ki 1 saatim var dedi. 1 saat içinde yürüyüş yap dedi. Git gel dedi ama bu doğumu yap dedi. Birincide normal doğum olduğu için beni ona itmeye çalıştılar.”

Ebenin kendisine “Ikınamıyor musun? Böyle ıkınma mı olur?” diye bağırmaya devam ettiğini, yine karnının üstüne oturduğunu, daha sonra iki kişinin üstüne çıktığını, nefes alamadığı için nabzı düşmeye başladığında, çocuğun da nabzının düştüğünü söylüyor:

“Çıkarın bunu, sezaryene gönderin gitsin’ dediler. Doktor gelince ağladım, yalvardım.  İki doğumda da doktor sayesinde kurtuldum. Sezaryene böyle girmek bile benim için bir umut oldu.”

“CANIMIZI ONLARA EMANET EDİYORUZ

Cevap verseydi daha kötü davrandıklarını ifade eden Taşkıran, “Aynı doğumhanelerde daha kötü muamelelerle karşılaşanlar da vardı. Ben sessizlikle, fazla tepki vermeyerek ucuz kurtulduğunu düşünüyorum. Canımızı onlara emanet ediyoruz ama yaşadıklarımız çok korkunç. Çünkü bazıları artık tekmeyle, tokatla, tükürükle, hakaretle karşılık vermeye başladıkları için… Neşteri vuruyorlar, makası vuruyorlar. Kaç tane, on tane, on beş tane dikiş işte…” diyor ve ekliyor:

“Bir daha asla doğum yapmak istemiyorum.”

“GECENİN BU SAATİNDE SENİNLE Mİ UĞRAŞACAĞIM”

Şerife Demir, ikinci doğumunda benzer bir durumla karşılaştığını söylüyor. Doğuma girdikten sonra ağrılarının başladığını ifaden eden Demir, “Doğum süreci başladığında sürekli olarak, ‘Gecenin bu saatinde seninle mi uğraşacağım? Doğurmasaydın o zaman, yapmasaydın bu çocuğu!’ gibi şeyler söylediler. Karnıma ani bir şekilde bastırdıkları için kendimi çok sıktım; buna sinirlenip, ‘Yırtığı varsa bunu dikmem ya!’ diyerek eldivenlerini çıkarıp yere attılar” diyor.

Ebelerin çok kötü davrandığını söyleyen Demir, temizlik görevlisinin kendisine yardımcı olmaya çalıştığını anlatıyor:

“Hadi kızım, bak şöyle yap, böyle yap. Sinirleniyorlar, sana kızacaklar; hadi biraz daha dişini sık,’ diyerek beni o teselli etti. Keşke o ebeler bana denk gelmeseydi.”

“FARKINDA MISIN, BEBEK OYNAMIYOR”

Nur Yurdalan ise yaşadıklarını şöyle aktarıyor:

“Sabah muayeneye gittiğimde bebekte gelişim geriliği olduğu söylendi ve alttan muayene (vajinal muayene) yapılacağı belirtildi. Daha önce hiç böyle bir muayene olmadığım için çok korktum. Eve gittikten sonra sancılarım başlayınca hastaneye geri döndüm. Bebek hareket etmiyordu; hastaneye girdiğimde sağlık çalışanı bana bağırmaya başladı.”

Ebenin kendisine “Farkında mısın, bebek oynamıyor! Sen onu boşuna mı taşıdın? Sen ne yaptığını zannediyorsun?” diye bağırdığını söyleyen Yurdalan, şöyle devam ediyor:

“Kocan nerede senin, şimdi ne yapacaksın?’ diyerek sesini iyice yükseltti. ‘Ne yapacaksınız şimdi, doktorumu arayayım mı?’ diye sorunca, ‘Senin yatışını yapacağız, ne sezaryeni, bekleyeceğiz’ dediler. Odadan çıkıp doktorumu aramak isteyince iyice bağırdılar. Gece saat birde gitmiştim, doktorum beş buçukta gelip doğumumu gerçekleştirdi.”

24 yıl önce doğum yapan Serpil Yılmaz, “Üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen hâlâ hatırlıyorum. Keşke o günün şartları daha iyi olsaydı ve sağlık çalışanları daha destekçi ve vicdanlı olabilselerdi. İlk doğumuma girerken stresli ve sancılar ile mücadele ederken sağlık çalışanları keşke bana kibar ve anlayışlı davranabilselerdi, ben bugün hala bunları hatırlamıyor olurdum” diyor.

Yaşadıklarını unutamayan Yılmaz o zamanın koşulları bizlere steril bir ortam sağlamıyordu diyerek şunları ekliyor:

“Doğum salonunda sağlık çalışanlarının ağızlarında sigarayla gezmeleri de çok rahatsız ediciydi; sonuç olarak hiç steril bir ortam değildi.”

OBSTETRİK ŞİDDET NEDİR, NEDEN BİLİNMİYOR?

Dünya İnsani Dayanışma Derneği’nden Uzman Psikolojik Danışman Elif Başak Aslanoğlu, doğum sürecinde yaşanan şiddet türünü açıklıyor:

“Obstetrik şiddet gebelik, doğum, kürtaj, doğum sonrası dönem ve düşük gibi üreme sağlığı hizmetleri sırasında kadının fiziksel, psikolojik ve bedensel bütünlüğünü, özerkliğini veya onurunu ihlal eden davranış ve uygulamaları ifade eden bir kavram.”

Aslanoğlu, obstetrik şiddet türünü tanımanın ve tanımlamanın zor olduğunu söylüyor:

“Kadının onamı alınmadan yapılan müdahaleleri, yeterli bilgilendirme yapılmamasını, aşağılayıcı veya küçümseyici iletişimi, mahremiyet ihlallerini, gereksiz tıbbi müdahaleleri, ağrısının önemsenmemesini ya da ayrımcı tutumları da kapsıyor.”

Yapılan çalışmalar sonucunu aktaran Aslanoğlu, “2025 yılı araştırmasında obstetrik şiddetin küresel yaygınlığı yüzde 59 olarak bulunmuş ve en sık görülen ihlal ise kadının onamı alınmadan bakım sunulması (yüzde 37)” diyor.

Aslanoğlu’nun aktardıklarına göre Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlaması ise şöyle:

“Doğum sırasında her kadın saygın, güvenli ve onuruna yakışır bakım alma hakkına sahip. Farklı ülkelerde yürütülen çalışmalar ise doğum yapan kadınların küçümsenme, bağırılma, bilgilendirilmeme, onam alınmadan müdahalede bulunulması veya mahremiyet ihlali gibi deneyimlerle karşılaşabildiğini gösteriyor.”

Bu nedenle obstetrik şiddet, bireysel birkaç olumsuz deneyimden ibaret değil; sağlık hizmetinin niteliği ve hasta hakları açısından ele alınması gereken yapısal bir konu.

Doğum öncesi veya sonrasında yaşanan obstetrik şiddetin her kadında farklı sonuçlar oluşturabileceğini belirten Aslanoğlu, “Tekrarlayan anılar, yoğun kaygı, suçluluk, öfke, doğumu hatırlamaktan kaçınma, bebeğe bakım verirken zorlanma, psikosomatik belirtiler ya da bir sonraki gebelikten korkma gibi tepkiler görülebiliyor” diyor.

KADIN, KENDİ SÜRECİNİN AKTİF ÖZNESİ

Şiddetin bu türünün önlenmesi için tek bir çözümden söz etmenin mümkün olmadığını ifade eden Aslanoğlu, yapılacak her müdahalenin kadınla açık ve anlaşılır bir dille paylaşılmasının önemini vurguluyor:

“Belirsizliğin azaltılması, süreç boyunca düzenli bilgi verilmesi ve aydınlatılmış onamın gerçek anlamda uygulanması, kişinin kontrol duygusunu destekleyen temel uygulamalar. Çünkü travmatik deneyimlerin ortak özelliklerinden biri, kişinin kendisini kontrolünü kaybetmiş ve çaresiz hissetmesi.”

Aslanoğlu sürecin içinde kadının aktif rol alması gerektiğini söylüyor:

“Doğum yapan kadın, bakımın pasif bir alıcısı değil; kendi doğum sürecinin aktif bir öznesi. Sağlık profesyonelleriyle ortak karar alabilmesi, tercihlerini ifade edebilmesi ve mümkün olan her durumda bakım planının birlikte oluşturulması hem etik açıdan hem de psikolojik iyilik hali açısından koruyucudur. Kadının soru sorabilmesi, alternatifleri öğrenebilmesi, mümkün olduğunda tercihlerini ifade edebilmesi ve kendi bedeniyle ilgili kararlarda söz sahibi olabilmesi gerekir.”

Obstetrik şiddetten bahsederken çözüm önerilerinden biri de sağlık çalışanlarının çalıştığı koşulları da yok saymamak gerektiğine inanan Aslanoğlu, çözüm önerileri için son olarak şunları söylüyor:

“Bir yandan da sağlık çalışanlarından travma bilgili bakım sunmalarını beklerken onların çalışma koşullarını göz ardı etmek de gerçekçi değil. Uzun çalışma saatleri, personel yetersizliği, yüksek hasta yükü ve tükenmişlik, bakımın niteliğini doğrudan etkileyen yapısal sorunlar. Travma bilgili kurumlar yalnızca hastaların değil, sağlık çalışanlarının da psikolojik güvenliğini korumalıdır.”