Bacadan borsaya karbon ticareti

İklim Kanunu'nun ardından bu yıl pilot uygulaması başlayan Emisyon Ticaret Sistemi ile Türkiye’de karbon yönetiminde yeni dönem başladı. Karbon fiyatının piyasa koşullarına göre belirleneceğini belirten uzmanlar, küresel çapta karbon piyasası kötü tasarlanırsa 'kirletme hakkının ticareti'ne, başka bir deyişle yeni bir rant ekonomisine dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.

Elçin Yeni
1999 yılında İzmir'de doğdu. 2017 yılında Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde eğitime başladı. 2019 yılında Farabi Programı ile Ege Üniversitesi'ne geçti. Özel öğrenci statüsünde devam ettiği eğitimini...

İklim Kanunu’nun 9 Temmuz  2025 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte yeni bir dönemin kapısı aralandı. Bu süreçte öne çıkan iki konu, ‘karbon ayak izi doğrulaması’ ve ‘karbon vergisi gelecek mi?’ sorusu oldu.

Karbon ayak izi, bir işletmenin üretim süreçleri boyunca atmosfere saldığı sera gazlarının toplamını ifade ediyor. Ancak şirketlerin açıkladığı emisyon verilerinin güvenilir olması için uluslararası standartlara göre doğrulanması gerekiyor. Bu süreçte akredite doğrulayıcı kuruluşlar, yakıt tüketiminden üretim miktarına, enerji kullanımından emisyon hesaplama yöntemlerine kadar birçok veriyi inceleyerek şirketlerin beyanlarını denetliyor.

Avukat İbrahim Bulut: Örtülü bir karbon fiyatlandırma zaten mevcut.

AVUKAT BULUT: MALİYETİ PİYASA KOŞULLARI BELİRLEYECEK

Yeni düzenlemelerin karbon vergisi getirip getirmeyeceği de merak konusu. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi 2025 yılında yayınlamış olduğu açıklamayla iddiaları yalanlasa da bu yıl pilot uygulaması başlayan Emisyon Ticaret Sistemi’yle (ETS) birlikte vergi yükümlülüklerinde değişiklik beklentisi arttı. Bulut Hukuk Bürosu’ndan Avukat İbrahim Bulut, Türkiye’de kamuoyunda yaygın olarak kullanılan ‘karbon vergisi’ ifadesinin hukuki açıdan doğru olmadığını savunarak, “7552 sayılı İklim Kanunu ile vergi  esaslı bir model yerine Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) benimseniyor” dedi. Sistemde devletin karbon fiyatını belirlemediğini, emisyonlar için üst sınır koyduğunu ve karbon fiyatının piyasa koşullarına göre oluşacağını ifade eden Bulut, bu nedenle işletmeler açısından maliyetlerin önceden öngörülebilen bir vergi yükü yerine piyasa koşullarına bağlı olarak değişebileceğine dikkat çekti.

Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi’nin hukuki çerçevesini oluşturacak taslak düzenlemelerde pilot dönemin 2026 ve 2027 yıllarındaki emisyonları kapsayacağını belirten Bulut, bu durumun hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ilerleyen süreçte tartışmalara neden olabileceğini dile getirdi. Pilot dönemde tahsilatların ücretsiz dağıtılacak olmasının şirketlerin yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Bulut, işletmelerin emisyon izinlerini alma, sera gazı emisyonlarını izleme ve raporlama, bağımsız doğrulama süreçlerini tamamlama ve gerekli kayıt sistemlerini oluşturma yükümlülüklerinin devam ettiğini ifade etti. Bulut ayrıca, Emisyon Ticaret Sistemi’nin yalnızca çevre politikalarının bir parçası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, ihracat yapan sanayi kuruluşlarının Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na uyumu, uluslararası rekabet gücü ve gelecekte oluşacak karbon maliyetleri açısından da kritik bir dönüşüm süreciyle karşı karşıya olduğunu anlattı.
Avukat İbrahim Bulut, “Türkiye’de karbon fiyatı yeni başlıyor” söyleminin ise tam doğru bir ifade olmadığını belirterek, “Örtülü bir karbon fiyatlandırma (yürürlükteki vergiler) zaten mevcut” dedi.

104 MİLYAR DOLARLIK KARBON TİCARETİ

Karbon piyasalarının başarılı olabilmesi için güven unsurunun vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken uzmanlar, şeffaf olmayan sistemlerin ‘kirletme hakkının ticaretine’ dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulundu. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Sürdürülebilirlik ve İklim Danışmanı Kağan Ersoy, 2023 yılında küresel karbon fiyatlandırma mekanizmalarından elde edilen gelirin 104 milyar dolara ulaştığını hatırlattı. Karbonun gerçek bir ticari varlığa dönüştüğüne işaret eden Ersoy, şu açıklamayı yaptı:

“Bu açıdan ‘petrol ekonomisi’ benzetmesi hem cazip hem tehlikeli. Cazip, çünkü bazı ülkeler özellikle Avrupa Birliği (AB), Birleşik Krallık ve Kanada karbon fiyatını rekabet aracına çeviriyor. Tehlikeli, çünkü karbon piyasası kötü tasarlanırsa ‘kirletme hakkının ticareti’ne, başka bir deyişle yeni bir rant ekonomisine dönüşebilir. Bu riski görmezden gelemeyiz. Türkiye için asıl fırsat şu: Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi 2026–2027 pilot dönemiyle başlıyor, 2028’de tam uygulama dönemine geçiyor. Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) erken kuran Türkiye hem AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) maliyetini düşürür hem de bölgesel bir karbon finans merkezi olma şansı yakalar. Enerji Piyasaları işletme (EPİAŞ) bünyesinde planlanan Karbon Ticaret Merkezi bu potansiyelin somut ifadesi. Ama bunun için piyasanın güvenilir, şeffaf ve denetimli olması şart.”

İHRACATI DA ETKİLEYECEK

Karbon ayak izi doğrulaması yalnızca çevre politikaları açısından değil, ihracat açısından da önem taşıyor. Avrupa Birliği’nin Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması kapsamında yüksek karbon yoğunluğuna sahip ürünlerden ilave karbon maliyeti alınmaya başlanırken, doğrulanmış emisyon verileri Türk ihracatçıları için rekabet avantajı sağlayabilecek. Özellikle demir-çelik, çimento, alüminyum ve kimya sektörlerinin bu süreçten doğrudan etkilenmesi bekleniyor.

İklim uzmanı Kağan Ersoy: Kömür kapasitesi artarken yenilenebilir hedefler tutturulsa dahi bu net sıfıra yetmez.

Ancak iklim uzmanı Kağan Ersoy’un bu noktada uyarıları var:

“Tablo net ama kaygı verici. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonu 2023’te 555,2 milyon tondan 2024’te 584,5 milyon tona yükseldi. Kişi başı emisyon 6,5 tondan 6,8 tona çıktı. 1990’dan bu yana artış yaklaşık beş kat seviyesinde seyrediyor. Politika açısından değerlendirecek olursak, Türkiye 2021’de Paris Anlaşması’nı onayladı. 2053 net sıfır hedefini açıkladı. İklim Kanunu Temmuz 2025’te yürürlüğe girdi. Bu önemli bir adım. Yenilenebilir enerji kurulu gücü gerçekten hızlı artıyor. Ama söylem ile sahne arasındaki mesafe henüz kapanmadı. Enerji sektörü toplam emisyonların yaklaşık yüzde 75’ini oluşturuyor ve fosil yakıt bağımlılığı sürmekte. Kömür kapasitesi artarken yenilenebilir hedefler tutturulsa dahi bu net sıfıra yetmez. Politika tutarlılığı, sektörel hedefler ve somut yaptırım mekanizmaları şart.”

Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda karbon yönetimi uygulamalarını hızlandırdığına dikkat çeken uzmanlar, doğrulama sisteminin etkin işlemesinin hem çevresel hedefler hem de uluslararası ticarette rekabet gücü açısından belirleyici olacağını ifade etti.

Kamu Araştırmaları Vakfı bünyesinde kurulan Carbon Labs kurucuları ve karbon ayak izi doğrulayıcı uzmanları Dr. Bülent Adil ile Ömer Hasançebi, karbon ayak izi hesaplamalarının ilgili düzenlemeler öncesi gönüllülük esasına dayalı olduğunu belirterek, yasal çerçevelerin önemine dikkat çektiler.

Dr. Bülent Adil: Karbon ayak izinde yanlış raporlamanın artık parasal yaptırımı söz konusu olacak.

Türkiye’nin iklim yasasını yürürlüğe koyması ve Emisyon Ticaret Sistemi’nin devreye girmesiyle birlikte karbonun soyut bir çevre meselesi olmaktan çıkarak, elle tutulur bir maliyet kalemi haline geldiğini belirten Dr. Bülent Adil “Bugüne kadar ‘karbon ayak izimizi hesaplıyoruz’ demek gönüllülük esasına dayalı bir iyi niyet göstergesiydi. Bundan böyle yanlış ya da eksik raporlamanın doğrudan parasal yaptırımı söz konusu olacak. Bu ortamda doğrulama, bir sigorta poliçesi gibi düşünülmeli: Kendi yaptığınız hesabın bağımsız bir göz tarafından teyit edilmesi, hem yasal yükümlülüğü karşılayacak hem de şirketin karbon kotası üzerinden yapacağı ticarette güvenilirliğini pekiştirecektir. Hatta rakamlarınıza güvenilmiyorsa o kotanın piyasadaki değeri de tartışmaya açılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Ömer Hasançebi: Karbon kredisinin arkasında gerçek azaltım olduğundan emin olmak için standart bir denetim zinciri şart.

Ömer Hasançebi de atılacak ilk adımların çok önemli olduğuna dikkat çekti: “Karbon piyasası, temelde güven üzerine kuruludur. Bir ton CO₂’nin gerçekten azaltıldığını yada telafi edildiğini kimse gözle göremez; bu yüzden bağımsız bir üçüncü tarafın onayı olmadan bu piyasanın işlemesi mümkün gözükmemektedir. Doğrulama olmaksızın kotalar havada kalan bir rakamdan ibaret olur. Borsada alınıp satılan karbon kredisinin arkasında gerçek bir azaltım olduğundan emin olmak için standart bir denetim zinciri şart. Aksi takdirde bu duruma bağlı olarak ‘greenwashing’ vakalarının artması kaçınılmaz olur ve tüm piyasanın güvenilirliği sarsılır.”

‘EN YAYGIN SORUN, SINIR BELİRLEME HATASI’

Karbon ayak izi uzmanları Dr. Bülent Adil ve Ömer Hasançebi, Türkiye’deki şirketlerin denetim süreçlerine ilişkin en sık yaptığı 3 hatayı ise şöyle sıraladı:

Sınır belirleme hatası: Şirketlerin sadece fabrika bacası ve araç emisyonları gibi doğrudan süreçlere odaklanıp; tedarik zinciri veya kullanılan enerjinin üretiminden kaynaklanan ‘görünmez’ emisyonları göz ardı etmesi. Oysa AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere uluslararası standartlar bu ‘görünmez’ emisyonlara da bakıyor.

Düşük veri kalitesi: Fatura toplamları üzerinden yapılan kaba tahminlerin, aktivite bazlı ölçümlerin yerini tutmaması.

Metodoloji tutarsızlığı: Her yıl farklı emisyon faktörü kullanan ya da hesaplama yöntemini değiştiren şirketlerin raporları karşılaştırılabilirliğini yitiriyor. Bu da doğrulayıcı için ciddi bir engel oluşturuyor.