15 Temmuz darbe girişiminin ardından üç ay süre ile ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) rejimi iki yıl sürdü. 32 OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi çıkarıldı. Yaklaşık 162 bin kamu görevlisi KHK’lerle ihraç edildi.
OHAL’in ilk aylarında, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren KHK’lere hukuki itiraz yolu kapalıydı. Ancak daha sonra, 2017 yılında Başbakanlığa bağlı OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. Komisyon yaklaşık altı yıl çalıştı. 127 binden fazla itirazı değerlendirdi. Başvuranların yalnızca yüzde 14’ünün itirazı yerinde görüldü; ihraç kararları kaldırılarak görevlerine iade edildiler.
Komisyondan ret kararı alanlar da bu kararı mahkemeye taşıdı. Bu, OHAL sürecinin idari boyutuydu. Bir de haklarında ceza davası açılanlar vardı.
Aradan 10 yıl geçmesine rağmen, yargı kararıyla beraat eden veya takipsizlik alan KHK’lilerden kaçının göreve döndürülemediğine ilişkin resmi bir veri yok. Ancak, Şanlıurfa Barosu’nun farklı il ve kurumlardan ihraç edilen KHK’lilerle yaptığı araştırma, çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Baronun anketine katılan KHK’lilerin yüzde 82’si beraat etti ya da haklarında takipsizlik kararı verildi. Ama bunların sadece yüzde 0,9’u işine dönebildi. Bir diğer deyişle yargı önünde suçsuz bulunan her 100 kişinin 99’undan fazlası işine dönemedi.
YILLAR SONRA BERAAT ETTİ, YİNE DE “İLTİSAK”TAN KURTULAMADI

Beraat etse de görevine dönemeyenlerden biri Ümit Çetiner.
Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Sosyal Hizmet Uzmanı olarak çalışırken 2016 yılında 675 sayılı KHK ile ihraç edilen Çetiner’in dosyası, OHAL Komisyonu’nda yaklaşık altı yıl bekletildi. İhraç edildiği sırada hakkında açılmış hiçbir soruşturma da yoktu.
Çetiner hakkında, ihraç edildikten dört yıl sonra, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eylemleri gerekçe gösterilerek dava açıldı. 2021 yılında bu davadan beraat etmesine karşın OHAL Komisyonu yargının kararını yok saydı; aynı dosyayı “irtibat ve iltisak” gerekçesi yaparak işe iade başvurusunu reddetti.
Çetiner’in açtığı iptal davasında idare, beraatle sonuçlanan DTK gerekçesini geri çekti.
Ancak ret kararını sürdürmek için bu kez Çetiner’in Diyarbakır Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’ne üyeliği “irtibat ve iltisak” gerekçesi yapıldı. Yaşlılar, engelliler ve sokak çocukları gibi gruplara yönelik çalışmalar yürüten bir kuruluşa üye olmasının, mesleğinin bir gereği olduğunu ifade eden Çetiner, ret kararını şöyle değerlendirdi:
“Gerekçe bulamadıkları için resmen ‘gözünün üstünde kaşın var’ diyerek bir meslek derneğini önüme koydular.”
Çetiner, 10 yıldır süren hukuk mücadelesinde dosyasını Danıştay’a götürmeye hazırlandığını aktardı.
MAHKEMENİN SUÇ SAYMADIĞI BANKA HESABI VE SENDİKA ÜYELİKLERİ…
Bir diğer örnek ise güvenlik kaygıları nedeniyle haberde isminin değiştirilmesini isteyen sağlık çalışanı Songül Hanım.
Şanlıurfa’da bir devlet hastanesinde 18 yıl boyunca sağlık çalışanı olarak görev yapan Songül Hanım, 2016’da 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Kısa bir süre sonra eşi de belediyedeki veteriner hekimlik görevinden çıkarıldı.
İhraç sonrası 21 gün gözaltında tutulan Songül Hanım, yıllar sonra beraat etti. Mahkemenin suç saymadığı banka kullanımı ve sendika üyelikleri, OHAL Komisyonu tarafından “iltisak” kabul edildi, görevine iade edilmedi.
İdare mahkemeleri ve Danıştay’dan sonuç alamayan Songül Hanım, 2020’den bu yana AYM’den gelecek kararı beklediğini belirtti.
“MAĞDURİYET, MAHKEMEDEN SONRA DA DEVAM EDİYOR”
Şanlıurfa Barosu raporunun yazarı Ahmet Doğan, irtibat ve iltisak kavramlarının Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı bulunmayan, ilk kez OHAL KHK’leriyle hukuka giren esnek ölçütler olduğunu vurguladı. Sürecin yarattığı çelişkiyi şu sözlerle dile getirdi:
“Adli aklanma ile idari iade arasındaki bağ fiilen kopmuş durumda. Normalde bir hukuk devletinde ceza yargılamasındaki beraat kararı, idari işlemin dayanağını da ortadan kaldırır. Burada ise idare, ceza mahkemesinin ‘suçsuz’ dediği aynı deliller üzerinden ‘iltisak’ adı altında bağımsız bir değerlendirme yürütüyor.”
Yargı kararlarına rağmen insanların görevlerine dönememesini de değerlendiren Doğan, ortaya çıkan tabloyu şöyle özetledi:
“Bu durum, kişinin resmen ‘suçsuz’ ama fiilen ‘cezalı’ muamele gördüğü bir ara bölge yaratıyor. Raporumuzun adında kullandığımız ‘Hükmün Ötesinde Bir Mağduriyet’ ifadesi tam da bunu anlatıyor. Mağduriyet mahkeme kararıyla bitmiyor, tam aksine mahkemeden sonra da devam ediyor.”
İKİ KEZ İRTİBAT YOKTUR RAPORU VERİLDİ, 5 YIL AÇIKTA KALDI SONRA İHRAÇ EDİLDİ

KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen’in Şanlıurfa Şube Başkanlığı’nı yürüten Özkan Yorgun’un yaşadıkları ise KHK süreçlerindeki belirsizliğin ve bürokratik tıkanıklığın bir örneği.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nda 30 yılı aşkın süre Ziraat Mühendisi olarak görev yapan Yorgun, Ocak 2017’de açığa alındı. Yorgun’un dosyası tam 5 yıl boyunca “açıkta” bekletildi.
OHAL Komisyonu ve kurum içi heyetler tarafından yapılan incelemeler sonucunda Yorgun hakkında “herhangi bir irtibat veya iltisak bulunmadığı, göreve iadesinin uygun olduğu” yönünde iki kez rapor hazırlandı.
Yorgun, göreve iade beklerken Şubat 2022’de ihraç edildi. İhraç kararına gerekçe olarak, üç ayrı adli dosya gösterildi. Ancak bir dosya zaman aşımıyla düştü, ikinci dosyadan beraat kararı çıktı, üçüncü dava ise henüz karara bağlanmadı.
Buna rağmen Bakanlık içinde oluşturulan ve itirazları değerlendiren kurul, kesin karar verilmeyen bu dosyaları “iltisak” kabul ederek ihracı onayladı.

Ahmet Doğan, tahribatı şöyle ifade etti:
“Bu vaka, sürecin kendisinin nasıl bir mağduriyet aracına dönüştüğünü gösteriyor. Kişi teknik olarak ihraç kararı çıkana kadar açıkta görünse bile, çalışamadığı bu yıllar boyunca somut bir ekonomik ve psikolojik zarara uğruyor. Emeklilik haklarının ödenmemesi de mülkiyet hakkının ayrı bir ihlalidir.”
BABAM BİLE ‘BİR ŞEY VAR DEMEK Kİ’ DİYORDU
Rapora göre KHK’lilerin yüzde 96’sı işsizlik, yüzde 93’ü toplumsal baskı, yüzde 85’i ise psikolojik sorunlarla mücadele ettiğini ifade etti. Katılımcıların yüzde 89’u ise sosyal güvenlik haklarını kaybetti. Bugün dahi KHK’lilerin yüzde 49’u hiçbir işte çalışmadığını belirtti.
Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Sosyal Hizmet Uzmanı olarak çalışırken 2016 yılında 675 sayılı KHK ile ihraç edilen Çetiner’in ihraç edildikten sonra özel bir rehabilitasyon merkezine yaptığı başvuru KHK’li olduğu gerekçesiyle reddedildi.
Bu engeller nedeniyle bir süre kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalıştığını belirten Çetiner, Diyarbakır’da açtığı kafeyi de pandemi döneminde derinleşen ekonomik kriz nedeniyle kapatmak zorunda kaldı:
“Bu durumu aile içinde de yaşadım. Babam bile ‘Sana dava açıldı, beraat ettin ama yine de seni göreve iade etmiyorlar. Demek ki devlet nezdinde bir şeyler var’ diyordu.”
Çetiner; ihraç edildikten sonra, hamile olan bir mesai arkadaşının, ağır stres yaşadığı süreçte bebeğiyle birlikte yaşamını yitirdiğini siroz ve kanser hastası bir başka arkadaşının tedavi imkânı bulamadığı için vefat ettiğini, sendika temsilcilerinin stres kaynaklı kalp krizleri geçirdiğini ve sayısız arkadaşının aile bütünlüğünün bozulduğunu belirtti.
İhraç edildikten sonra sağlık sektöründe çalışması kısıtlanan ve iki çocuğu üniversitede okurken eşiyle birlikte işsiz kalan Songül Hanım, geçimini sağlayabilmek için üç yıl boyunca evinde yemek yapıp dışarıdaki iş yerlerine sattı.
Sigortalarının kesilmesi nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde de büyük zorluklar yaşayan aile, bir süre sonra ancak Yeşilkart sayesinde sağlık hizmetlerinden yararlanabildi. İhraç edildiğinde emekliliğine yaş olarak birkaç yıl kalan Songül Hanım, uzun mücadeleler sonucunda yaş haddinden emekli edildi. Ancak emekli ikramiyesi ödenmedi.
“SADECE İŞİMİZ DEĞİL…”
İhraç edilmeden önce 31 yıl 7 ay kamu hizmeti bulunan Yorgun’a da emeklilik ikramiyesi ödenmedi. Açıkta kaldığı ve ihraç edildiği dönemde kardeşinin firmasında büro işlerine bakarak geçinmeye çalıştığını belirten Özkan Yorgun, sürecin verdiği tahribatı şu sözlerle özetliyor:
“Bu süreç sadece bir iş kaybettirme meselesi değil; sosyolojik, ekonomik ve psikolojik boyutları olan çok yönlü bir cezalandırma mekanizmasıydı. Devlet bizimle çalışmak istemeyebilir ama bu uygulama bizim özel sektörde iş bulmamızı, toplumsal hayata katılımınızı da engelledi.”
Baro raporundaki veriler, KHK’lilerin yüzde 78’inin mesleğe dönmek istediğini gösteriyor. Ancak her hikâye farklı bir sona evrildi. Özkan Yorgun ve Songül Hanım süreç devam ederken emekli olan isimler.
Ümit Çetiner, duygusal yıpranmaya işaret etti.
Beraat kararlarına rağmen 10 yıldır süren hukuki belirsizliğin mesleki aidiyeti zedelediğini belirten Çetiner; iade edilenlerin de kurum içindeki baskı ve önyargılar nedeniyle sırf ekonomik kaygılarla görev yaptığına değindi.
Çetiner’e göre haksızlığın giderilmesi için mesleğe dönmek şart; ancak kırılan aidiyet duygusunu onarmak artık çok zor.



