Milyonlarca genç 10 Ağustos’a kadar üniversite tercihlerini tamamlayacak. Son bir aydır vakıf üniversitelerinde hummalı tanıtım çalışmaları yürütülüyor. Türkiye’deki her 10 vakıf üniversitesinden altısı İstanbul’da. Toplam 44 vakıf üniversitesi bulunan kentte, reklam panoları vakıf üniversitelerinin tanıtım günleri ilanlarıyla kaplı. Sokaklarda, eli kolu topladığı broşürler ve promosyon malzemeleriyle dolu, kararsız bakışlı gençler görmek sıradan.
Bazı vakıf üniversitelerinde dört yıllık eğitim neredeyse bir apartman dairesi fiyatına denk. Peki ailelerden böylesine büyük bir maddi fedakârlık bekleyen üniversiteler, öğrenci adaylarına nasıl bir gelecek tahayyülü, eğitim anlayışı sunuyor? Kampüs turlarında hangi vaatler öne çıkarılıyor?
Bu soruların peşinden üç gün boyunca İstanbul’daki altı vakıf üniversitesini dolaştık. Bahçeşehir, Kadir Has, İstanbul Bilgi, Yeditepe, Doğuş ve Üsküdar üniversitelerinin kampüslerinde tanıtım turlarına katıldık; öğrenci rehberlerle ve akademisyenlerle görüştük.
Altı üniversite, altı farklı kurumsal kimlik demek. Ancak üç günün sonunda üniversiteler arasındaki farklardan çok benzerlikler görünür hâle geldi. Farklı sloganlar altında aynı vaatler ve aynı gelecek tasavvuru tekrar edebiliyor. Bazı anlarda okul isimlerini çıkarsanız, geriye kalan cümlelerin hangi üniversiteye ait olduğunu tahmin etmek neredeyse imkânsızlaşıyor.
Elbette eğitim kalitesiyle ayrışmaya çalışanlar olduğu gibi, Boğaz manzarasıyla, kampüsteki tarihi eserlerle veya kampüsler arası ulaşımı tekneyle sağlaması gibi hizmetlerle öne çıkmaya çalışanlar da var.
Aralarında en “özel” durumda bulunan kurum ise Bilgi Üniversitesi. 2025’te kayyum atanan, Mayıs 2026’da bir kapanıp bir açılan üniversitenin tanıtım günlerinin başladığı gün ziyarete gelen aday öğrenci sayısı bir önceki yılın altındaydı ancak sonraki günlerde diğer üniversitelerle en azından ziyaretçi yoğunluğu bakımından arayı kapatmış görünüyor. Elbette okulun durumunun kayıt yaptıran öğrenci sayısına ne kadar yansıdığı, 10 Ağustos’tan sonra belli olacak. Öte yandan izlenimlerimize göre tanıtım standında en sık sorulan sorulardan biri okulun kapatılması meselesi.

KARŞILAMA MASASINDAN SMS KUTUSUNA
Tanıtım günlerini ziyaret etmek, hemen her kampüste benzer bir tecrübeyle başlıyor. Kapıdan içeri adımınızı attığınız anda sizi önce üst sınıflardan gençler karşılıyor. Üzerlerinde o yılın tanıtım konsepti için hazırlanmış tişörtler, boyunlarında akreditasyon kartları… Okulun aylar öncesinden açtığı ilanlara başvurarak tanıtım günlerinde günlük ücret karşılığında çalışan öğrenciler bunlar.
Görev tanımları da oldukça geniş: Aday öğrencileri ve ailelerini karşılıyor, kampüs turlarında rehberlik ediyor, stantlarda kayıt alıyor, ofis işlerine destek veriyor ve WhatsApp hattından gelen soruları yanıtlıyorlar. Ayaküstü sohbet ettiğimiz bir öğrenci/rehbere yoğun emeği karşılığında ne kadar ücret aldığını soruyoruz. Kısa bir duraksamanın ardından gülümseyerek, “Maaşımı henüz ben de bilmiyorum,” diyor. “Bankaya yatınca öğreneceğim.” Üniversitelerden birinin internet sitesinde, tanıtım günlerinde görev alan öğrencilere saatlik “sembolik” ücret ödendiği belirtiliyor.
Her üniversitede girişte aday öğrencilerin kişisel bilgileri isteniyor. Kimi QR kod okutuyor, kimi kısa bir form doldurtuyor, kimi ise doğrudan bilgisayar başında kayıt oluşturuyor. T.C. kimlik numarasından mezun olunan liseye kadar birçok bilgi sisteme giriliyor.
Bu kayıtların amacı, kampüsten ayrıldıktan birkaç saat sonra gelen SMS’lerle anlaşılıyor. Telefona peş peşe mesajlar düşüyor: “Akademisyenlerimizle tanışmak ve ilgi duyduğun programları keşfetmek için…” ya da “Eğlenerek ve öğrenerek dolu dolu geçireceğin üniversite hayatının ilk adımındasın!”
Bir üniversitede, turun sonunda ziyaretçiler bu kez “değerlendirme anketi” için bilgisayarların başına davet ediliyor. “Bizi nereden duydunuz?”, “Tercih listenize almayı düşünüyor musunuz?”, “Tercih nedeniniz ne olurdu?” gibi soruların yer aldığı formlar dolduruluyor. Böylece sistem sizi tanımlamış, veritabanına işlemiş ve potansiyel bir aday olarak takibe almış oluyor.

REHBER EŞLİĞİNDE KAMPÜS TURU
Kayıt işleminin ardından kampüs turu başlıyor. O gün size eşlik etmekle görevli öğrenci ilgi alanlarınıza göre sizi masadan masaya, odadan odaya, binadan binaya dolaştırıyor. Büyük çoğunluğu yaklaşık 90 dakika süren bu turlarda, sorduğunuz hemen her soru için farklı bir öğrenci, idari personel ya da akademisyenle buluşturuluyorsunuz.
Yalnızca iki üniversitede tur yarım saatin altında tamamlandı. Bunlardan birinde yaklaşık 20 dakika içinde beş ayrı masayı dolaştım; tempo o kadar yüksekti ki not defterimi çantamdan çıkarmaya fırsat bulamadan bir sonraki durağa geçiyorduk.
Turun rotası, aday öğrencinin ilgilendiği bölüme göre şekilleniyor. Üniversitelere iki farklı senaryoyla gittik. İlki, eşit ağırlık puan türünde yaklaşık 95 bin başarı sıralamasına sahip bir öğrencinin; ikincisi ise sözel puan türünde yaklaşık 170 bin başarı sıralamasına sahip bir adayın yakını olarak. Her iki durumda da aynı soruları sorduk. Hangi bölümleri önerirsiniz? Eğitim ve akademik kadro nasıl? Ücretler ne kadar? Mezun olduktan sonra öğrenciyi nasıl bir gelecek bekliyor?
Sözel puan türünde yaklaşık 170 bin sıralamaya sahip bir aday için bir üniversitede şu öneriler sıralanıyor:
“Mesela Halkla İlişkiler ve Tanıtım gibi bölümlerimiz var. Görsel İletişim Tasarımı, Reklamcılık var. Yeni Medya’mız mevcut. Ya da Mutfak Sanatları, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulumuz, gastronomimiz filan var.” Tıpkı hemen her yemeği servis eden turistik bir restoranın menüsü gibi…
Eşit ağırlıkta yaklaşık 95 bin başarı sıralamasında önerilen bölüm listesi de ilki gibi; bol çeşitli: “Hukuk olabilir, Yönetim Bilişim olabilir. Onun dışında Ekonomi, İşletme falan onlar kesin geliyor. Psikoloji de geliyor.”
Geniş bir ürün kataloğu tanıtılıyormuş hissiyle adı geçen bölümlerden birkaçını seçiyorum: “Tamam” diyorum “Hukuk olsun, bir de psikoloji olsun.”

BİR YAŞAM TARZI OLARAK ÜNİVERSİTE
Bir kampüste ziyaretçileri karşılayan binanın girişine kırmızı halı serilmiş, halının başladığı noktada bir yelkenli tekne sergileniyor; teknede görevli bir öğrenci halatları iki saat boyunca düzenleyip duruyor.
Üniversitelerin büyük bölümünde girişte çay ve kahve ikram ediliyor; ziyaretçiler su sebillerine yönlendiriliyor. Elinize okul logosunun bulunduğu bez bir çanta ya da dosya veriliyor. İçinde not defteri, kalem, tanıtım broşürleri, burs ve ücret bilgileri, taban puanlar, kontenjanlar ve kampüs olanaklarını anlatan basılı materyaller yer alıyor.
Bir üniversitede tur sonunda yönlendirildiğim alan, kampüsten çok Boğaz manzaralı lüks bir otelin lounge bölümünü andırıyor. Geniş koltuklar, katlı servis tabaklarında kurabiyeler ve pastalar, detoks suları, sıcak ve soğuk içecekler…
Garsonlardan birine buranın ne olduğunu soruyorum: “Aslında burası üniversite mezunlarının kullandığı Club Lounge. Ama bugün tanıtım günleri için misafirlerimize açtık.”
Aynı üniversitede “Buradan teknelerimiz kalkıyor, öğrenciler isterlerse Galata’daki kampüse tekneyle geçebiliyor” deniliyor. Kampüsler arası ulaşım bile üniversitenin sunduğu yaşam deneyiminin bir unsuru olarak anlatılıyor.
Bu tür anlatılar, kampüslerin hemen her köşesindeki billboardlarla destekleniyor. “Büyük bir ailenin parçası ol”, “Kariyerine bugünden yön ver”, “Uluslararası fırsatları keşfet” gibi sloganlar; iş birliği yapılan şirketlerin logoları ve gülen öğrenci fotoğraflarıyla birlikte sergileniyor.
Derslikler gezdirilirken kapalı perdeler açılıyor ve Boğaz manzarası özellikle gösteriliyor. Bir başka durakta ise üniversitenin bünyesindeki tarihi alan gezdiriliyor. Restorasyon sırasında ortaya çıkarılan, Osmanlı dönemine ait olduğu belirtilen kayıkhane, cam koruma alanı içinde gösterilirken rehber, “Burası Osmanlı döneminden kalma gerçek bir kayıkhane” diyor.
“Sosyal hayat nasıl?” sorusuna verilen yanıtlar da dikkat çekici. Çoğu zaman öğrenci kulüplerinden ya da kültürel etkinliklerden bahsedilmiyor. Kampüsün bulunduğu semt, üniversitelerin içindeki zincir kahve mekânları ve çevredeki kafeler anlatılıyor.
Neyse ki bazı üniversiteler ise spor imkânlarından bahsediyor. Kampüsteki tenis kortları, basketbol sahaları, yüzme havuzları ve halı sahalar gösteriliyor. Öte yandan bir üniversitede, halı sahanın geçen dönem saatlik kiralama ücreti 650 liraymış.
YURT DEĞİL BEŞ YILDIZLI YAŞAM KONSEPTİ
Öğrencilerin gündelik yaşamını doğrudan belirleyecek iki temel konu, yemek ve barınma, kampüs turunun doğal akışı içinde neredeyse hiç yer almıyor. Bu bilgiler ancak özellikle sorduğumda paylaşılıyor ve ilgili birime yönlendiriliyor.
Yurt konusunda üniversiteler farklı modellere sahip. Bir üniversite, anlaşmalı kız öğrenci yurdunun broşürünü vererek “Burayı arayabilirsiniz” demekle yetiniyor. Bir başkası üç anlaşmalı yurdun adını sıralayıp öğrencilere özel indirim uygulanacağını söylüyor. Kampüs içinde yurdu bulunan bir diğer üniversitede bu kez kontenjan sorunu öne çıkıyor; sınırlı kapasite nedeniyle yurdun yalnızca ücretini ödemek yetmiyor; yerleştirme çekilişle yapılıyor.
Kampüs içinde yurtları bulunan bir üniversitede ise fiyatlar oda tipine, kişi sayısına ve manzaraya göre değişiyor. Yıllık ücretler 150 bin liradan başlayıp 360 bin liraya kadar çıkıyor. Örneğin iki kişilik, istinat duvarına bakan bir odanın yıllık ücreti 240 bin lira. Ödemenin sene başında peşin yapılması isteniyor, ayrıca 20 bin lira da depozito alınıyor.
Bir başka üniversite ise bu yıl Ortaköy’deki lüks konaklama tesisi Republica Aparts’ı üniversite bünyesine katmış. Yurt, “sadece bir konaklama alanı değil, öğrencilerin sosyal, kültürel ve akademik gelişimlerini destekleyen 5 yıldızlı bir yaşam konsepti” olarak pazarlanıyor. Sosyal medyada, terasındaki havuzuyla tanınan rezidansta aylık konaklama ücretleri 31 bin ile 77 bin lira arasında değişiyor. O gün tek kişilik odaların kontenjanı dolmuştu. İki kişilik odaların aylık ücretleri ise 44 bin ile 59 bin lira arasında değişiyor. Bu yurtta havuz, spor salonu gibi tesisler ücretsiz, ama yemek ve otopark ücretli.
Üniversitelerde yemek konusu da ancak siz sorduğunuzda açılıyor. Bu haberde yer verilen vakıf üniversitelerinin büyük bölümünde devlet üniversitelerindeki yemekhane/tabldot sistemi yok. Bunun yerine kafe veya restoran mantığıyla çalışan, ürün bazında ücretlendirilen işletmeler mevcut. Yemekhanesi olan üniversitelerde ise fiyatlar devlet üniversitelerinin oldukça üzerinde. İstanbul’daki birçok devlet üniversitesinde dört çeşit yemekten oluşan bir öğün 60 lira civarındayken ziyaret ettiğim vakıf üniversitelerinden birinde benzer bir menü 240 liraya yakındı.
Bazı kampüslerde seçenekler daha da sınırlı. Bir üniversitede kantinden hallice küçük bir kafe bulunuyordu. “Genelde ne yiyorsunuz?” diye sorduğum öğrenci, “Ben genelde tavuk pilav yiyorum, 150 lira” diye yanıt verdi.
Bir başka üniversitede ise öğrenci rehber, “Burada yemekler biraz pahalı olabiliyor ama zaten merkeze yakınız. Öğrenciler genellikle dışarıda yemek yiyor” dedi.

BİTMEYEN EK MALİYETLER
Öğrenim ücreti, öğrencinin karşılaşacağı tek maliyet değil. Her ek adım ayrıca ücretlendiriliyor. Örneğin bazı vakıf üniversitelerinde bütünleme sınavı yok. Dersten kalan öğrenci yaz okuluna gidiyor. Yaz okulunda ücretler ders ya da kredi başına hesaplanıyor.
Uluslararası programlar, sertifika eğitimleri, yabancı dil sınavları ve meslek sınavlarına hazırlık kursları diğer ek harcama kalemleri. Elbette zorunlu değil ama bunların ortak vaadi aynı: Mezuniyet sonrası rekabette bir adım öne geçebilmek.
Örneğin, hazırlık sınıfının ABD’deki kampüste okuma fırsatı tanıyan bir üniversite var. Ancak üniversite bu eğitimin yalnızca yüzde 25’ini karşılıyor. Aynı üniversitenin tanıttığı başka bir programda ise hukuk mezunları ABD’de anlaşmalı program kapsamında küçük bir indirim uygulanarak bir yıllık yüksek lisansın ardından beş eyalette baro sınavına girme ve orada avukatlık yapma hakkı kazanabiliyor. Programın geçen yılki ücreti 15 ila 17 bin dolar (700-800 bin lira) arasında.
Bitmedi… Ek maliyetler gelmeye devam ediyor. Örneğin, hukuk fakültesi mezunlarının avukatlık stajına başlayabilmesi, hâkimlik ve savcılık sınavlarına girebilmesi için artık Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı (HMGS) geçmesi gerekiyor. İlk kez 2024 yılında uygulanan bu sınav, üniversitelerin tanıtımlarında da önemli bir yer tutuyor. Görüştüğümüz akademisyenlerin önemli bir bölümü HMGS etrafında yeni bir hazırlık piyasasının oluştuğunu kabul ediyor. Bazıları 40 bin lira olan kursların öğrencilerine özel 15-16 bin liraya düştüğünü anlatıyor. Bazıları HMGS hazırlığı için geliştirilen telefon uygulamalarını ücretsiz sunduklarını, bazıları ise son sınıf müfredatına deneme sınavları eklediklerini belirtiyor.
Neredeyse her üniversitede bir kariyer merkezi bulunuyor ve kampüs turlarında bu birimler mutlaka tanıtılıyor. Öğrencilere şirketlerin kampüste sık sık etkinlik düzenlediği, sektör temsilcileriyle doğrudan tanışabilecekleri, staj imkânlarına ulaşabilecekleri ve CV’lerini şirket yetkililerine iletebilecekleri anlatılıyor.
Bu sırada çok sayıda şirketin adı özellikle vurgulanıyor. Aynı şirket logoları ve iş birliği örnekleri üniversitelerin tanıtım broşürlerinde ve kampüslerdeki bilbordlarda da yer alıyor. Böylece turlarda mezuniyet sonrasında iş dünyasıyla kurulacak bağlantı ağı da önemli bir tanıtım unsuru olarak sunuluyor.
SIRADAKİ DURAK AKADEMİSYENLER
Kampüs turu boyunca ders içerikleri, akademik kadro ya da eğitim yaklaşımına ilişkin daha ayrıntılı sorular yönelttiğinizde,“Size akademisyenlerimiz daha doğru bilgi verir” deniyor. Böylece turun rotası değişiyor.
Ziyaret ettiğimiz altı üniversitenin yalnızca birinde akademisyenlerle görüşme imkânı sunulmuyordu. Bir üniversitede biri profesör olmak üzere iki öğretim üyesi tanıtım alanında oturarak öğrenci ve ailelerin sorularını yanıtlıyordu. İki üniversitede fakülte dekanlarıyla görüşme sağlanırken, diğerlerinde bölümlerde ders veren doktor unvanlı akademisyenlerle birebir konuşulabiliyordu.
Akademik nitelik sorulduğunda, üniversitelerin ve öğretim üyelerinin kullandığı dil büyük ölçüde benzer. Köklü geçmiş, yıllar içinde oluşan marka değeri, mezun ağı ve akademik kadro öne çıkarılıyor. Tanıtımlarda “reputasyon”, “inovasyon” ve “girişimcilik” gibi kavramlar sıkça tekrar ediliyor.
Öğretim üyelerinin ofislerinin bulunduğu katlar kampüs turuna dâhil ediliyor. Öğretim üyelerine kolay erişim, hem öğrenci rehberlerin hem de akademisyenlerin tekrar tekrar vurguladığı başlıklardan biri. Görüştüğümüz birçok üniversitede bu özellik, vakıf üniversitelerini devlet üniversitelerinden ayıran avantajlardan biri olarak sunuluyor.
Derslerin içeriği anlatılırken de uygulamalı eğitim vurgusu öne çıkıyor. Bazı üniversiteler hukuk eğitiminde ABD’deki öğretim modellerinden esinlendiklerini, öğrencilerin farazi davalar üzerinden çalıştıklarını ve teorik bilginin uygulamayla desteklendiğini anlatıyor.
AİLE UYUM, ÖĞRENCİ ÇEVRE DERDİNDE
Öğrenciler ile ebeveynleri üniversite tercihinde zaman zaman kuşak çatışması yaşasa da vakıf üniversitelerinin sunduğu en önemli vaat konusunda büyük ölçüde aynı düşünüyorlar. Her iki taraf için de iş dünyasıyla kurulacak bağlantılar ve mezuniyet sonrası kariyer olanakları belirleyici.
Okulların öne çıkardığı “mezun ağı”, “iş dünyası bağlantıları”, “kariyer” ve “uluslararası fırsatlar” söylemi, aday öğrencilerin beklentilerinde de karşılık buluyor. Görüştüğümüz öğrenciler için üniversite tercihi, yalnızca eğitim almak değil; mezuniyet sonrası kurulacak çevrenin, staj imkânlarının ve iş dünyasına açılacak kapıların hesabını yapmak anlamına geliyor.
Eşit ağırlıkta yaklaşık 15 bin sıralama yapan bir öğrenci, tercih listesinin büyük bölümü devlet üniversitelerinden oluşmasına rağmen ilk sıraya tam burslu bir vakıf üniversitesi bölümü yazmış. Ailesinin devlet üniversitesi ısrarına rağmen kararını şöyle gerekçelendiriyor:
“Özel okulların iş dünyasındaki yeri çok önemli. Konferanslarda konuşmacılar hep bu üniversitelerden mezundu. En kötü ihtimalle bile o çevreye girme şansınız oluyor.”
Üniversiteleri değerlendirirken akademik kadrodan çok kulüplere, etkinliklere ve şirketlerle kurulan ilişkilere baktığını anlatıyor: “Önemli olan network yapmak, staj bulmak. Şirketler etkinliklere boşuna gelmiyor. Kendini gösteren öğrenciyi fark ediyorlar.”
Ona göre diploma artık tek başına belirleyici değil: “Boğaziçi’nden de mezun olsanız, başka bir üniversiteden de; önemli olan kendinizi ne kadar geliştirdiğiniz. İşveren artık CV’nize, stajlarınıza ve LinkedIn profilinize bakıyor.”
Aynı öğrencinin gözünde vakıf üniversitelerinin bir diğer önemli avantajı ise sosyal çevre: “Sıra arkadaşınız ileride bir şirketin yöneticisi ya da sahibi olabilir. Dört yılda kurulan ilişkiler iş hayatında kapılar açabiliyor.”
Bu yaklaşım, ailesinin üniversite tercihine bakışıyla pek uyumlu değil. Bilgisayar mühendisi olan babasının devlet üniversitesinde okumasını istediğini, hatta vakıf üniversitelerindeki sosyal çevrenin kendisini olumsuz etkileyeceğini düşündüğünü anlatıyor:
“Babam, ‘Oğlum senin orada psikolojin bozulur Allah aşkına. Biz beyaz yakalıyız. Orada arkadaşın şunun oğlu bunun kızı olacak, o bir masaya 10 bin lira bırakırken sen tavuk döner yiyeceksin’ diyor. Kuşak farkının sıkıntısı bu mesela. Onlar bunu kötü bir şey olarak görüyor. Ben de diyorum ki ne güzel işte, o insanlarla bir tanışıklığım olacak.”
Aynı gün karşılaştığımız başka bir aday öğrenci ise tercihini daha çok kampüs imkanları, ulaşım ve yurt dışı olanakları üzerinden kuruyordu. İlk üç sıraya vakıf üniversitelerinin mühendislik bölümlerini yazmıştı. Annesi ise bir yıl daha sınava hazırlanmak yerine vakıf üniversitesini tercih etmelerini ekonomik gerekçelerle savunuyordu: “İstanbul’daki devlet üniversitelerini kazanamıyor. Başka şehre gitse ev tutacak, yaşayacak. O da para. Biraz daha fazla öderim ama en azından yanımda olur.”
SİYASİ NEDENLE İŞTEN ATILIR MISINIZ?
Konuştuğumuz bir öğrencinin tercihte en çok zorlandığı konu, Bilgi Üniversitesi hakkındaki belirsizlikti. Bu nedenle okulu ikinci kez ziyaret ediyorlardı. Öğrenci adayı, yaptığı araştırmalar sonunda okuldan vazgeçmemeye karar verdiklerini söyledi. Kapanma kararı çıksa bile bunun kısa vadede gerçekleşmeyeceğini düşünüyor:
“Kapanma kararı verildi ama hem öğrencilerin direnişinde hem de öğrencileri mağdur etmemek için kayyum gözetiminde tekrar açıldı. Bu sene kayıt almaya devam ediyorlar. Ben düşünüyorum ki kapatılacaksa bile yeni aldıkları kayıtların mezun olmasını bekledikten sonra üniversite kapanır. Benim rehberlik hocam da bana ‘Eğer sen bu okula gitsen Bilgi’den seni mezun etmeden kapatmazlar’ dedi.”
Rehber öğretmeninin kapanmayı bile avantaja çeviren yorumu ise dikkat çekici: “Öğretmenim dedi ki ‘Sen mezun olduktan sonra okul kapansa bile sonuçta bu okulun son mezunları siz oluyorsunuz. Sizden sonra o okulda başkalarının okuma şansı olmayacağı için bu sizi iş hayatında ekstra öne atıyor. Çünkü sizin gibileri azalmış oluyor’.”
Annesi ise belirsizliğin yalnızca Bilgi Üniversitesi’ne özgü olmadığı görüşünde: “Sonuçta kapanma ihtimali geçen sene bu okul için yoktu. Bu sene çıktı. Seneye ya da sonraki sene başka üniversiteler için de benzer kararlar verilebilir.”
Bilgi Üniversitesi’nden bir akademisyen ise “Velilerden kapanma ihtimaline dair sorular alıyor musunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Kapanma ihtimaline dair bana hiç soru gelmedi. Daha çok bölümün iş olanaklarıyla ilgili sorular soruluyor. Ama haberleri takip eden, gündemden haberdar olan öğrenciler ve veliler şunu soruyor. ‘Biz buraya akademik kadrosu için geliyoruz ama siyasal nedenlerle siz işten atılır mısınız? Bölüme siyasal baskı olur mu? Ders içeriklerine müdahale edilir mi?’ gibi.”
ÜNİVERSİTE ARTIK BİR YATIRIM ARACI
Altı vakıf üniversitesinde geçirdiğimiz üç günün sonunda ortaya çıkan tablo, yükseköğretimin giderek piyasa mantığıyla şekillendiğini gösteriyor. Kampüs turları, yalnızca bir eğitim kurumunu tanıtmakla kalmıyor; kariyer, çevre, uluslararası bağlantılar ve yaşam tarzı vaatlerinin iç içe geçtiği bir pazarlama deneyimine dönüşüyor. Akademik kalite elbette anlatılıyor, ancak çoğu zaman bu anlatı; Boğaz manzarası, yurt olanakları, şirket bağlantıları, kulüpler ve kampüs yaşamının gölgesinde kalıyor. Aday öğrenciler ise üniversiteleri artık yalnızca eğitim verecek, hayata dair bir bakış kazandıracak kurumlar olarak değil, mezuniyet sonrasında iş bulma ihtimalini artıracak bir yatırım aracı olarak değerlendiriyor.


