Plastiksiz Temmuz (Plastic Free July), her yıl temmuz ayında insanların tek kullanımlık plastik tüketimini azaltmayı veya tamamen hayatından çıkarmayı hedeflediği küresel bir çevre hareketi. Amacı, bireysel alışkanlıkları değiştirerek plastik kirliliğine karşı farkındalık yaratmak.
Hareketin kökeni Avustralyalı Rebecca Prince-Ruiz’in 2011’de başlattığı bir akım. Yerel yönetim bünyesinde atık eğitmeni olarak çalışan Rebecca, bir katı atık tesisinde gördüklerinden etkilenerek yakın çevresindeki 40 kişiye bir ay boyunca tek kullanımlık plastikleri kullanmama çağrısı yapıyor. Sonraki birkaç yıl içinde önce 400’e, ardından 4000 kişiye ulaşıyor. Böylece Plastiksiz Temmuz bir küresel akıma doğru ilerliyor.
2017 yılında, Plastiksiz Vakfı’nı (Plastic Free Foundation) kuruyor. Vakfın verilerine göre 2025 yılında 190 ülkede en az 174 milyon insan bu mücadeleye katıldı; katılımcılar, hane halkı atıklarını kişi başına 13 kilogram azalttı.

HER YERDELER
Plastiksiz Temmuz’un hedefinde doğrudan “kullan-at ürünleri” var. Akla ilk gelenler genellikle plastik poşetler, pet şişeler, plastik çatal-bıçak-kaşıklar, gıda ambalajları ve içi plastik kaplı karton bardaklar. Listeyi uzatmak, farkındalıkla mümkün. Tıraş bıçakları, kulak çubukları, şampuan ve saç kremi şişeleri, deterjan kutuları, ıslak mendiller, hijyenik pedler…
Bunların büyük bir kısmının hayatımızdaki aktif kullanım süresi ortalama 10-12 dakika; doğadaki ömürleri ise insan nesillerini geride bırakacak kadar uzun. Tek kullanımlık plastiklerin çok büyük bir kısmı geri dönüştürülemiyor; şehirlerin çeperlerinde devasa çöp dağları oluşturuyor ya da okyanuslara savruluyor. Atıklar, doğada binlerce yıl boyunca yavaşça parçalanıyor. Ancak çözündükçe yok olmuyor; mikroplastiklere, yani toprağı, suyu ve nihayetinde tüm canlıları zehirliyor.
Plastiksiz Temmuz hareketini uygulayan, hatta bunu hayatının tamamına yayan milyonlarca insan var. Bunlardan biri de 10 yılı aşkın süredir plastiksiz bir yaşam süren Ekolojik Dönüşüm markasının kurucusu Utku Yılmaz.
Yılmaz; bilgi işlem (IT) sektöründe, kendi deyimiyle “topuklu ayakkabıları ve bilgisayar çantasıyla toplantıdan toplantıya koşan, restoranlara giden, yurt dışı tatilleri yapan, tam bir beyaz yakalı” iken, hayat hikâyesi; 2015 yılında Selma Hekim’in “Bir Yıl Boyunca Hiçbir Şey Satın Almama Meydan Okuması”nı görmesiyle değişiyor.
Bu, sadece zorunlu temel giderler ve ambalajsız taze gıdalar haricindeki tüm kıyafet, kozmetik ve ev alışverişlerini bir yıl boyunca tamamen durdurmayı hedefleyen bir akım.
Kendisi de 1 Ocak 2016’da bu “satın almama” hareketine katılıyor ve bir yıl boyunca sadece dört parça eşya satın alıyor:
“İnsan niye bir şey alır ki? Alıp onu görmek, birilerine göstermek ister. Ama en yakınlarım bile bir yıldır hiç alışveriş yapmadığımı fark etmedi. Orada kendimle hesaplaştım.”
Bu sadeleşme, hızla mutfağına da sıçrıyor. “Evde niye bu kadar plastik pipet var? Streç filmlere neden ihtiyacım olsun” soruları onu, o dönem Türkiye’de alternatifi olmayan “çok kullanımlık çelik pipetleri” üretmek için Ekolojik Dönüşüm markasını kurmaya kadar götürüyor.
METROPOLDE EKOLOJİK YAŞAM PRATİĞİ
İstanbul gibi metropollerde yaşayanlar için plastiksiz, ekolojik bir hayat kurmak imkânsız gibi görünüyor. Plastiksiz yaşamanın en çok zorlayabilecek kısmı market alışverişi. Bu kısımda en çok önerilen şey plastik poşet yerine bez çanta kullanmak.
Ancak Yılmaz’a göre Türkiye’nin alışveriş alışkanlıkları ve metropol hayatının gerçekleri düşünüldüğünde bu, her zaman karşılık bulmuyor. Büyük kentlerde yaşayanlar plandansa anlık reflekslerle hareket ediyor. İşten ya da bir buluşmadan eve dönerken alelacele en yakın markete uğrayıp o akşamlık ne lazımsa alıyor. Evden her çıkışta “Yanıma bez çanta aldım mı?” kontrolü yapmak ya da büyük kentlerde dahi olsa sokakta elinde bez çantayla yürümek istemeyen erkeklerin varlığı düşünüldüğünde o “kutsal bez çanta”, ilk öneri olamıyor.
Yılmaz, plastiksiz bir yaşam için asıl değişimin vitrinlerle olan ilişkiyi değiştirmekten, yani aşırı tüketimi hayatımızdan kökten çıkarmaktan geçtiğini savunuyor. Bu da bizi metropolde hayatta kalmanın ilk kuralına getiriyor: Planlı alışveriş:
📌 Alışverişi ayaküstü yapılan bir eylem olmaktan çıkarın. Haftanın belirli bir gününü ve zamanını sadece bu işe ayırın. Listesiz çıkılan her alışverişin sonu eve fazladan birkaç parça plastik ambalaj taşımakla biter.
📌 Semt pazarları bu mücadelenin en büyük kurtarıcısı. Yeşillikleri, sebze ve meyveleri poşetlere tek tek doldurmak yerine doğrudan pazar arabasının içine bırakın.
📌 Yumurta kutularını çöpe atmak yerine bir sonraki alışverişte satıcıya geri verin. Esnaf için de işe yarar, masraftan kurtulur.
📌 Baklagilleri ya da kuruyemişleri plastik paketlerinde almak yerine mahalledeki kuruyemişçiye veya aktara birkaç boş kavanozla gidin. Kendi kabınızı doldurtun.

“EVDE ÇÖP YOK”
Yılmaz’ın evinde çöp birikmiyor, çünkü evine tek kullanımlık plastik sokmuyor. Sadece zehirsiz sebze ve meyve tüketiyor. Bunların kabuklarını da çöpe atmıyor. Önce kaynatarak sebze suyu elde ediyor. Kalan posayı kompost sistemine dahil ediyor. Bunu da evindeki bitkiler için toprak olarak kullanıyor:
“Çöpe çıkmayı ya da kapıcının çöp alma saatlerini unuttum, çünkü evde çöp yok.”
Yılmaz herkese alışveriş grupları/ gıda toplulukları kurmayı öneriyor:
“Mesela pirinç hasadı yapıldığında aramızdan biri, tanıdığımız zehirsiz üretim yapan çiftçiden çuvalla pirinç sipariş ediyor. Gruptaki herkes bir kilo, beş kilo, ihtiyacı kadarını alıyor. Böylece hem üretici tek kalemde iş yapmış oluyor hem her bir alıcı için ayrı ayrı kargo maliyeti olmuyor.”
PLASTİĞİ REDDETTİĞİNDE: “ABLA BEDAVA ZATEN”
Dışarıda neredeyse hiç yemek yemiyor. Arada bir, kokteyl içmek için dışarı çıktığında, bardakta pipet istemiyor. Kahve alacağı zaman termosunu, su içeceği zaman ise matarasını kullanıyor. Bazen su satın almak yerine işletmelerden bir bardak su rica ettiğini söyleyen Yılmaz, “Sizden bir bardak suyu esirgeyen işletmeye bir daha gitmeyin zaten” diyor.
Alışverişlerinde plastik poşeti reddettiğinde ise esnaftan sık sık “Abla bedava zaten” ya da “Bunu ücretsiz veriyoruz” gibi tepkiler aldığını dile getiriyor.
“PLASTİK POLİTİKTİR”
Plastiksiz Temmuz hareketini uygulayanlar genellikle çevre bilinci yüksek ve tüketim alışkanlıklarını sorgulayan kentli bireylerden oluşuyor. Hem hareketin kendisi hem de bunu uygulayanlar çeşitli açılardan eleştiriliyor. En büyük eleştiri, devasa petrol ve petrokimya şirketlerinin üretimi son hız devam ederken iklim krizinin faturasının tüketiciye kesilmesi.
“Dünyadaki karbon salımının büyük kısmından dev şirketler sorumluyken benim bir pipet kullanmamam neyi değiştirir?” tezi çok kullanılıyor. Nitekim dünyadaki plastik kirliliğinin esas sorumluluğu iki gruba ait: Birincisi hammadde devleri (petrokimya şirketleri), ikincisi sermaye (bankalar).
Minderoo Foundation’ın raporuna göre dünyadaki tek kullanımlık plastiklerin yarısından fazlasını 20 şirket üretiyor. En tepedeki beş şirket ExxonMobil (ABD), Dow (ABD), Sinopec (Çin), Indorama Ventures (Tayland), Saudi Aramco (Suudi Arabistan).
Bu üretimin yüzde 60’ından fazlası da sadece 20 küresel banka tarafından finanse ediliyor. En tepedekiler Vanguard Group (ABD), BlackRock (ABD), Capital Group (ABD), Barclays (İngiltere), HSBC (İngiltere).
Tam da bu küresel ve endüstriyel çarkın içinde plastik sadece bir çevre sorunu olmaktan çıkıp politik bir enstrümana dönüşüyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020 seçim kampanyasında kendi adının yazılı olduğu plastik pipetleri sattığını hatırlatan Yılmaz, “Elbette plastik politiktir” diyor.
Ayrıca Trump 2025 yılında, Biden yönetiminin bir önceki yıl çevre kirliliğini önlemek amacıyla hükümet kurumlarında tek kullanımlık plastik ürünlerin alımını yasaklamasına karşın yeni bir kararname imzalayarak plastik ürünlerin yeniden kullanılmasının önünü de açıyor.
Öte yandan Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük çöp alıcısı olmasını sert bir dille eleştiren Yılmaz, meseleye küresel bir sorumluluk duygusuyla yaklaşıyor:
“Biz nasıl Avrupa’nın çöplüğüysek, dünyanın başka yerindeki daha yoksul ülkeler de öyle. Bugün bizim burada tükettiğimiz her bir naylon poşet veya pet şişe, dünyanın bizden de daha yoksul bir yerinde başka bir çocuğun evinin önünde, denizinde ya da hayvanlarının otladığı yerde duruyor. Dolayısıyla bu tüketimi reddetmemiz gerekiyor.”

“BUNU DA DÜŞÜNEMEM” DİYENLER DE ÇOK HAKLI
Türkiye’de insanların zaten ekonomik krizle, geçim derdiyle ve her gün daha da zorlaşan hayat şartlarıyla boğuşurken bir de plastiksiz yaşamı düşünmeye mecalinin olmamasını anlayışla karşılamak gerekiyor.
Bu noktada Yılmaz, “Bunu da düşünemem” diyen insanlara çok hak verdiğini ve bu motivasyonu anladığını belirtiyor. Ancak aramızda bu yükü omuzlayıp bunu düşünebilen birileri varken hatırlatmaya ve sivil bir itaatsizlik sergilemeye devam etmek gerektiğine inanıyor.
“LÜKS DEĞİL, BEDAVA!”
Bir diğer eleştiri noktası ise sürdürülebilirliğin günümüzde lüks bir tüketim nesnesine dönüştürülmüş olması. Çelik mataralar veya cam saklama kapları gibi ürünlerin plastiğe kıyasla daha pahalı fiyatlara satılması, bu yaşam tarzının sadece belli bir gelir seviyesinin üstündeki ayrıcalıklı grupların erişebileceği bir lüks olduğu algısını yaratıyor.
Üstelik bu durum sosyal medyanın etkisiyle yeni bir tüketim kültürü de doğuruyor. İnsanlar evlerindeki kullanılabilir durumda olan plastik kapları veya eşyaları, sırf estetik ya da trend görünmüyor diye çöpe atıp yerine bambu veya cam yenilerini satın alıyor. Yılmaz’a göre mevcut olanı eskitmek yerine yenisini talep eden bu popüler çevre trendi, özünde aşırı tüketime karşı duran sürdürülebilirlik felsefesine karşı ihanet:
“Sürdürülebilir yaşamanın kesinlikle pahalı olduğunu düşünmüyorum; ucuz olduğunu da düşünmüyorum. Açıkçası sürdürülebilirlik bedavadır! Bir kere en sürdürülebilir olan şey, hâlihazırda elimizde olan üründür; yani elimizdekileri sonuna kadar kullanmak çok sürdürülebilirdir. Hiç temizlik bezi almıyorum, çünkü eski giysilerden temizlik bezi yapıyorum. Kâğıt peçete, kâğıt havlu da yok. Onu da eskimiş giysilerden yapıyorum. Yıllardır damacana su satın almıyorum, arıtarak musluk suyu içiyorum. Benim bir aylık su faturam, dışarıda restoranlarda ‘sağlıklı, sürdürülebilir, ekolojik’ diye satılan tek bir cam şişe suyun fiyatına denk düşüyor.”
YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ÜÇ KURAL
Utku Yılmaz’ın “Nereden başlayalım” sorusuna verdiği yanıtlar ise şöyle:
- Plastik regl ürünlerini hayatınızdan çıkarın. Eğer regl olan bir bireyseniz, ilk devriminiz bu olsun. Tamamen plastik ve silikon olan ped/tamponları bırakın. Regl kabı, yıkanabilir regl külotu veya disk gibi alternatiflerden birini seçin. Bu değişim sadece doğayı korumakla kalmayacak; o sentetik kokuların, kaşıntıların ve pişiklerin bıçak gibi kesildiğini göreceksiniz.
- “Hayır” deme pratiğini geliştirin. Evdeki plastikleri atıp yeni eşyalar satın almaktan ziyade dışarıdan gelen plastik akışını kapıda durdurun. Kafede otururken içeceğiniz karton bardakta geliyorsa “Ben porselen fincanda istiyorum” deyin. Kokteyl sipariş ederken baştan “Pipetsiz olsun” uyarısını yapın. Pazarda veya markette aldığınız üç farklı ürünü üç ayrı poşete koydurmak yerine hepsini tek poşette birleştirin.
- Katı ürünlere şans verin: Sıvı şampuanların, duş jellerinin ve deterjanların yaklaşık yüzde 80’i sudur. O suyu muhafaza etmek için kimyasallar kullanılır ve büyük plastik ambalajlarla kilometrelerce öteden taşınırlar. Bunun yerine her şeyin katısına geçin. Katı şampuan, katı deodorant, diş macunu tabletleri, katı tıraş sabunları… Daha pahalı gibi görünse de bir katı şampuan, kullanım ömrü olarak 2-3 sıvı şampuan şişesine bedeldir. Üstelik seyahatlerde akmaz, bavulda yer kaplamaz ve geçiş yapması en kolay adımlardan biridir.
Son olarak Yılmaz’a göre Plastiksiz Temmuz, bir mükemmellik testi değil. Her şeyi bir günde kusursuzca yapmanız beklenmiyor. Önemli olan “Nasılsa sistem bozuk, benim yapacağım ufacık bir değişiklikle dünya mı kurtulacak?” umutsuzluğuna kapılmamak ve kendinizi aşırı sıkacak kalıplara hapsetmemek:
“Tek kullanımlık plastik kullanacaksanız bile birden fazla kez kullanmaya gayret edin. Kendinizi aşırı sıkmanıza, boğmanıza gerek yok. Babam mesela gömleğinin iç cebinde hep bir plastik poşet taşırdı. Onu defalarca kez kullanırdı.”
