İzmir’in Menemen ilçesinde TOKİ tarafından yürütülen 5 bin 11 konutluk proje kapsamında yaklaşık 200 blokta inşaat çalışmaları sürüyor. İşler, ana yüklenici firma ve taşeronlar aracılığıyla yürütülüyor.
Eylül ayında, maaşlarını üç aydır alamadıklarını belirten yaklaşık 40 işçi, bir bloğun çatısına çıktı, “açız” diye seslendi.
MAHKEME DURDURDU
İzmir’in Menemen ilçesinde yapılması planlanan 5 bin 11 konutluk TOKİ projesine ilişkin açılan davada karar çıktı. Dava dosyasındaki bilirkişi raporunda, proje alanının Menemen Fay Zonu üzerinde bulunduğu ve alanın bitişiğinde Neonteikhos Antik Kenti 1. derece arkeolojik sit alanının yer aldığı belirtildi.

İnşaat çalışmalarının mahkemenin bu kararına rağmen durmadığını aktaran işçiler, şantiyedeki iş güvenliği önlemlerinin yeterli olmadığını, kişisel koruyucu ekipmanları her zaman bulamadıklarını söylediler. Eğimli çatılarda çalışan işçilerin düşmesini önleyecek hiçbir tedbir yok. Şantiyede her yerde paslı demirler ve açıkta duran elektrik kabloları var.

“EĞİTİM GÖSTERMELİK”
Şantiyede çalışan alçı ustası Mahsun Çelik işe başlamadan önce verilen iş güvenliği eğitiminin yeterli olmadığını savunuyor:
“İşe başlamadan önce iş güvenliği adı altında iki saati geçmeyen bir kurs veriliyor. Göstermelik bir eğitim gibi oluyor, bazı evraklar imzalatılıyor. İnşaat işçilerinin hayatını korumak için sadece baret takılması yeterli değil.”

İş güvenliğinin yalnızca kişisel koruyucu ekipmanlarla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Çelik, “Şantiyelerde A sınıfı İSG uzmanları önderliğinde sıkı denetimlerin yapılması, yüksekte çalışma güvenlik ağlarının kurulması, iş hijyeni kapsamında toz ölçümlerinin yapılması ve işçilere insani, temiz yaşam alanlarının; koğuş, banyo ve yemekhanenin kesintisiz sağlanması gerekiyor” diyor.
Çelik, yaptığı iş nedeniyle sürekli maske kullanması gerektiğini, ancak zaman zaman maske bulmakta zorlandığını söylüyor:
“Ben alçıcıyım. Sürekli maske takmam gerekiyor. Ama burada maske bulamadığım zamanlar oluyor. Taşerona çalıştığımız için saat 06.00’da uyanıyoruz. Uyandığımızda hava hâlâ karanlık oluyor. Geçen gün bir arkadaşımız karanlıkta yolda ayağını demire vurdu ve hastanelik oldu.”
Uzun çalışma saatlerinin kendilerini fiziksel olarak zorladığını söyleyen Çelik, “Uzun çalışma saatlerine sağlığımız el vermiyor. Bedenimiz 40 gün, en fazla iki ay inşaat işinde çalışmayı kaldırabiliyor. Sonra memlekete dönüyoruz. Çocuklar okula başlamış oluyor. Onları bir hafta, on gün görüp tekrar farklı bir şehirde inşaatta çalışmak için yollara düşüyoruz” diyor.
“TEK GÖZ ODADA SEKİZ KİŞİ KALIYORUZ”
Konteynerler ve ortak kullanım alanları da sağlıksız. Yatakhaneler kalabalık, duş ve tuvaletler yeterli değil. Yemekhaneler hijyen açısından sorunlu.

Konteyner ve yatakhanelerin aşırı kalabalık olduğunu aktaran işçi Tahsin Doğan, “Havalandırmasız ve nemli olması; grip, tüberküloz gibi solunum yolu hastalıklarının hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Şu anda da hastayım. Şantiyelerde duş, tuvalet ve temiz içme suyuna erişimin kısıtlı olması, biz işçilerin kişisel temizlik yapmamızı engelliyor. Bu durum enfeksiyonlara, parazitlere ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olabiliyor” diyor.
İşçilerin kaldığı konteynerlerin şantiye alanına çok yakın olduğunu belirten Çelik, gece saatlerinde de çalışma nedeniyle yeterince dinlenemediklerini söylüyor:
“Şantiye ile kaldığımız konteynerler yürüme mesafesinde. Gece boyunca iş makineleri durmuyor. Sağlıklı bir şekilde uyuyamıyoruz. Bir konteynerin tek göz odasında sekiz kişi kalıyoruz. İki katlı ranzalarda yatıyoruz.”
“BEŞ DAKİKA OTURUP NEFES ALMAK İSTİYORUZ”
Duvar ustası olarak çalışan Cemal Güzel ise çalışma temposunun yoğunluğuna ve dinlenme koşullarına dikkat çekiyor:

“Bazen dinlenmek için doğru düzgün bir yerimiz bile olmuyor. İnsan saatlerce çalışınca beş dakika oturup nefes almak istiyor. Ama iş yetişecek diye dinlenmeye fazla fırsat verilmiyor. Üstelik inşaat işi dikkat gerektiren bir iş. Yorgun olduğumuz zaman dikkatsizlik yapma ihtimalimiz de artıyor. Küçük bir hata bile büyük bir kazaya sebep olabilir” diyor.
Güzel, işçilerin çalışmaktan kaçmadığını ancak temel ihtiyaçlarının karşılanmasını istediklerini belirtiyor:

“Sonuçta hepimiz evimize ekmek götürmek için bu işi yapıyoruz. Ama çalışanların da insan olduğu unutulmamalı. Temiz bir tuvalet, temiz su, düzgün bir yemek ve dinlenebileceğimiz bir yer çok fazla şey değil. İş güvenliğinin ve hijyenin daha fazla önemsenmesini istiyoruz. Çünkü günün sonunda bizim de sağlıklı bir şekilde evimize dönmemiz gerekiyor.”



